Ana içeriğe atla

İstanbul'un Orta Yeri'nde Bir Cumartesi


Cumartesi gecesi enfes bir organizasyondaydım. Şöyle söyleyeyim; Fatih Akın, İstanbul Boğazı, birbirinden değerli dostlar.. Bu ipuçları bir şey anlatmadıysa, ben anlatayım. 

İDO ve Utopic Farm'ın katkılarıyla düzenlenen organizasyonda Barış Manço vapuru onlarca konuğu ağırladı. Vapurda Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası'nı izledik birlikte. Ancak sadece filmi izlemedik desem yeridir. Boğazın iki yakası arasında, kulağımıza çalınan "İstanbul melodileri" ile en çok İstanbul'u izledik. Hadi, çoğul konuşmayayım. Ben öyle yaptım. 

Tabii birbirimizi bulmuşuz, kolay bırakmak olmaz. Organizasyon sonrası, vapurumuz bizi aldığı yere, Kabataş'a bıraktıktan sonra Beşiktaş'a Okyanus'a uzandık. Okyanus dediğim meyhane işte canım.. Bir "U" masada, saatler süren lezzetli, bol mezeli, şarkılı türkülü muhabbet çıktı sonra sahneye. 

Gece, ardından Taksim'e doğru uzadı, sabaha vardı. Uykusuz başladığım Pazar gününde bir de Menemen çekimi vardı. Tüm bu tatlı yorgunluğun başlama noktası Barış Manço vapuru, şahane etkinlik ve İstanbul manzarası kirpiklerimde kaldı.. 

Başta Yiğit Kalafatoğlu ve Tolga Arıcan olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese, gülüşleri yüzlerinden eksilmemesi gereken tüm dostlara teşekkürler. 

Yorumlar

  1. Yazı için değil de tema için bişeyler söyleyim... Bayıldım ;)

    YanıtlaSil
  2. Evet...
    Ancak düşünülmeyen tek şey, bizim gibi Mehtap Gezisi'ne çıkacak olan insanların vapuru Barış Manço'nun bu organizasyonda kullanılacağının belirtilmemesi oldu.
    Biz de müzikli bilmemneli bir Boğaziçi gecesinin yerine bir şehirhatları vapuruyla Anadolu Hisarı'na gidip gelmiş olduk.
    Yani siz tadını çıkarırken biz 20 liraya şehir hatları vapuruna bindik, ayakta tıklık tıkışık bir 4 saat geçirdik. Şikayeti bildirdim Cumartesi'den beri İDO dönecek. Hasretle bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Şimdi İstanbul'da kalan tek güzel şey, bu canım şehir hatları vapurları. Ne güzelmiş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…