Ana içeriğe atla

Seviyorum'ların İçini Boşaltanlar ve Sessizlik 1

Geç tahtaya. Geç geç geç. O tahtaya, evet. Önüne o beyaz tahtanın. İlkokuldaki gibi olanına, biraz daha aydınlık hani. O zamanlarda elinde tebeşir yahut kalem yazdığın "konuşanlar" gibi bir şey bu "seviyorum"ların içini boşaltanlar. Onları yazıyoruz. Yazmaya yeniden başlıyoruz aslında. Bu girizgahın ta kendisi!

Sen, ben, hepimiz o listeye adı bir biçimde yazılmışlardanız. Ve bu liste, uzamaya da devam edecek herkes birilerinin gözlerinin içine aşktan kıvranırcasına bakmaya devam ettikçe.

Kıvranırcasına.
Çünkü ölmüyor kimse. Birkaç zamandir sustum ben. Sustum çünkü daha iyi bir şey yoktu yapacağım. Tüm insanlığa olan bu sessizliğimi neredeyse bir ay sizlere okuttum. Çok kapandım içime, dışıma çok açıldım. Dışım içme sığmaz oldu, kendimden taştım. Şimdi iyiceyim. Her hayatıma dokunan adamı, kadını gönül rahatlığıyla yazacak kadar.

Kendimi affedeli çok olmuştu. Benden önce zaten herkesi affetmiştim. Ama şimdi... Durum değişti. Aflarım rafa kalktı bir bir, her içime yer eden gülüşü bir bir kazıyorum artık oldukları yerden. Çünkü sahtelikleri akıyor içime ben gözyaşı döktükçe, içim onların sahteliklerine boyanıyor. Ve ihanetletine en adisinden. En kendilerine ihanetlerine, bana olanlarından önce. Sözü er'lerden, özü şer'lere kadar, kim varsa hepsini bir bir çıkarıyorum içimde kurulu idam sehpasına. Asıyorum hepsini.

Bu yazının devamı var, bitti sanma.
Emin ol, sana da gelecek sıra.

Yorumlar

  1. derin bir "ohh be" çekilmiş bu yazının sonunda, öncesinde yaşananlar bir yana..

    eline sağlık Aslı çok çok beğendim.

    YanıtlaSil
  2. Devamı da gelecek Oğuz'cuğum. Az kaldı.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…