29.12.10

"-yor"

"O mavi gözlü dev gerçekten sevmiş miydi minnacık kadını.." 
Birbirlerini görmüş olduklarından bile şüphe duyar şimdiki zamanlar!

27.12.10

A Şiir.. A Şair..

"sevgilim, ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket sigara
hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
'ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz'
çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
o gülün yüzü gülmüyor sensiz
o köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
hepten hüzünlü bu günlerde
gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
masada tabaklar neşesiz
koridor ıssız
banyoda havlular yalnız
mutfak dersen, derbeder ve pis
çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
vantilatör soluksuz
halılar tozlu
giysilerim gardropda ve şurda burda
memo'nun oyuncak sepeti uykularda
mavi gece lambası hevessiz
kapı diyor ki, "açın beni, kapayın beni"
perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
radyo desen sessiz
tabure sandalyalardan çekiniyor
küçük oda karanlık ve ıssız
her şey seni bekliyor, her şey gelmeni
içeri girmeni
senin elinin değmesini
gözünün dokunmasını
ve her şey tekrarlıyor
seni nice sevdiğimi"


Cemal Süreya öyle dedi "Sevgilim ben şimdi"de..
Olmayacak sözler söyletti bir şiire.

22.12.10

Müziğin Kanatlarında Bir Gece


Geçtiğimiz akşam Surp Takavor ve Surp Vartanants korolarını izledim İTÜ Maçka'da..
Ağırlıklı olarak Ermenice sözlü ezgiler başımızı döndürdü adeta..
Ayaklarım yerden kesildi desem yeridir!


Geceden içimde yer eden bir sese kulak vermek isterseniz buraya
Bu toprağın kucak açtığı kadar kucak açabilsek birbirimize..

16.12.10

"gibi" adam

"bir dostumlaymışım gibi huzurlu, babamlaymışım gibi güvenli, aşığımlaymışım gibi tutkulu, erkek kardeşimleymişim gibi muzur.." bir nevi Toyota gibi adam..

2.12.10

Kır-ık


İçimde kırılan bir şey var. Beş yüz günden fazla zamandır, her gün kırılıyor, gözlerime batıyor. Gözlerim akıyor sonra. Gün aşırı tekrarlanıyor bu. Tedavisi için farklı önerilerde bulunuyorlar. İlaçlar, ilaçlı uykular, zaman, çivi söken çiviler.. Hiçbiri kâr etmiyor.

Bırakalım böyle kalsın'lar hiçbir şeyi "öyle" bırakmıyor.
Benim içimde her gün bir şeyler kırılıyor.

24.11.10

Bıyıksızlar Bugün Tv'de Yayına Başladı!


Geçtiğimiz Temmuz ayında, Dünya Kupası rüzgarını da arkasına alarak futbol yazmaya başladı kadınlar Bıyıksızlar.com'da. Aylar geçti yazılı ve görsel medyada haklarında konuşuldu, yazıldı, çizildi. O kadınlar bugün sadece futbol yazmadıklarını, bizzat hissedip yaşadıkları bu sporu konuştuklarını da gösteriyorlar bizlere.

Merve Başeğmez ve Tolga Becer'in sunumlarıyla Bıyıksızlar, bundan böyle her Pazar saat 14:00'te Bugün Tv'de izleyicilerinin karşısına çıkıyor, hararetle futbol sohbeti yapıyor! Tanıklık etmek isteyen herkes davetli!

Digiturk, D-smart ve uydu üzerinden Bugün Tv'yi izlemek mümkün!
İletişim: biyiksizlar@bugun.com.tr - medya@biyiksizlar.com




9.11.10

Bıyıksızlar Futbol Extra'da!



Bıyıksızlar'ı biliyorsunuz. Kızlarla futbol yazıyoruz orada. Futbol Extra'nın Kasım sayısında ise kocaman bir söyleşimiz var. Bıyıksızlar'dan Arzu Bıçakçı imzasını taşıyan röportajı okuyun derim, benden önermesi!

