16.2.10

DikenÜstü

Zamansız gelmişti. Zamanlaması da her zaman kötüydü zaten. Elinden gelenin en iyisini yapmak gibi bir kaygıdan uzakken, her daim elinden gelenin en iyisini bulması temenni ediliyordu onun için. O ise bunlara aldırmıyordu. Aldırmıştı zira aldıran yerlerini.

Gecenin üçünde, sarhoş bir caddede yürüyordu. Koluna girdiği adam elindeki telefonun içine düşecek gibi yürüyordu sokakta, koluna girmesi de tam olarak bu sebeptendi. Adam sarhoştu, halsizdi ve dağılmaya yüz tutmuştu. Kadın koluna girmişti ve kendini kandırıyordu. Koluna girmesine sebep bu değildi yalnız.

Sebep, yaklaşık bir saat evvel onun kollarında deliler gibi dans ediyor olmasıydı.
Sebep, onu o basık mekana ilk girdiği an fark etmiş olması ve kendi kendine deliler gibi gülmesiydi.
Sebep, deliler gibi’leşmesiydi o hayatına girdiğindan bu yana.

“Bu yana” süreyi uzatıyor gibi görünse de, en fazla 4 saattir birbirlerinin hayatında yer alıyorlardı. Önce minik yakınlaşma çabaları, arkasından sarmaş dolaş olmalar, yersiz sırnaşmalar ve gece o sarhoş adamın evinde uyumalar, diken üstünde. Diken üstündeliğine geleceğim sonra.

Zamansızlıktan yakınan ve zamanlamaları berbat olan o kadın, dün gece o adamın evinde uyudu. Hem de ne uyumak! Yaklaşık 4 saat süren, uykudan uzak bir uyumak uyudu. Koltukta döndü; dönemedi, uyuştu.

Uyku öncesi kadının gözlerine kareler doldurdu adam. Siyah-beyaz kareler. Zamandan bihaber kadın, seyrine başladı karelerin. Bir kadın ve bir adam “önce kendini sevmekle başlar her şey” mottosunda iki ileri bir geri gidip geliyorlardı.

...

1 yorum:

  1. Merhaba,sayfalarınızı keyifle dolaştım,hayata katkılarınız için teşekkür ederim.

    Saygılar sevgiler.

    YanıtlaSil

yok'la'ma!