Ana içeriğe atla

Hayallerinizi Büyük Tutun!


Bugün, nihayet Filmekimi'nin o güzel filmlerinden birini izleyebildim. Festival programı açıklandığında gözüme kestirdiğim L'arg de Raison yani korkunç Türkçe adıyla Aşka Fırsat Ver'i izledim. Hatta izledik, sevgili dostum Nihan'ı da festival ve filmler üzerine konuşurken "bak bu filme gidelim" diye bilet almaya götürdüm geçtiğimiz hafta. Cebren ve hileyle de olsa aldık biletlerimizi. Bugün Nihan, benden öne vardığı Gmall'da koltuğuna kurulmuştu, bense filme yetişmek için taksiye atlayıp "Gmall'a, çok acil!" diyerek taksiciden "bugün de herkes acil diyor" işitmiştim. 


Gelelim filme.. Filmimizin yönetmeni türlü çeşit hissi bir arada yaşattıran filmlerden olan Jeux d'enfants (Cesaretin Var mı Aşka?) ve "taze" My Sassy Girl'ün yönetmeni Yann Samuel'in yönettiği filmin başrollerinde Sophie Marceau, Marton Csokas, Michel Duchaussoy, Jonathan Zaccaï isimlerini görüyoruz. 

Yann Samuel'in oldukça naif bir dili olduğuna aşina olduğumuzdan artık yavaş yavaş, beklenti bu film için de bu yönde ve bir hayli yüksek. Salona girerken gösterime yetişmenin sevinciyle birlikte, bir yandan da "hayır, bu filmi izlediğine pişman olmayacaksın" diyordum kendime, yanıldığımı söyleyemem. Ancak filmin Türkçe adı, o kadar uzak bir yerinden tutmuş ki filmi anlatamam. "Akıl yaşı" olarak Türkçeleştirilebilecek, hatta İngilizce adı da "With Love... From the Age of Reason" olan filmi bambaşka bir yere çekmişler bu olmayacak isimle.. Neyse, takılmamaya çalışarak ilerliyorum.


Şehirli ve çalışan bir kadın olan Margaret üzerinden çözülmeye başlayan hikaye çok eskilere, karakterimizin çocukluğuna uzanıp günümüze geliyor film boyunca ve bu gidiş gelişlerin Margaret ve hayatındakilere yansımasını konu alıyor L'arg de raison. İşte artık kocaman bir yetişkin olan Margaret'in doğum gününde aldığı "Sevgili kendim, bugün yedi yaşıma basıyorum ve bu mektubu sana, Mantık Yaşı'nda verdiğim sözleri ve ne olmak istediğimi hatırlatmak için yazıyorum..." diye başlayan o mektup, yeni mektupları peşine takarak başlatıyor bu yaklaşık bir buçuk saat süren serüveni. 

Filmin özellikle Margaret'in çocukluğunu gösteren sahnelerinde yüksek dozda bir Amelie ve ısrarla Jeux d'enfants izleri bulmak mümkün; sıcak renkler, insanın içini ısıtan diyaloglar filmin içine ince tebessümler eşliğinde çekiyor seyirciyi. Kendi adıma o tebessümlerin filmin büyük bölümünde yüzümde kaldığını söylemem mümkün. Filmin müzikleriyse ayrı bir başlıkta irdelenebilir.. Enfesti gerçekten.


Sophie Marceau, kamera önünde olgun zamanlarının hakkını veriyor doğrusu.Braveheart'taki güzelliğinden biraz daha uzakta ancak bambaşka bir durulukla göründü film boyunca, birçok sahnede makyajı bile yoktu diyebiliriz zorlarsak! 

Yazacak çok şey var filmle alakalı ama daha derli toplu bir altyazıyla yeniden izledikten sonra yapabilirim bunu gönül rahatlığıyla. Sıcacık, dokunaklı ve evet, komik bir film L'âge de Raison. Kişisel notumsa 7.5/10.. 


Sözün özü ya da filmin sonu: "Hayallerinizi büyük tutun, kaybolup gitmesinler."

Yorumlar

  1. film ekiminde izlemek için bilet aldığım ancak gidemediğim bir filmdi... özetlediğiniz güzel cümle tam bana göre: hayallerimi büyük tutmak için büyük çaba harcıyorum:)
    bu hafta içinde mutlaka izleyeceğim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…