8.11.10

Bir İmza Günü Daha Geçti...

Uzun zamanlar oldu, aklımda onlarca söz birikti de birini gözler önüne seremedim. Takip ediyorsanız buraları af diliyorum, zira koşturmaca sözcüğünü göbek adım yaptım bu sıralar. Yeniden öğrenci oldum, yeni bir kitabın fikrine girdim, futbol dünyasını yakın yerinden gözetledim.. Her sözüm di'li geçmiş zamanla sonlanmış gibi görünüyor olsa da, saydığım eylemlerin içindeyim hala. Laf kalabalığım ondan, biraz da derdimi anlatabileyim diye.

Birkaç yazılacak yazım var. Özellikle bir "Elazığ" seyahati yazım, ona geleceğim. Ama sıcağı sıcağına imza günü haberini, fotoğraflarını paylaşmak istedim. Özellikle standa gelip birbirinden değerli sözleri ve gülüşleriyle günümü şenlendiren dostlar için.


Geçtiğimiz hafta, 3 Kasım'da Tüyap Kitap Fuarı'nda imza günüm vardı. Yaklaşık 5 saat boyunca Shakespeare ve Mevlana sever - dostlarla buluştuk, kitaplardan, yazmaktan konuştuk bolca. Tüyap Kitap Fuarı her yazar için önemlidir şüphesiz. Kitaplarımın yayımlanmasından 5 yıl sonra bambaşka bir kimlik kazandı dersem yeridir. Söylemeden geçemiyorum bunu.


Carpe Diem Kitap standına uğrayıp "neden cuma günü burada değildiniz, ben kitabınızı almıştım oysa.." diyen Nihan'a, yazar olmak isteyen Beyza ve Sıla'ya, Carpe Diem Kitap'ın diğer değerli yazarlarının kitaplarının bir köşesine imza atmamı isteyen Aleyna, Işıl ve Ayşegül'e, Evyap Fen Lisesi öğrencilerine, "Ruha dokunanlar"ın Victor Hugo'sunu daha önce okumuş olan Ceren'e, Silivri İlköğretim Okulu'ndan Ayça, Gamze, İlayda, Begüm ve Gülin'e, günün belki de en sıcacık gülüşüyle yanıma yaklaşarak Semiha Berksoy ayraçlarını imzalar mıyım diye soran Mirhan, Oğuzhan, Yusuf ve Yunus'a, onlarla birlikte o gün yanımda olup heyecanımı paylaşan dostlarım Nilüfer, Murat, İbrahim, Kadir, Recep ve Ahmet'e, beni beş dakika arayla kaçıran canım Özge'ye çok çok teşekkürler..

Uzun oldu teşekkür faslı biliyorum..
Yakın zamanda kitap kokuları arasında her birinizle tekrar görüşmek üzere.

Fotoğraflar için çok değerli Fatma Burçak'a teşekkürler.

14.10.10

Hayallerinizi Büyük Tutun!


Bugün, nihayet Filmekimi'nin o güzel filmlerinden birini izleyebildim. Festival programı açıklandığında gözüme kestirdiğim L'arg de Raison yani korkunç Türkçe adıyla Aşka Fırsat Ver'i izledim. Hatta izledik, sevgili dostum Nihan'ı da festival ve filmler üzerine konuşurken "bak bu filme gidelim" diye bilet almaya götürdüm geçtiğimiz hafta. Cebren ve hileyle de olsa aldık biletlerimizi. Bugün Nihan, benden öne vardığı Gmall'da koltuğuna kurulmuştu, bense filme yetişmek için taksiye atlayıp "Gmall'a, çok acil!" diyerek taksiciden "bugün de herkes acil diyor" işitmiştim. 


Gelelim filme.. Filmimizin yönetmeni türlü çeşit hissi bir arada yaşattıran filmlerden olan Jeux d'enfants (Cesaretin Var mı Aşka?) ve "taze" My Sassy Girl'ün yönetmeni Yann Samuel'in yönettiği filmin başrollerinde Sophie Marceau, Marton Csokas, Michel Duchaussoy, Jonathan Zaccaï isimlerini görüyoruz. 

