Ana içeriğe atla

Minik Araların Ardından...


Uzun zamandır elim erişemedi buralara, okura bir özür borçluyum. Biraz olan bitenden haberdar edeyim istedim sizi, fazla ara vermek canımı sıkıyor zira.

Malum Dünya Kupası kasıp kavuruyor ortalığı. Herkes bir şikayetçi, beklediğini alamamış gibi. Bense şimdiki zamanların güzel sürprizlere gebe olduğunu düşünüyorum. Sadece düşünmekle kalmayıp bir şeyler de karalıyorum elbette. Siz bunları nerede mi okuyacaksınız? Daha önce minicik de olsa duyurduğum ikinci blogum, boynuzu geçen kulağım "Ceza Sahasının Dışı"nda. Şayet Afrika 2010 yorumlarıma, bıdırdamalarıma bakmak isterseniz, göz atın derim. http://cezasahasinindisi.blogspot.com/


Öte yandan Menemen devam ediyor, tam gaz! Neredeyse üçüncü ayımızı devireceğiz. Bilmeyenler için de küçük bir not düşeyim Menemen hakkında. Bir internet dizisi bahsettiğim. İki çağrı merkezi çalışanı kafadarın başından geçenleri izleyebildiğimiz bir internet dizisi. Facebook grubu 1000 kişiyi aşkın bir seyirci kitlesince izleniyor, dizi de hayli sevildi. Ben de Menemen'in senaristliğini yapıyorum. Hadi izleyelim bir derseniz, ona da buradan erişmek mümkün. Ayrıca Menemen'in Facebook grubuna da ulaşmak için: http://www.facebook.com/menementv

Geçtiğimiz hafta sonu Philips'in bir organizasyonunda yer aldım. Pazar gününü Ortaköy House Cafe'deki enfes bir brunch'la keyiflendirdiler. Sadece brunch mı? Değil elbette! Saç tasarımcısı İbrahim Zengin'in verdiği önemli bilgiler ve onun maharetli elleriyle birlikte leziz dakikalar geçirdim; bol bol aynalara bakıp saçlarımla oynadım. Organizasyonun sonunda ise Philips'in saç şekillendiricisi hediyesi ile çocuklar gibi şendim. Zaten kıvır kıvır olan saçlarım, saçlarımın darmadağın görünmesine neden olan elektriklenmelerin karşısına dikilebilecekler artık! Etkinlikte emeği geçen herkese de teşekkürler!

Bunlar dışında... Önümüzdeki 2-3 ay boyunca sanırım yalnızca "yazacağım". Kafamda bir iki proje var, bunlar da gerçekleşirse 2011'de yepyeni "okunabilir" sözler getirebilir, koyabilirim raflara kanısındayım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…