Ana içeriğe atla

Haberli Yazı!

Haberini verdik de yazmaya fırsat olmadı. Öncelikle takipçisinden gecikme için özür dilemeli.

Ben bir konsere gittim ki sormayın gitsin! Imam Baildi İstanbul Babylon'daydı 9 Ekim gecesi. Sahnenin hemen önünden onları izleme şerefi de şahsıma aitti. Aman ne keyif! Yanımda çok sevgili dostum Özgün, karşımda son bir senemi neredeyse işgal etmiş Imam Baildi.

Zaten pek çoğunu bildiğim ezgilerini canlı canlı salıverdiler kulaklarımdan içeri, hem de gözlerimin içine baka baka! Ayaklarım yerden kesildi bildiğiniz. Hele bir de konserin sonunda Özgün'ün itelemesiyle kıvama gelen ben, grubun benim gözümde en kıymetli elemanı olan Giannis'yle sohbete girince, topuklarımdan kanatlar çıktı sahiden!

Rüya gibiydi işte. Onlar gecenin sonunda benim sevdiğim o güzel memlekete, karşı kıyıya uçtular.
Biz de Ankara yollarına düştük.

Haydarpaşa'da 23:30'da olması gereken Aslı ve Özgün, trenin düdüğüyle otobüsten indiler. Gara doğru depar atan iki genç, trenin hareket ettiğini görünce ellerinde ne varsa küfrederek sağa sola savurdular! Bir adam göründü uzaklardan, "durdurdum telsizden haber verip koşun!" dedi. Zaten pili biten Aslı ve Özgün son bir defa marşa basıp koştular trene ve son vagonda aldılar soluğu! Tren kaçmamış, kaçamamıştı. Biz perişandık ama, bu gerçek de gün gibi ortadaydı.

Ankara güzel şehir güzel olmasına tamam. Hadi bu kadarını kabul ediyorum oradaki güzel insanlar için. Ama... Yok. Sinmiyor içime yine de bir yanı. Sevemiyorum. Kuru soğuğunu hele hiç sevmiyorum. Eskişehir de canımı ye mesela. Ama Ankara. I-ıh. Bu ziyaretimde de geçemedi sınıfı.

Özgün, Kemal, Nilüfer Teyze'm, İo ve Mithra'ya teşekkürler!

Yağmur yağıyor İstanbul'da.
Güzel şeyler olsun.

Yorumlar

  1. Polatlı - Sincan maceramız da vardı :)

    Ama herşey çok güzeldi, bir kişiye daha treni sevdirdim :p

    O bir kişi de bana bir müzik grubu daha sevdirdi.

    Var sen Ankara'yı beğenme, İstanbul herkese yeter!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…