Yann Samuel'in oldukça naif bir dili olduğuna aşina olduğumuzdan artık yavaş yavaş, beklenti bu film için de bu yönde ve bir hayli yüksek. Salona girerken gösterime yetişmenin sevinciyle birlikte, bir yandan da "hayır, bu filmi izlediğine pişman olmayacaksın" diyordum kendime, yanıldığımı söyleyemem. Ancak filmin Türkçe adı, o kadar uzak bir yerinden tutmuş ki filmi anlatamam. "Akıl yaşı" olarak Türkçeleştirilebilecek, hatta İngilizce adı da "With Love... From the Age of Reason" olan filmi bambaşka bir yere çekmişler bu olmayacak isimle.. Neyse, takılmamaya çalışarak ilerliyorum.


Şehirli ve çalışan bir kadın olan Margaret üzerinden çözülmeye başlayan hikaye çok eskilere, karakterimizin çocukluğuna uzanıp günümüze geliyor film boyunca ve bu gidiş gelişlerin Margaret ve hayatındakilere yansımasını konu alıyor L'arg de raison. İşte artık kocaman bir yetişkin olan Margaret'in doğum gününde aldığı "Sevgili kendim, bugün yedi yaşıma basıyorum ve bu mektubu sana, Mantık Yaşı'nda verdiğim sözleri ve ne olmak istediğimi hatırlatmak için yazıyorum..." diye başlayan o mektup, yeni mektupları peşine takarak başlatıyor bu yaklaşık bir buçuk saat süren serüveni. 

Filmin özellikle Margaret'in çocukluğunu gösteren sahnelerinde yüksek dozda bir Amelie ve ısrarla Jeux d'enfants izleri bulmak mümkün; sıcak renkler, insanın içini ısıtan diyaloglar filmin içine ince tebessümler eşliğinde çekiyor seyirciyi. Kendi adıma o tebessümlerin filmin büyük bölümünde yüzümde kaldığını söylemem mümkün. Filmin müzikleriyse ayrı bir başlıkta irdelenebilir.. Enfesti gerçekten.


Sophie Marceau, kamera önünde olgun zamanlarının hakkını veriyor doğrusu.Braveheart'taki güzelliğinden biraz daha uzakta ancak bambaşka bir durulukla göründü film boyunca, birçok sahnede makyajı bile yoktu diyebiliriz zorlarsak! 

Yazacak çok şey var filmle alakalı ama daha derli toplu bir altyazıyla yeniden izledikten sonra yapabilirim bunu gönül rahatlığıyla. Sıcacık, dokunaklı ve evet, komik bir film L'âge de Raison. Kişisel notumsa 7.5/10.. 


Sözün özü ya da filmin sonu: "Hayallerinizi büyük tutun, kaybolup gitmesinler."

30.9.10

Efsane Buzbağ Yarışması Sonuçlandı!


Ve Aslı yarışmayı kazanan üç talihliden biri oldu! 

Buzbağ Şarapları, en güzel bağ bozumu tanımını yapan üç kişiyi Elazığ'daki bağ bozumu etkinliğine götürüyor, şehrin tarihi ve kültürel mekanlarını gezdiriyor, keyifli bir hafta sonuna davet ediyor bizleri.. 

"Toprağın önce yeşile, sonra meyveye, nihayet şaraba uzanan filminin en kalabalık sahnesidir bağ bozumu" demiştim.Şimdi o anı yaşamaya gidiyorum! 

Dönüşte birbirinden güzel görüntüler getireceğim sizlere..

21.8.10

İmza Günü


Beyazıt Kitap Fuarı Carpe Diem Standı'nda 3 Eylül 2010 Cuma akşamı iftar sonrası Ne demiş Mevlana ve Ne demiş Shakespeare isimli kitaplarımı imzalayacağım.
Görüşmek ümidiyle!

