"çünkü ben senin işitmeye mecal bulamadığınım. gün bitiyor ve kararıyor aydınlık. etim derimi yırtıyor her geçen dakika. damarlarım yeni yeni kendine geliyor dünden beri ve ben onları okşuyorum sağ elimin minik dokunuşlarıyla. sol kolum bayram ediyor. öyle hasret ki çünkü bir tene.. neyse. girmeyeceğim oraya. sen beni oku. çünkü ben senin kulaklarının erişemediğiyim.
bir yastıkla gelmiş gibi üzerime bir gölge. bir gölge, bir yastıkla üzerime uzanmış gibi. gözlerimi, ağzımı bir yastıkla kapatmış gibi bir gölge. ben bir gölgede soluğumu yitirmiş gibiyim. burası, gün gibi karanlık. burada hiç ses yok, görüntü hiç. sıcaklığı bile yok bir yaban hayvanının. öyle çöl. öyle yokluk içinde. bunu böyle anlatmak, anlatıp da anlaşılmasını beklemek yersiz. en az benim kadar.
sen oku. çünkü eylemlerinin çemberi dapdar, girmekten haz aldığın tüm delikler gibi. çünkü eylemlerin şimdi okumakla sınırlı."
kimsenin duymaya bile cesaret edemeyeceği sözler söyledim sana, günler gecelerce. çarşaflara dolandım, şaraplar yudumladım ılık ılık. senin beni hiç bilmediğini, benim seni ben'leştirdiğim gibi sende sen'leşmediğimi gördüm, incindim. incinmek kadar kırılgan eylemlere battım çıktım. boğulmaya yüz tuttum sonra, tırnaklarım, yüzüm mosmor.
aşkın rengi bu değildi dedim kendime, ne çok değişmiş hissetmeyeli..
boyanmak istiyorum yeni baştan. yeni baştan aşka bulanmak. çünkü şimdi giyindiğim, örtündüğüm gibi değil. çünkü şimdi duyduğum, dokunduğum gibi değil evvelden. çünkü şimdi sevdiğim, bu sen değil.
beni aşka doyur. yeni baştan çıksın saçlarım, dişlerim, tırnaklarım. taptaze bir insan yavrusu oldur ellerinde ve beni aşka doğur. kendime getir beni. kendine götür.
Sonda söylenecek lafı başta söyleme adeti olanlar için, ki fena bi huydur bu, tek bir açıklaması vardır bu eylemin, yaşama arkadaşım o ilişkiyi!
Ten, kalp kayar gider karşı tarafa, aşka bulaşır. Bulaşır da bir ilişki tomurcuklanır kendiliğinden. Ben süreci kendime göre anlatıyorum, aşkın sonradan oluşacak bir nane olduğuna inananlar öyle dönüştürüp düşünsün söyleyeceğim şeyi. Ne diyordum, hah, ben diyeyim bir coşkunluk, bir kendinden geçmişlik, bir karnaval hali; siz deyin bi’ tir tir titreme, ölme bitme heyecandan! Anlayacağınız her şey mükemmelin sınırında yaşanır; Doğal, akılcı yer yer mantıktan uzakta ikamet eden sebeplerden de nihayete erebilir ilişki. belki aşk bitebilir, ten bir başkasına kaçabilir, nefesi kesilebilir taraflardan birinin, ölüm gelebilir yani. Amma velakin bir süreçtir “ilişki” diye çağırdığımız. Yaşanır, sonsuz olabilir, bitebilir.
Açıklamaya çalıştığım, başlık semalarında bahsi geçen eylemi bir üst paragrafta görebildiniz mi? Göremediniz. Neden? Çünkü ben böyle bir fikri doğurmazmışım ilişki süresince. Doğurabilenler dönüştürsünler bir de kendilerine göre, öyle anlatsınlar. Ben de onlara “yol gösterme” bölümüne geleyim yavaştan…
Dedim en başta, devam da edeyim. Çeşitli sebeplerden bir ilişki zaman kaybı olarak görülmeye başlanabilir belki “zamanla”. Hani insanlık halidir denir, çeşitli kılıflara sokulur hoş görülebilir falan. Ama ne büyük ihanettir bu aşkla boğulduğu zamanlarına insanın… Şayet öyle zamanlar hiç yaşanmamışsa sözüm yok ona da, “Be hödük, ne diye başladın o zaman ilişkiye” diye sorarım sana, hiç de çekinmem.
