Ana içeriğe atla

İnanç Aşkı Sorgularsa


Yusuf Kurçenli'nin filmi Yüreğine Sor'u galasında izledim.
Konuşmanın vaktidir şimdi...

Cevahir AVM'de gerçekleştirilen gala oldukça kalabalıktı. Sinema ekolay'ın davetlisi olarak yer aldığım bu etkinliğe katılan birkaç "blogger" dostum da vardı. Film öncesinde sohbetimizi edip kendimizi gala mekanına doğru uçurduk.



Ben, Türk filmlerinden beklentisi hala düze çıkamamış bir seyirciyim. Ne oyunculuklar adam akıllı tatmin ediyor beni çoğu kez, ne hikayeler, ne de sinema teknikleri. Ha çok mu anlarım hadiseden? Metin kısmından anlarım biraz olsun, gözümle de aram iyidir yani... Tüm bu önyargı deposuyla girecektim filme birazdan, fakat önce kokteyl denen o "gala öncesi ayakta durma seremonisi"ne bir bakalım birlikte.


Cevahir AVM'nin galalar için doğru mekan olmadığı kanaatindeyim, başta bunu söylemek lazım. O bitmek bilmeyen merdivenler, salonlar arası dar mekanlar falan.. İçini daraltıyor insanın. Karşılama masası tam da merdivenin ağzına yerleştirildiğinden bir yığılma yaşandı örneğin. Yürüyen merdivende "bekleme yapan" insanlar göstererek başladı gece, enteresandı. Kokteyl faslı ise biraz karambole geldi işte tam da bu mekanın organize edilememesinden sebep; sanki bir gala gecesinde değiliz de Bursa terminalindeyiz havası esiyordu ortalıkta. Herkes ayakta, dip dibe, ellerinde çanta ve kabanlarıyla kalakalmış vaziyette. Neyse.. Biz "Yeni Rakı" organizasyonu görmüş bir neslin evlatları olduğumuzdan artık, her şey boş geliyor bize!


- Esma? + Mustafa!

Film daha ilk sahnesinden beni arada bırakmayı başardı. Önce övgülerimi düzmeliyim elbette.


Görüntü yönetimi bu kadar başarılı az film çıkıyor Türkiye'den. Görüntü yönetmenine baktım sonra filmin, Colin Mounier'miş sustum. Sahiden, Karadeniz'in o eşsiz doğasını, iç ve dış mekanları, karakterlerin mimiklerini sanki birer albümden izlettiler. Bir yandan da son zamanlarda benim sık sık dinlemeye başladığım Karadeniz ezgileri gönderdiler kulaklarımıza, iyi geldi birlikte. Hikaye az çok tanıdıktı; dönemin Hristiyan - Müslüman çekişmesi, bunun aşkları nasıl da göbeğinden vurduğu... Bugün bile konu olmaktan sıkılmamış, gereksiz fakat bir o kadar da gerçek mevzu...


Zaman zaman gözüme çarpan, kulağıma batan diyalog eksikleri ve "ağız" sorunlarını anarak olumsuz yorum eşiğinden atlıyorum. Ağız konusu önemli mesele. Her yörenin yöresel ağzını yapacak oyuncu bulmak güç, tamam. Ama böyle büyük bir projede, hem de Kültür Bakanlığı desteğini de almış bir yapımda bu konuda biraz daha özenli olunmasını beklerdim kendi adıma. Örneğin Tuba Büyüküstün'ün şehirli bir kadın dışında bir rolde yer alamayacağına inancım şiddetle katlandı bu film sonunda. Bunu destekleyen de biraz son zamanlarda televizyonda rastladığım dizisi, Gönülçelen. Korkunç bir "roman" ağzı sorunu yaşıyorken orada, bu filmde de yine arızalı bir Karadeniz ağzı vardı. Olmuyor olamıyor demek ki. Oysa ışığı sahiden büyüleyici olabiliyor kimi zaman ekranda.

Ağız konusunu geçtikten sonra belki de filmin en büyük fiyaskosuna geldi sıra, efektler. Yani bu konuda kim ne yapacak bilemiyorum artık ben. Bu filmde bu işi kimlerin yaptığına da bakmadım açıkçası. Tek söyleyebileceğim, bu kadar yapay olabilirdi, bu kadar en olmayacak sahnede insanı kahkaha atmaya zorlayabilirdi. Acı bir kahkaha tabii bahsettiğim, yapımın iyi yanlarını örttüğü için. Son zamanlarda bu işi vasatın üzerine çıkaranlar Eyyvah Eyvah'çılar oldu, özellikle giriş sahnesinden bahsediyorum, seyredenler bilecektir o koca gemiyi -tankeri-!


Kenan Ece'nin bıyıkları

Bazen bir bakıyorsunuz vizyondaki 5 filmin 3'ünde aynı oyuncular var. Yakışıklı diye, güzel diye, magazine malzeme diye, neyse ne! Ama bu film bana gösterdi ki, hakkıyla ve kalitesiyle Kenan Ece, kesinlikle daha fazla görünmeli perdede. Hem çok yakışıyor oraya hem de sırıtmayan bir oyunculuğu var. Kesinlikle takip edilmeli.

Ama gördüm ki filmden sonra oyunculara dair internette bir şeyler okurken, kendisi bıyıklı tercih edilmeli. Daha "iyi" öylesi...


Sözün özü'ne geleyim ben yine; memleketimi göreyim, müziğini duyayım diyen uşaklara güzel bir film. Özlem gidermek isteyenlere bire bir yani. Ayla Algan, Tomris Oğuzalp, Civan Canova ve Hakan Karahan'ın oyunculuklarına özellikle alkış! İlla ki biri de derse, "ey seyirci 10 üzerinden bir değerlendir şu filmi" diye, üzülerek 6 olur benim notum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…