11.8.10

Huzurlu ve mutlu bir uyku gibisi yoktur. Ola ki bunlardan biri eksilir, işte o zaman o uykulara yatılmasa da olur.. 
Yatılmaz da işte..

9.8.10

Size ayrılan sürenin sonuna geldik. 
Yayında ve yapımda emeğiniz geçmediği gibi bir de iliğimizi kuruttunuz. 
Beter olun! 

29.7.10

Terazi

Terazi ve onun dengesine inandım, evet. Yalnız kefelerde sıkıntı var.. 
Nihai kararım: adil olmadığı terazilerin.. 

28.7.10

Vazgeçmek, bazen insana "bu gerçekten ben miyim" diye sorduracak denli kesin ve keskindir. 

27.7.10

Geçen Haftaya Bak II...

Geçen hafta kendimi Nevizade'de bi' başıma buldum. Ne o, Fenerbahçe - Galatasaray maçını izleyeceğim. İzledim. Bir nevi deplasmanda.. Nevi'de. Fenerbahçe'ye edilen küfürler arasında, dimdik dura dura, kendimle konuşa konuşa.. Nihayet M. ve E. geldi de yanıma, "hatun başıma" kalkıştığım bu işte dayak yemeden eve dönmemi sağladılar. Bi' ara niyeti bozup Fenerbahçe marşları söylemeye başlamıştım zira.. 

Sonra yine geçtiğimiz hafta biricik kuzen E. ile Beşiktaş - Vikingur maçını izledik. Tabii, erkek kuzeni maç izlemeye zorlamak konusunda benim gibi başarılı başka biri de var mı merak ediyorum. Cancağızım maçın hangi kanalda olduğundan bile haberdar değilken pek, ben onu tuttuğum gibi maçı izlemeye götürdüm. Ama dedim, canımdır. Hem de mis bir Beşiktaşlı'dır. Tadından yenmedi.. 

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran en büyük meselelerdi bunlar.. Futbol hayatımın orta yerine oturdu. Yani ben hayatımın orta yerine oturanları kaldırdım derken, kaldırdığımı zannederken.. 

Not da düşeyim yeri gelmiş ancak çok da geldiğini çaktırmamışken. 
Aşk mevsimle ilgilenmiyor pek. Aşık oldunuz mu bahara yaza falan bağlamayın diye söylüyorum.. 
Aklınızda dursun yani.. 

26.7.10

İstanbul'un Orta Yeri'nde Bir Cumartesi


Cumartesi gecesi enfes bir organizasyondaydım. Şöyle söyleyeyim; Fatih Akın, İstanbul Boğazı, birbirinden değerli dostlar.. Bu ipuçları bir şey anlatmadıysa, ben anlatayım. 

İDO ve Utopic Farm'ın katkılarıyla düzenlenen organizasyonda Barış Manço vapuru onlarca konuğu ağırladı. Vapurda Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası'nı izledik birlikte. Ancak sadece filmi izlemedik desem yeridir. Boğazın iki yakası arasında, kulağımıza çalınan "İstanbul melodileri" ile en çok İstanbul'u izledik. Hadi, çoğul konuşmayayım. Ben öyle yaptım. 

Tabii birbirimizi bulmuşuz, kolay bırakmak olmaz. Organizasyon sonrası, vapurumuz bizi aldığı yere, Kabataş'a bıraktıktan sonra Beşiktaş'a Okyanus'a uzandık. Okyanus dediğim meyhane işte canım.. Bir "U" masada, saatler süren lezzetli, bol mezeli, şarkılı türkülü muhabbet çıktı sonra sahneye. 

Gece, ardından Taksim'e doğru uzadı, sabaha vardı. Uykusuz başladığım Pazar gününde bir de Menemen çekimi vardı. Tüm bu tatlı yorgunluğun başlama noktası Barış Manço vapuru, şahane etkinlik ve İstanbul manzarası kirpiklerimde kaldı.. 

Başta Yiğit Kalafatoğlu ve Tolga Arıcan olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese, gülüşleri yüzlerinden eksilmemesi gereken tüm dostlara teşekkürler. 

