Ana içeriğe atla

DikenÜstü

Zamansız gelmişti. Zamanlaması da her zaman kötüydü zaten. Elinden gelenin en iyisini yapmak gibi bir kaygıdan uzakken, her daim elinden gelenin en iyisini bulması temenni ediliyordu onun için. O ise bunlara aldırmıyordu. Aldırmıştı zira aldıran yerlerini.

Gecenin üçünde, sarhoş bir caddede yürüyordu. Koluna girdiği adam elindeki telefonun içine düşecek gibi yürüyordu sokakta, koluna girmesi de tam olarak bu sebeptendi. Adam sarhoştu, halsizdi ve dağılmaya yüz tutmuştu. Kadın koluna girmişti ve kendini kandırıyordu. Koluna girmesine sebep bu değildi yalnız.

Sebep, yaklaşık bir saat evvel onun kollarında deliler gibi dans ediyor olmasıydı.
Sebep, onu o basık mekana ilk girdiği an fark etmiş olması ve kendi kendine deliler gibi gülmesiydi.
Sebep, deliler gibi’leşmesiydi o hayatına girdiğindan bu yana.

“Bu yana” süreyi uzatıyor gibi görünse de, en fazla 4 saattir birbirlerinin hayatında yer alıyorlardı. Önce minik yakınlaşma çabaları, arkasından sarmaş dolaş olmalar, yersiz sırnaşmalar ve gece o sarhoş adamın evinde uyumalar, diken üstünde. Diken üstündeliğine geleceğim sonra.

Zamansızlıktan yakınan ve zamanlamaları berbat olan o kadın, dün gece o adamın evinde uyudu. Hem de ne uyumak! Yaklaşık 4 saat süren, uykudan uzak bir uyumak uyudu. Koltukta döndü; dönemedi, uyuştu.

Uyku öncesi kadının gözlerine kareler doldurdu adam. Siyah-beyaz kareler. Zamandan bihaber kadın, seyrine başladı karelerin. Bir kadın ve bir adam “önce kendini sevmekle başlar her şey” mottosunda iki ileri bir geri gidip geliyorlardı.

...

Yorumlar

  1. Merhaba,sayfalarınızı keyifle dolaştım,hayata katkılarınız için teşekkür ederim.

    Saygılar sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…