Her gün yeni baştan aynı zaman kaybınızla günaydınlaşır, kahvaltı edersiniz. İşe okula dağılır, akşam evde, dışarıda buluşursunuz aynı zaman kaybınızla. Ve aynı zaman kaybınızla yine seks yaparsınız orada burada gece gündüz. Seks yaparsınız, zira kendisiyle sevişmek mümkün değildir. Sevişmeleriniz, onun “zaman kaybı” olmadığı zamanlarda unutulmuşlardır artık, tabi oldularsa öyle zamanlar…
Lafı daha fazla uzatıp kendimi germeme lüzum yok. Bir ilişkiyi zaman kaybı olarak görmek ve görmeye devam etmek en büyük zaman kaybıdır. İnanın, ilişkinin kendisinden daha büyük kayıptır. Bunu düşüneceğinize kös kös, ilişkinizi bitirin, gidin iki satır bir şey okuyun, arkadaşlarınızla halı sahada top koşturun, sergi gezin, yemek yapın aç karnınızı doyurun.
bu türün gören'i bilen'i, kör'ü ve cahil'i kadar kötüdür. karşı cinsi için aynısı geçerli mi, bir düşüneyim...
evet. onun için de geçerli. ama ben bu gece bu tür'le bozdum..
hem kendisiyle, hem karşısındakiyle ne alıp veremediği var bilmiyorum. enteresan bi yaratık ama. arsız, utanmaz, didikleyici, hatta kafa sikici. adını çıkarmayın kadın düşmanına; iki lakırdı okuyun, bilin, bildirin de, sonra çemkirin yazara.
dedim. karşı cinsi de bunun başka bir çeşidi. aynı bokun soyu zaten ikisi de. ama bu yer yer daha yüzsüz "rakibinden". bir şeyi elde edemediği zaman düz duvara tırmanıyor. ağzından girip burnundan çıkmak için elde edemediğinin, tüm kozları köküne kadar ortaya sürüyor. sinirinden kendini sikiyor sonra.
bir de elde ettiyse istediğini.. önce havasından yanına kimse yaklaşamıyor! haspam iki dakikada renk ve biçim değiştiriyor, "görünmezlik" yazdırıyor beceri hanesine sanki.. sonra hırpalıyor elindekini. sanki çokları kaybetmiş, sonunda o bulmamış gibi. çokları kıymetini bilememiş, yitirmiş, kıymet bilme sırası ona gelmiş ama becerememiş gibi! gibisi fazla artık işte bu son raddede..
yoksun kalmalı kadın. ne elde etmeli ne de çırpınmalı o yüzden işte sahip olmak için. kendisini kaybediyor yoksa. ya da buluyor mu demeliydim?
bağrık: "bağrışma"ları topluca isimlendirmek istediği zaman "insan oğlu", bu sözcüğü kullanır. olur olmaz. o kullanır. bırakın.
sadakat:insanı "insan" yapan en önemli erdem bu belki de. ihanete bulaşınca eksiliyor zira aynı insan..
duman:hak ettiği değeri önce kendisine vermeyen grup. kendi kendini imha edecek bir video kasedi gibi.
zira:insanların ısrarla "keza" yerine kullandıkları sözcük. git tdk'ya bi' bak. aynı mı ikisi? gel şimdi buraya. otur. su vereyim..
arkeoloji:zordur.. başlı başına yüktür hatta bazense rahatlamanın vücut bulmuş halidir arkeoloji.. meraklı insanı cezbederken, meraktan yoksun adamı da merak sahibi yapar.. ekol hocaları yüzünden kimi zaman duvara kafa attırsa da güzeldir. farkındalıklarını açar insanın, ferahlatır.
fanatizm:tedavi edilmezse kişinin kendisine ve çevresine zarar vermesine sebep oluyor bir süre sonra. futbolun fanatizmi bahsettiğim, diğerleri için de yani "fanatizm" olgusu için de geçerli ucundan kıyısından tabi.. gözü kör, kulağı sağır, bilinci iptal eder..
ama tedavisi var. olun, oldurun. nasıl o tedavi diye sormayın, fanatiği olduğunuz naneye azıcık objektif bakın, gerisi illa ki gelir!
rakam:sayı demek değildir.. ve bunu ısrarla sayı ile eş anlamlı zanneder birileri.. fitil eder adamı..
komikçi:çok güzel bi söz, böyle oturuyor insanın ağzına.. şık o yüzden. amacını buluyor daha sözcüğün sonu gelmeden, o kadar.. çok başarılı. bulanı öpmek istiyorum karşı koymazsa..
vesait:genelde yanlış kullanılır kendisi.