20.7.10

Bana Göre Blanco, Sana Göre?




Mevsim pek bir başıboş kaldı sanki. Nereye çekseler oraya gidiyor bugünlerde, yağmur falan yağıyor, iki gram rüzgar çıkıyor sonra ama mütamadiyen nemli şu şehr-i İstanbul! Şehir adamın üzerine yapışıyor..


İşte bugünlerde bana ilaç gibi gelen bir şeyle karşılaştım. Zaten bünye alkolle haşır neşir, bir de böyle lezzetlisini görünce iyice kendinden geçiyor insan! Hare'yi biliyorsunuz, enfes likörleri var ki onlardan biriyle mükemmel bir lezzet doğurmuşlar. Tarifine ulaşmak mümkün buradan. Ayrıca bu benzersiz tadın da henüz bir adı yok, ona bir isim de vermek isterseniz aynı adresi dilediğinizce kullanabilirsiniz! Hem vereceğiniz bu isim sizi şahane bir tatile de gönderebilir!


O nemi de üzerimden alan güzelim Hare'li tadın adı "Blanco", ben öyle çağırdım bu nefis beyaz çikolatalı kokteyli. Siz ne dersiniz bilemem!

Not: Bugünlerde çok güzel şeyler de oluyor, tıpkı bu lezzette şeyler. Hepsini yazacağım kısa kısa, birkaç güne.

2.7.10

ÇoğulEkleri

Konuşurlar aylar sonra.. 
Der ki adam, 
Seni hep sevdim biliyorsun di mi?
Der ki kadın, 
Şirine için mavi olmayan bir erkek görmek, benim için yalan söylemeyen bir erkek görmek kadar kıymetli..
Der ki adam, 
Ağlatma beni..
Susarlar aylar sonra..

20.6.10

Minik Araların Ardından...


Uzun zamandır elim erişemedi buralara, okura bir özür borçluyum. Biraz olan bitenden haberdar edeyim istedim sizi, fazla ara vermek canımı sıkıyor zira.

Malum Dünya Kupası kasıp kavuruyor ortalığı. Herkes bir şikayetçi, beklediğini alamamış gibi. Bense şimdiki zamanların güzel sürprizlere gebe olduğunu düşünüyorum. Sadece düşünmekle kalmayıp bir şeyler de karalıyorum elbette. Siz bunları nerede mi okuyacaksınız? Daha önce minicik de olsa duyurduğum ikinci blogum, boynuzu geçen kulağım "Ceza Sahasının Dışı"nda. Şayet Afrika 2010 yorumlarıma, bıdırdamalarıma bakmak isterseniz, göz atın derim. http://cezasahasinindisi.blogspot.com/


Öte yandan Menemen devam ediyor, tam gaz! Neredeyse üçüncü ayımızı devireceğiz. Bilmeyenler için de küçük bir not düşeyim Menemen hakkında. Bir internet dizisi bahsettiğim. İki çağrı merkezi çalışanı kafadarın başından geçenleri izleyebildiğimiz bir internet dizisi. Facebook grubu 1000 kişiyi aşkın bir seyirci kitlesince izleniyor, dizi de hayli sevildi. Ben de Menemen'in senaristliğini yapıyorum. Hadi izleyelim bir derseniz, ona da buradan erişmek mümkün. Ayrıca Menemen'in Facebook grubuna da ulaşmak için: http://www.facebook.com/menementv

Geçtiğimiz hafta sonu Philips'in bir organizasyonunda yer aldım. Pazar gününü Ortaköy House Cafe'deki enfes bir brunch'la keyiflendirdiler. Sadece brunch mı? Değil elbette! Saç tasarımcısı İbrahim Zengin'in verdiği önemli bilgiler ve onun maharetli elleriyle birlikte leziz dakikalar geçirdim; bol bol aynalara bakıp saçlarımla oynadım. Organizasyonun sonunda ise Philips'in saç şekillendiricisi hediyesi ile çocuklar gibi şendim. Zaten kıvır kıvır olan saçlarım, saçlarımın darmadağın görünmesine neden olan elektriklenmelerin karşısına dikilebilecekler artık! Etkinlikte emeği geçen herkese de teşekkürler!

