Kayıtlar

Körlük

Boş lafın kazandığı bir oyun bu. Altı boş, sadece duygularını emen lafların kazandığı bir oyun. Sonunda senin de kazanıyor gibi göründüğün ancak en nihayet mutlaka kaybettiğin bir oyun. Bu oyunda sadece boş laflar ve ağızlar kazanır. Bunu bir kenara yaz.

Senin ruhun sıkışacak yakın zamanda, birkaç nefes daralması gelecek içine oturacak. Onlar kalkmadıkça sen boğulacaksın, onlar kalkmayacak. Bir süre içinde ikamet edecekler, ta ki bu oyunun en hararetli günleri geçene kadar. Sen, sıkışmış ruhunla kaçacak delik arayacaksın. Bütün kaçma’lar kaçışacak. Birkaç nefes daralması daha sonra…

Söyleyemediğimiz her şeyin boğazımızda bir yerde bir yumruya, oradan da bedenimizin en ummadığımız köşelerinde yumrulara dönüştüğünü söyleyen efsaneyi bilirsin. Belki bu yüzden, bir yer elması kadar biçimsiz hissediyorum kendimi. Hani biraz yol versen ferahlayacak, biçimlenecek ama ısrarla şekilsiz şimdi.

Nereye varacak bu seyir bilmiyorsun. Tek bildiğin şey, kararlı bir bitmeyiş.

“Neden böyle?” diye sorar…

güldük, eğlendik, bitti.

Resim
bazı adamları ve kadınları başka bir yerine koyuveriyoruz gönlümüzün. ne derlerse, ne yaparlarsa ya da yapamazlarsa, fark etmez, onların sırtlarını sıvazlarken buluyoruz kendimizi. ya kabiliyetlerinin kocamanlığından, ya kredilerinin devliğinden oluyor bu çoğu kez. işte böyle bir adam değildir de kimdir, nedir Burak Aksak?! 
ondan olacak, film vizyona girer girmez gidip izledim. hangi film mi? "sen kiminle dans ediyorsun" tabii ki.

dili, dünyası kendine has adamların başında geliyor bana göre Burak Aksak. söylediği, yazdığı, anlattığı her şeyde de bir incecik dokunmuşluğu illa ki var yüreğimin bir köşesine. üstelik bu konuda oldukça iyi; doğru ânı, doğru damarı yakalamak onun en iyi yaptığı işlerden biri. bunu da bildiğimden, beklenti büyük filmden evvel.

sadece kadrosuna göz attığım, fragmanını bile izlemediğim bir film oysa "sen kiminle dans ediyorsun". kadroya bakınca film bir "bana masal anlatma" ya da "kara bela" olamadığını hissettirse de, …

çürük

heybetli bir ağaç baksan boyuna
oysa çürümüş içi, kibir sızmış suyuna. 
ne fayda gelir gölgesinden onun
düşebilir her an seni ezecek bir oyuna.

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…

İyi'ler övgüye değer. Hatta "övgü" fazla süslü bir sözcük onlar için.

Resim
Bazı şarkılar var, eviniz gibi şarkılar. Üzerlerinden yıllar geçtikçe, sadece eviniz olmakla kalmayıp öykünüzün bir parçası olan şarkılar. Benim için de çok özel şarkılar var tabii, her birimizin olduğu gibi. Konu bu şarkılar mı? Tabii ki. Biraz. Ondan söz ederken şarkılardan söz etmemek olmaz.

Hayattaki en büyük kayıp sanırım iyi şeyler hakkında hak ettikleri kadar konuşmamak. İyi şeyleri övmeliyiz; iyi insanları, huyları, yerleri.. İyiler övgüye değer. Hatta "övgü", onların güzellikleri yanında biraz fazla süslü bir sözcük olur çıkar, zira iyi olanlar, hakiki varlıklarıyla günü, ömrü kutsamaya yeter.

Ben biraz böyle bir şeyden bahsedeceğim şimdi.

Çok uzun zamandır nasıl müzikle hemhal olmaya çalıştığımı hayatıma değen insanlar bilir. Bu yolda çok da güzel ortaklıklarım, paydaşlıklarım oldu zaman içinde, şükür.

Bazen sadece öyle hissettiğin için ürettiğin şeyle"r oluyor bu yolculukta. Hangi yola sapacaklarını bilmeden, salıveriyorsun onları orta yere. Bu devirde en ort…

Gün Çirkini

Resim
Yılların eskitemediği bir şarkıyı dinlerken, yılların hayli hoyrat davrandığı fotoğraflarıma baktım. Onlar, an içinde saklanırken hangi objektiflere bakmışım, hangi gözlere dalmışım bilsen.. Kendime bile söyleyemediğim isimler buldum aralarında, bilmesen daha iyi o yüzden.

Çizgilerimden ayrıymışım o vakit. Dudaklarımın kenarında, sanki hep oradaymış gibi duran ne çok patika var oysa şimdi.. Konuştuğum insanlardan mı, söylediğim şarkılardan, içtiğim şaraplardan mı bilmiyorum ama, şimdi dudaklarımın kıyısı, aktif bir volkanın yamacından hallice. Yoksa abartıyor muyum yine?

Gözlerim biraz tutarsız, bugünden farksız. Kimi bakışlarımda düğün dernek izlenirken, kimilerinde görüş mesafesi bir metreden az. Buğulu, nemli, sağanak yağışlı..

Ellerim.. Onlar şüphesiz bugünden çok farklı. Daha kaleme yakın, deftere tutkun. Şimdiyse parmak uçlarımda bir sızı, günde 1000 miligramlık ilaçların kesmediği.

Omuzlarım genelde kalabalık, sağ tarafımda uzun boylu adamlar, sol tarafımda benden uzun kadınlar.…

Bıçkın Jonathan Geldi!

Resim
Photo credit: http://www.artfulliving.com.tr/ Bizim Künt'ü biliyorsunuz. Künt'ün yaratıcıları olan Murat ve İnci'den yeni bir haber var: Bıçkın Jonathan

İstanbul'daysan, yakın zamanda oralarda olacaksan iyi dinle: 

Bıçkın Jonathan Saçını yana tararsın, Kazağı omza atarsın, Yeri gelir sakal bırakırsın, Ne şekilsin Bıçkın Jonathan.
Bazen kendini Avrupalı sanırsın Bazen erilliğe kapılırsın, Trende göre duyar yaparsın, Çok esneksin A be Jonathan.
Geleneğe tapınırsın Ama Snapchat’te takılırsın, Her şeye anında alışırsın, Uyumlusun yani Canım Jonathan.
Baban gibi olmak istemezsin, Kendin olmayı Google’da öğrenemezsin, Arada derede yüzemezsin, Türkiye’ye benzersin,
Ey büyük Jonathan.
Esra Özkan ve Gencer Uçar’ın, Beyoğlu merkezli bir tasarım ofisi olan Halt Studio iş birliğiyle düzenledikleri ‘’Bıçkın Jonathan’’ adlı sergi, 8 Nisan Cuma akşamı GaleriBu’da açıldı.

Sergide Halt’ın kurucularından İnci Doğruer’in geri dönüştürülmüş objelerden ürettiği eserleri ve Murat Miroğlu’nun dijital illüstrasyon…