şimdi eleman der ki,
"tek vesaitle geliyorum işe"
halbuki çoğul bir sözcük söyleyip onu tekil sözcükle niteler. gaflet ve dalalettir, yapmayın. tek vasıtayla gidilir, vasıta sayısı arttıkça değişir, artık 3 vesaitle gidilir. böyledir.
merak etmek:bununla endişelenmek arasında kökten arızalı bi çizgi var ki onu geçene aşk olsun. gelsin panik atak gitsin tırnak yeme seansları. rezil. kulaklık:kulağı ısıtmak üzere kapatanına, su kaçmasın diye tıkayanına, müzik çalanına, telefonla konuşturanına aynı isim verilir.. karışıklığa sebeptir.
sebep:sonuç'la ilişkili değildir aslında hep. sonuç kendi başına gerçekleşmek, kafasına göre takılmak istediğinde sebep mühim değildir..
sevgi:duyulan bir şey bu. saygı gibi. aşk'sa daha farklı yaşanıyor bundan. daha "daha" aşkın her şeyi..
yalnız sevgi'nin de aşağı kalır yanı yok. çok şiddetli hissettiriyor bazen kendini. böyle o aşk'ın kalp çarpıntıları, kelebek uçuşmaları bunda da baş gösteriyor.
ne olursa olsun geçmiyor bu ama. aşk öyle mi? uçacak yer arıyor!
tutku:bittiği zaman her şey biter.. onun olmadığı yerde yaşam yoktur.. sarsmak:kuvvetlice kımıldatmak, oynatmak yerinden, yeri göğü inletmek. sarsılmak'ın babası.
yitmek:en insan eylemlerden biri.. kaybetmek ya da ortadan kaldırmak kadar keskin olmamakla birlikte bir o kadar kararlı ve acımasız aslında.. bir müziği var yalnız ve kahretsin çok acı onun melodisi..
- benim çoraplarım nerde? + ikinci çekmeceye bak canım..
...
elin değemediği, gözün göremediği, başın yaslanamadığı bir yerlerde olup her nefesten haberdar olmak, hayatı paylaşmaktır.
kemirir. bitirir. bir şey bırakmaz geride fakat çoğaltır. yaşandıkça güzelleşir, güzelleştikçe büyür, büyüdükçe zorlaşır.. fakat alınan haz, geçen zamanla doğru orantılıdır.
uzak uzaktadır. yakınsa fazlaca yakında. ama bir yer bulmuşlardır işte varılacak, ortak bir noktada buluşmuşlardır. "tek tek" iken "bir tek" olmayı seçmişlerdir. ne iyi etmişlerdir! fakat oyun, seçme'den önce başlamış, seçim'in ardından da göstermiştir gerçek yüzünü, tüm acı ve tatlı yanlarıyla..
- beni sabah 9'da uyandırır mısın? + tabi ki..
...
aynı yatakta uyunmaz ama birdir uykular. gündüzler birlikte, geceler birliktedir. hatta o kadar ki, eş zamanlı yemek yenir, banyo yapılır.. ayrı yerlerde, bir tek hayat yaşanır.
dokunmalardan, sevişmelerden, gözyaşları içmelerden yoksun, böylesi büyük bir boşluğun içinde dolmaktır uzak yakınlık..
5 mart 1966'da hayata gözlerini yummuş kadın şair. kadının şair olabildi mi nasıl da olduğunu vurur yüzüne yüzüne insanın, yazdıklarından utandırır bazen..