Bunlar dışında... Önümüzdeki 2-3 ay boyunca sanırım yalnızca "yazacağım". Kafamda bir iki proje var, bunlar da gerçekleşirse 2011'de yepyeni "okunabilir" sözler getirebilir, koyabilirim raflara kanısındayım.

16.6.10

Mavisiz Gölgem Aydınlık

... 
gidemem buralardan, rüyasız uykulara yatsam da.
bu şehirden gidemem.
en iyi bildiğim ‘gitmek’tir her zaman
ama gidemem İstanbul’dan.
martı kanadı yok başka şehirde;
Ay’ın büyüsü yok.
kaldırımlarda yüzüm yok başka yerlerde;
İstanbul'suz gölgem yok…

Aslı'nın Söyleşisi


Ceza Sahasının Dışı, malumunuz benim futbol konuşup yazdığım blogum HaberFabrikası'nın sorduğu sorulara yanıtlar verdi. Tamam tamam üçüncü tekil konuşmuyorum, sevgili Sarphan Uzunoğlu bana sorular sordu, ben de cevapladım zevkle.

Daha çok Dünya Kupası konusunda atıp tuttuğumuz röportajı okumak isterseniz, bu taraftan lütfen.

10.6.10

Bulut

Korkma, senden değil bu bulut. Ben var oldukça, salınmaya devam edecek üzerinde sol omzumun.. 

9.6.10

Yakarış

De ki: "Senin ancak sözlerin çıkabilir bu sınırların dışına.. Yazık sana." Acı bana!

8.6.10

Sükun

Sükuneti dilini ısırarak sağlamaya çalışırsan, an gelir kanarsın. 
...

2.6.10

Şarabım gelsin?


Alkolle aramız iyi, malum. Rakıdır, şaraptır seviyoruz bunları Yeni bir haber alınca veremeden edemedim. 

21 Mayıs – 06 Haziran tarihleri arasında Köşebaşı ve Develi restoranlarda bir kadeh veya bir şişe Buzbağ Rezerv alana ikinci kadeh veya şişe bedava olacak. 

Yolunuz düşerse ikinci kadehinizi ya da şişenizi almayı ihmal etmeyin canlarım. 

Afiyet olsun! 

18.5.10

Tekirdağ Fanatikleri Parmak Kaldırsın?


"Hayatta kimileri için bazı şeyler tektir, alternatifleri yoktur."

İşte bu sloganla Tekirdağ Fanatikleri'ni arıyor Tekirdağ Rakısı.

Siteye girip Baki, Sadık ve Selim'in rakı sofrasındaki sorularını yanıtlayanlar, arkadaşlarıyla birlikte leziz bir "rakı sofrası"nı kazanma şansı yakalıyorlar.

Benim rakı sevdam bilinir. Gözüme hoş görünen bu site ve kampanyaya bir göz atın istedim.

Sağlığınıza!

13.5.10

Acz

Bazen anlaşılmak için üzmek gerektiğini fark ediyorum. 
Hiç değilse akılda kalmak için insanları üzmeli. 
Böylesinden anlıyor acizlikleri

4.5.10

Seviyorum'ların İçini Boşaltanlar ve Sessizlik 1

Geç tahtaya. Geç geç geç. O tahtaya, evet. Önüne o beyaz tahtanın. İlkokuldaki gibi olanına, biraz daha aydınlık hani. O zamanlarda elinde tebeşir yahut kalem yazdığın "konuşanlar" gibi bir şey bu "seviyorum"ların içini boşaltanlar. Onları yazıyoruz. Yazmaya yeniden başlıyoruz aslında. Bu girizgahın ta kendisi!

