Ana içeriğe atla

Alice n'oldu?


Dün hayatımda çok önceden farkında vardığımı sandığım bir gerçekle daha yüzleştim. "Beklentini yüksek tutmayacaksın."


Ha oldu da tuttun diyelim, sana zarar, kimseye değil.


Dün A. ile Şişli Movieplex'te Alice in Wonderland'i izledik. (İyi ki onunla izledim!) Malum, filmin haberleri belki 3 aydan fazla süredir ilgililerin gündeminde dolanıp duruyordu. O kadar ki, birçok sinema salonunda filmin afişleri tozlanmıştı daha film seyirciyle buluşmadan. Her şey iyi güzel ama insanda bir şaheserle karşılaşma arzusunu büyütüyordu. Bir de üç boyut şahanesine kaptırıp amma da izlerim ben bu filmi diye hayale sevk ediyordu.


İlk hayal kırıklığı: 3D alana dublaj bedava!


Yaptın güzelim filmi, gönderdin bize. Süreç nasıl işledi bilmiyorum, bir bildiğim Disney işi bir seyirlik olduğu filmin. Ama gelin görün ki, filmi üç boyutlu ve orijinal dilinde izlemek mümkün değil. Kötü bir seçimle yüz yüze bırakıldı seyirci daha maçın başında. İyi ki Türkçe dublaj konusunda çok feci, yerlerde sürünen bir karnemiz yok. Öyle olsa sonuç daha vahim olabilirdi. "Git izle adam gibi 2D, ananın karnından üç boyutlu mu çıktın?" diyecek olana da iki cevabım var; ilki evet, ikincisi bende kalsın.


+ Kırmızıııı - Beyaaaz!

Filme artık geçeyim. En uzun yazım bu olsun istemiyorum bu blogda. O yükselen arzum tatmin edilemedi ne yazık ki. Bir de A.nın da beklentilerini bizzat yükseltmiş olarak biraz ezilip büzülmedim dersem yalan söylemiş olurum. Tim Burton'dan beklenmeyecek kadar "yumuşak" buldum filmi. Salonda yetişkinden çok çocuk görürsem "ahaha" diye gülerim, "kafaları karışmış, Alice gördüler diye kapmışlar getirmişler çocukları" derdim diye beklerken, kendime güldüm.

Kırmızı kraliçemiz ve beyaz kraliçemizin karşı karşıya geldiği sahne kanımca filmin en "olmuş" sahnesi. Bunu da demezsem bana "yermek için mi açtın ağzını" diyecek birileri. Genel olarak detaylarda gizlenmiş Burton izleri bulmak güzeldi her şeye rağmen.




Son sözlerim de şunlardır ey okur;
İkizler candır,
o Alice'i canlandıran bayık abla setlerden uzak tutulsundur.
Amin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…