23 haziran 1899 doğumludur. çocukluğunun büyük kısmı petersburg'da geçer. kiev üniversitesi'nde hukuk eğitimi alan anna, 1910'da dönemin ünlü şairi guliyov'la evlenir. eşiyle uzun seyahatlere çıkar. 1917'de ayrılırlar ve bir yıl sonra anna yeniden evlenir. bu esnada yazmak tutku safhasındadır onun için artık. ikinci kocasından da 1921'de boşanır. ilk kocası aynı yıl devrim karşıtı olduğundan öldürülür.
1925'ten 1940'a kadar şiirlerinin karamsar olması gerekçesiyle yayımı durdurulur. bu baskılarla 1946'ya kadar karşı karşıya kalır anna.
ilk kitabı veçer (akşam) ağırlıklı olarak aşk temalı şiirlerden oluşur ki, ağırlıklı olarak şiirleri aşk'tan kaynak bulur. ancak birinci dünya savaşı esnasında ve 1917 devrimi sırasında vatanseverlik üzerine de eserler verir.
az önce bahsettiğim o karamsarlığının yanına eklenen "erotik ve gizemci" ibareleri bahane olur ve "sovyet yazarlar birliği" ile ilişkisi kesiliverir. ikinci dünya savaşı esnasında, belki de bu yıldırmalara direnemediğinden artık savaş ve barış temalı şiirleri göze çarpar.
ferit edgü şair için, "1960’larda, şiirlerini ilk okuduğum günden bu yana, ne zaman onun şiiriyle karşılaştıysam, aynı hüznü, aynı onanmaz acıyı, aynı burukluğu duydum yüreğimde..." demiştir. mümkün değildir onu okurken sızısını duymamak, yaşamının kıyısında oturmamak bir dost gibi.
" ... yüreğim, alabildiğine yorgunsun. duyuyorum ağır ve sessiz vurduğunu... ben okudum biliyor musun, ruhların ölümsüz olduğunu. ... "
" ... ben gülümsemekten geçtim yakıyor soğuk yel dudaklarımı bir umut az gelir oldu şimdi fazla gelir bir şarkı. ... "
" ... artık aynı bardaktan su içmeyeceğiz ne suyu ne tatlı şarabı erken sabahlarda öpüşmeyeceğiz ve birlikte gözlemeyeceğiz camdan akşamı sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla ama yaşamadayız biz aynı sevdayla ... "
hiç, daha, henüz diye diye bir kendini bitiriş. sen benle kal derken mutlak bir eziliş kendi içinde. hep benle kal deyişindeyse bir inkar geçmişi...
bir yalvarış.
hiçkimsesizken, daha sarılmadan, ölmemek için hayata daha sıkı tutunuş.. hem bir yurda kaçmak için hem de çok uzağa, uzağın en yurt yerine daha derin dokunuş..
bir kalış, bir kaçış.. hem sabit gökte, hem yerde ayakları. aklı havada beş karış..
bana neyin nerede bitip nerede başladığını söyleme bu gece. bu gece kendimi katlediyorum ben. uzak dur.
biriktiriyorum ve büyümüyorum. delik bir kumbaradan farksızım şimdi. sürekli yok'a çıkıyorum var'ım zannettikçe. alıyorum, biriktiriyorum, tüketiyorum. kimseye, kendime bile faydası olmadan.
iki gün önce yolda yürürken dönüp de yanımdakine, "canım.. bakıyorum da yüzlerine yanımdan geçenlerin.. nasıl da kayıplar, nasıl da kayıp ruhlar bunlar! dedim." kendimi görmezden geldim. kendimi yok'a çıkardım yine en var'ım zannettiğim yerden konuşurken. kendimi en çok var ettiğim zamanları düşünürken, başkalarının yitişlerine yetiştim benimkini kaçırıp. izin ver de kendimi bulayım. bulup katledeyim bu gece.
nefret duymam sık sık. pek sık duymam. kimseye karşı; bırak olayları, yaşananları. insana karşı nefret duymam, önce insanlığımdan. gör ama nasıl zorlandığımı. nasıl zorlandığımı ve nasıl nefret ettiğimi sonunda herkesten. arkasından nefret edişlerimden ettiğim nefreti, nefrete bulanışımı, boğuluşumu. aşk ve tutkunun yanında ikamet edenin sahiden de nefret olduğunu nasıl da acımasızca öğrendiğimi gör.