Sen, ben, hepimiz o listeye adı bir biçimde yazılmışlardanız. Ve bu liste, uzamaya da devam edecek herkes birilerinin gözlerinin içine aşktan kıvranırcasına bakmaya devam ettikçe.

Kıvranırcasına.
Çünkü ölmüyor kimse. Birkaç zamandir sustum ben. Sustum çünkü daha iyi bir şey yoktu yapacağım. Tüm insanlığa olan bu sessizliğimi neredeyse bir ay sizlere okuttum. Çok kapandım içime, dışıma çok açıldım. Dışım içme sığmaz oldu, kendimden taştım. Şimdi iyiceyim. Her hayatıma dokunan adamı, kadını gönül rahatlığıyla yazacak kadar.

Kendimi affedeli çok olmuştu. Benden önce zaten herkesi affetmiştim. Ama şimdi... Durum değişti. Aflarım rafa kalktı bir bir, her içime yer eden gülüşü bir bir kazıyorum artık oldukları yerden. Çünkü sahtelikleri akıyor içime ben gözyaşı döktükçe, içim onların sahteliklerine boyanıyor. Ve ihanetletine en adisinden. En kendilerine ihanetlerine, bana olanlarından önce. Sözü er'lerden, özü şer'lere kadar, kim varsa hepsini bir bir çıkarıyorum içimde kurulu idam sehpasına. Asıyorum hepsini.

Bu yazının devamı var, bitti sanma.
Emin ol, sana da gelecek sıra.

12.4.10

Let's!

Bir duvarda beyaz bir tahta vardır, tüm karalıklara inat.
Üzerinde bir şarkı çalar, aylarca.

"i know a falling star can’t fall forever
but let’s never stop falling in love...
"


Sonra bir gece yarısı bu kadar yakın bir gerçek nasıl olur da anı olur der durursun kendine.
Uyuyakalırsın bir koltukta...

Yelkovan Ardı

düğümler arasında kalmakla çözülmeyi beklemek arasında bir zamandayım. elimin erişemediği bir yerde, sesimin dahi güç ulaştığı, ulaşırken çukurlara düştüğü, taşlara takıldığı bir yerde sen.. nefesimi ise duyamadın bile.


bir yol öncesinde zamanın, yelkovanın baş aşağı olmasından evvel yani biraz, gidip gelirken sözcükler aramızda, ne aydınlıktı her şey..

yitti bir anda gün avuçlarımda, gece yetişti..
karanlığa boğuldum sessiz kabullenişlerinin ardında.
halbuki bu kadar kolay olmamalıydı teslim olmak, ayak diretmek olmalıydı teninin altında bi yerlerde.
yoktu.

gece, nefes daralmalarını getirdi, yastığa koydu..
kim uyuyacak bu karanlık zamanda şimdi senden sonra..?..

11.4.10

Gölge

Cümle içinde kullanmak bir gölge'yi-yeniden...


- anne ben bugün bir gölgeye bastım.
- acımasın ayakların?
-...

Aslı Oy Bekler!

Blog ödülleri 2010'da iki farklı kategoride yarışan iki blogum var.
Göz atmak ve oy vermek isterseniz, şu adrese beklerim, mutlu olurum! :)

Kişisel - Aslı Aker
Spor - Ceza Sahasının Dışı

8.4.10

Men-e-men monitörlere düştü!

Günlerdir gerisaydığımız tarihe geldik. 8 Nisan 2010 benim ve benimle birlikte "Men-e-men"de çalışan herkesin heyecanla beklediği bir tarih olmuştu. Şimdi yüzümüzde bir gülümseme...
Men-e-men? Anlatayım.

Pozitif Tv'nin ilk internet dizisi Men-e-men, bir çağrı merkezinin çalışanları olan Genco ve Murat'ın başından geçenleri, onların "adam adama" hallerini izletecek bizlere.

