Ana içeriğe atla

Sarayım

Öyle uğradılar bana bu gece yine... O hiç gitmeyenler değil, gelip gidenler uğradı. Biraz yokladılar yokluklarını, bende ne kadar da bittiklerine bakmaya gelmişler buldukları ilk nefesle. Son nefesiymiş gecenin, geri dönemediler bu yüzden, kaldılar. Biraz fazla zaman geçirdik haliyle, benim tahminim gelir gelmez gidecekleri yönündeydi. İyi oldu ama ziyareti uzattıkları, hası, makbulü kısasıyken. Alenen serildi gözümün önüne tüm unuttuklarım, sıpıtıp attım ne var ne yoksa.

İnsan kazanmak güzeldir. Sahicilerse o insanlar, dost, aşık, belki maşuk olarak dahil oluverirler apansız hayatımıza, ses etmeyiz. Ha ederiz bazen, sesimiz çığlık olur, sevince boğuluruz. Güzeldir işte, her güzel şey gibi başlangıçta yalnızca. Ardı kabak tadı olabilir.

O kazanılan insanlar gün gelir, devranın dönmesini çok da mesele etmeden çeker giderler, kırar giderler, aldanır giderler, aldatır kalırlar, gönderilirler.. Tüm bunlar olasılık dahilidir. Dahası da vardır şüphesiz. İşte güzelim insanlar bu demlerde, belki biraz da sonrasında yiterler. İnsan kaybetmek'tir bunun da adı ama sadece bir "eylem" olmaktan fazlası olur çoğu kez.

Onlarla birlikte gelenler, geldikleri gibi gitmezler. Mevcut yapıyı bozma eğilimi gösterir, söke kopara bir şeyler, tahrip gücü yüksek bir gidiş giderler. "Dönüşleri olmasın inşallah" bayağı bir "halk türküsü" olur, katılaşır.

Velhasıl diyeceğim o ki, geçen giden ne varsa uğradı bana işte. Ben kendimi yeniden bulmuşken adeta bir kılçık gibi gelip gırtlağıma saplandılar. Canım yanmadı. İşte buydu tüm söylemek istediğim, canım yanmadı.

Bir göğüs kafesi,
bir nefes ve bir çift göz,
dupduru.
Şimdi bir yudum ekmek ve su
Benim sarayım oldu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…