bir yazının üzerine, yanına kıyısına yenisi yazılmıyor; bir hayatın yanına yöresine yenisi nasıl eklenmiyor, bir başka hayatı nasıl yaşamaya başlayamıyorsa insan. şimdi geri dönüp tüm hislerimi yenileriyle takas edemiyorum ben. kimseye gidip de birikmiş nefretimi tüketmez misiniz diyemiyorum, çünkü ağzına kadar dolmuş herkes zaten çoktan! çünkü ağzı dolmuş insanların nefretle, nefret damarlarından sızmış. satamıyorum beni. takas da edemiyorum.
bana nerede başlayıp nerede biteceğini söyleme bu gece. kendimi katlediyorum bir köşede. tanık istemiyorum ya da sanık. herhangi bir muhakeme ya da mahkemeye ihtiyaç duymadan katlime imza atıyorum. uzak dur.
bu yol artık yürünebilir değil. bu yol ya `şimdi` koşulabilir ya da `asla` adım atılamaz bir daha. bu yol, şimdi tek başına bir `yol ayrımı`.
şimdi ben duruyorum. birazdan sağ ayağım beni bir yere götürmek üzere odadakilerden müsade isteyecek. ben peşi sıra ayağımın, bahsettiğim yola çıkacağım. o yol ayrımında duracağım. ya gideceğim bir yere ya da öleceğim oracıkta. sen daha ben ağzımı açmadan, henüz kıpırdatmadan sağ ayağımın ucunu, daha aklım, kalbim bir yere varmayı dilemeden açacaksın ağzını yumup gözünü; "sen kararını vermişsin"..
ama bir bekleseydin; önce bir duymayı bekleseydin benden adı geçen "kararımı"! bir kez olsun, o da bu kez olsun önce kulaklarınla tanık olmak isteseydin bana, dilinden önce!
şimdi çok açık her şey.
ben adı geçen kararı vermekte geç kalmışım.
ben o karara daha önce varmalıymışım.
çünkü bu yol artık yürünebilir değil. bu yol ya şimdi koşulabilir ya da asla adım atılamaz bir daha. bu yol, şimdi tek başına bir yol ayrımı.
varlığın yokluğunda sır. bir baharın müjdecisi gelişin, bir bahar müjde sana. sığ ve bulanık sularda yıkanmış, arındığını sanmış bir kirli ruh bedenimde. ben öylece, bir bahar rüzgarında yıkılmışım göğsüne.
uzat parmaklarını, çekinme. titrekler bilirim, nasıl da. uzat sen, ellerimi aşan parmaklarını bir seferde, tereddütsüz. alnımda, çenemde, göğsümde bul notalarını şarkının. başla çalmaya. bir ezgi doldur içime, taşır dışıma. ben arınma sanrılarında bir kirli ruh. öylece serilmişim üstüne.
uzat dudaklarını. nefesin can verecek bana. bedenim bağımsız tellerden, bambaşka bir şarkı söyleyecek sana. yine yerleştir parmaklarını, aynı notalarla bambaşka bir ses duyur bana, benden bir ses doğur. yanılgılar denizinde yeniden kirlenmiş bir ruh bedenimde. öylece kırılmışım yüzünde.
varlığın yokluğunda sır. yokluğun varlığına kanıt. bir bahar müjdesisin sen. bir bahar müjde sana. ben bir çalgı ellerinde, yüzünde, göğsüne yaslanmış. sen hiç susma bana.
Çeşitli edebiyat dergilerinde (Kaçak Yayın, Budala, Mavi Yeşil, Adı Yok, Kül Öykü Gazetesi) yazı ve şiirleri yayımlandı. Kasım 2004'te Adı Yok Dergisi ekibine katıldı. İki yıl boyunca Adı Yok'un editörlüğünü yaptı. 2007'de reklam dünyasına giriş yaparak "reklam yazarı olmak" yolunda emeklemeye başladı.
Ayrıca bir gençlik yayınevi olan Carpe Diem Kitap'ın yazarlarından biri. Carpe Diem Kitap etiketli iki kitabı var;
Shakespeare'den Ruha Dokunan Düşünceler ve
Mevlana'dan Ruha Dokunan Düşünceler