Dizinin oyuncuları yıllardır iki sıkı dost olan Genco Çağlar ve Murat Karakaş. Dizinin yönetmenliğini Özge Bürkev, yönetmen yardımcılığını ise Pelin İpçioğlu yapıyor. Senaryolar da benim ve Genco'nun elinden çıkıyor. Kamera, ses ve ışık Fırat Işıktepe'nin himayesinde. Pozitif Tv ekibi ise projenin arkasında.

Bundan böyle yeni bölümleriyle her Perşembe pozitiftv.com'da olacak Men-e-men.
Bekleriz!

7.4.10

Aç!

Yeni sözler aldım senin için. Kimseye söylenmediklerinden emin olduğum, dil değmemiş sözler aldım sana ellerimle yeni cümleler kurabilmek için.

"Yazmayı bıraktım dedi, yeni sözler bulmadan, keşfetmeden, yaratmadan söyleyemezsin yeni şeyler, işte bu yüzden, yazmayı bıraktım dedi. Haklıydı. Haklıdır da o hep."

Ama ben… Buldum yeni sözler, keşfettim, yarattım senin için.
Aç sayfalarını bana…

3.4.10

Şarkı


Bir bakış kadar yakalayamadı hiçbir şarkı.
Bir gülüş gibi bağlayamadı kendine
Ve hiçbir dudak gibi dolanmadı dilime…

Ama sen...


Şarkımı söyle.
O yepyeni, dupduru ve sana yalnız.
Bir nefesin için yazılmış,
Dönüşsün diye sesine.

Islak sokakların orta yerinde,
Ayaklarımda gölgen, yürüsem ben
Bir ince sızı başımda, başım göğsünde,
Şarkımı söyle.

2.4.10

Gölge



Gülüşün, yüzüme yeni çizgiler ekledi,
Aynaya her bakışımda yüzün şimdi..

Keşke,
Bir gece yarısı, gölgenin üzerinde yürümek..

29.3.10

Kör!

Aynı şeyleri söyleriz, aynı dertlerden yakınırız. Uzak yerlerde durur da birbirimize bakarız. Gecenin bir yarısı, susar, yalnız uykulara yatarız. Çünkü sözlüklerimizden def ettiğimiz onlarca sözcüğümüz vardır bizim, çünkü son sevişmelerimiz hep, sırtını yalnızlığa dayamış, teklikten güç bulan sözcüklerle hayat bulmuştur. Biz yakınırız, ne fenadır “yalnızlık”, “tükenmek” ne fenadır, “eksilmek”, “yitmek”. Geveler dururuz!
Gelmez “kavuşmak” aklımıza. Biraz olsun “sarılmak” düşmez hatrımıza, uykumuzu bölmez titreyerek “sokulmak” birbirimize..
Nasıl da boşa şu yaşadığımız, görmüyor musun?

"Bir Çalgıyım Göğsüne Yaslanmış"

varlığın yokluğunda sır. bir baharın müjdecisi gelişin, bir bahar müjde sana. sığ ve bulanık sularda yıkanmış, arındığını sanmış bir kirli ruh bedenimde. ben öylece, bir bahar rüzgarında yıkılmışım göğsüne.


uzat parmaklarını, çekinme. titrekler bilirim, nasıl da. uzat sen, ellerimi aşan parmaklarını bir seferde, tereddütsüz. alnımda, çenemde, göğsümde bul notalarını şarkının. başla çalmaya. bir ezgi doldur içime, taşır dışıma.

ben arınma sanrılarında bir kirli ruh.
öylece serilmişim üstüne.

uzat dudaklarını. nefesin can verecek bana. bedenim bağımsız tellerden, bambaşka bir şarkı söyleyecek sana. yine yerleştir parmaklarını, aynı notalarla bambaşka bir ses duyur bana, benden bir ses doğur.

yanılgılar denizinde yeniden kirlenmiş bir ruh bedenimde.
öylece kırılmışım yüzünde.

varlığın yokluğunda sır. yokluğun varlığına kanıt.
bir bahar müjdesisin sen. bir bahar müjde sana.
ben bir çalgı ellerinde, yüzünde, göğsüne yaslanmış.
sen hiç susma bana.

yok'la'ma!