Ana içeriğe atla

ayrılık dediğin ayrılmaktan ibarettir

Ayrılık pek ilginç bir mesele. Ayrıldık sözüyle bildirilebildiği gibi, hiç sözsüz de harekete geçebiliyor, yürürlüğe koyabiliyor kendini, koyulabiliyor. İstemli, istemsiz bir anda zuhur ediyor canına yandığım!

Geleceğim nokta tabi ki ayrılık değil. Gelecek olsam başta söylemem zaten.
Geleceğim yer kendi içimde çok açık, size de açık edeyim; ayrılıkla beraber gelen yabancılık.

"Kendimi çok yabancı hissediyorum" yahut "Bu ne şimdi, ne bu soğukluk?!" cümleleri ile girizgahı yapılası bu histen, bildiğiniz tiksiniyorum.

Geç bir bak, şöyle üç ay öncesine git, bir yıl öncesine ya da ne zaman "o benimdir o benim" demeye başlamışsan o zamana. Düşüyor mu dilinden "canım", bakışından eksiliyor mu hiç "biriciğin".

Ne münasebet! Ne eksilmesi, bilakis artıyor her nefeste! Onsuz olmak imkansız artık. Varlık onunla güzel... Hatta düpedüz, onunla var!

Gel şimdi, kalk kalk, gel şimdiki zaman'a!
Olmaz demişsiniz, çekil, yıkıl git demişsiniz ya da bir şey dememişsiniz, bitiş çizgisini görmüşsünüz diliniz daha varamamış ama "finish" demeye. Zaman zaman etek giymeye alışık olmayan kadınlar etek giydiklerinde kendilerini bir dağıtırlar, açarlar oturdukları yerlerini açılabildiğince. İşte sanki öylesi bir açığı yakalamış gibi bir kadın, yakalanmış gibidir iki taraf da ayrılık vakti geldi mi; elini ayağını, saçını başını bir düzeltir şöyle üstünkörü, toparlanır.

Canım, hayatım, biriciğim gider.
x'ler y'ler konuşur. Düpedüz isimler!
Ki bir ilişki içinde sevdiceğe isimle hitap etmek bazı zamanlarda kavga sebebidir. "Sen benim adımı söylerken bir ciddileşiyorsun, korkuyorum" denir. İşte sevgili bu demlerde pek güzeldir örneğin. Lakin kendisinden eser kalmamıştır.

Hadi varacağım noktayı bulalım, oraya oturalım.
Yapmayın. Ayrıldıysanız, ayrıldınız. Bittiyse bitti. Mesafe koymak, hiç tanışmamış gibi davranmak nedir, üst komşunun kuzeni muamelesi?! Gidiniz, itinayla sevişmeye devam ediniz demiyoruz kimseye, aksine, bunu tasvip de etmiyoruz hani. Ama göğsüne başını koyduğun adam kimdi ya da kucağında uyuduğun kadın? "İyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın?" diriliğinde ama bir o kadar ölü soğuğunda sözler duymayı hak edecek kadar "olmamış" mıydı, olamamış mıydı hiç?

Kendine olamıyorsan, anılarına sahip çık insan!
Bugün bu'ysan, biraz da o anılardan çünkü, o 'ayrıldık insanları'ndan..

Yorumlar

  1. Aman efendim aman aman
    kimleri gördüm ve dünya ne kadar küçük, oysa aslıcığım sen ne büyüksün bir bilsen. Aslında sana süpriz yapıp kimliğimi deşifre etmesem ama tutamam ki kendimi.Seni tesadüfen gördüm zeugma nın blogunu okuyordum oradan seni buldum tanrım ne güzel oldu.
    Her ne halse yorum yapılsın

    Sen ne yanlızsın nede yabancı Sen sadece nasıl bir servete sahip olduğunun farkında değilsin.
    İşin aslı

    Sen doğru aslısın ama kerem yanlış bikerem
    Selamlar iyi bak kendine

    YanıtlaSil
  2. Pek şaştım, pek gülümsedim bu yoruma ben!

    İbrahim.. Tanıdığım İbrahim'ler geçti gözümden.. Biraz deşifre etsen kendini ne güzel olur!

    Sevgiler.. )

    YanıtlaSil
  3. Kendini o'nunla tamam olduğuna o kadar inandırırsın ki, ayrılık ışıkları görüldükten sonra oluşan boşluk bu yüzdendir. Kişi kendi itiraf edemese de, bilinçaltında "yahu şimdi o olmadan nasıl olacak ki?" tipi sorular belirir.

    Gelelim, karşılıklı olarak birbirine 'iki yabancı' gibi davranmasına. Taraflardan birisi, niyeyse diğerinden 'daha çok' kırılır. Bu hep böyledir, istisnasız. Terkeden kişinin hiç yara almadığı düşünülür çoğunlukla. Bu yüzden de bu kişiye 'kırılınır'. Hal böyle olunca da, karşılıklı, oldukça formel bir iletişim vuku bulmaya başlar ayrılığı takip eden günlerde.

    Bana göre süt, onlara göre çikolata.

    "Oysa sevin dedi tanrı, önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe."

    YanıtlaSil
  4. Böyle güzel yazılar yazan bloglar görünce seviniyorum. Yazıyı okutmayı istetmek lazım ziyaretçilere.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…