Ana içeriğe atla

Bir Şaire Kaçış: Anna Ahmatova


5 mart 1966'da hayata gözlerini yummuş kadın şair. kadının şair olabildi mi nasıl da olduğunu vurur yüzüne yüzüne insanın, yazdıklarından utandırır bazen..

23 haziran 1899 doğumludur. çocukluğunun büyük kısmı petersburg'da geçer. kiev üniversitesi'nde hukuk eğitimi alan anna, 1910'da dönemin ünlü şairi guliyov'la evlenir. eşiyle uzun seyahatlere çıkar. 1917'de ayrılırlar ve bir yıl sonra anna yeniden evlenir. bu esnada yazmak tutku safhasındadır onun için artık.
ikinci kocasından da 1921'de boşanır. ilk kocası aynı yıl devrim karşıtı olduğundan öldürülür.

1925'ten 1940'a kadar şiirlerinin karamsar olması gerekçesiyle yayımı durdurulur. bu baskılarla 1946'ya kadar karşı karşıya kalır anna.

ilk kitabı veçer (akşam) ağırlıklı olarak aşk temalı şiirlerden oluşur ki, ağırlıklı olarak şiirleri aşk'tan kaynak bulur. ancak birinci dünya savaşı esnasında ve 1917 devrimi sırasında vatanseverlik üzerine de eserler verir.

az önce bahsettiğim o karamsarlığının yanına eklenen "erotik ve gizemci" ibareleri bahane olur ve "sovyet yazarlar birliği" ile ilişkisi kesiliverir. ikinci dünya savaşı esnasında, belki de bu yıldırmalara direnemediğinden artık savaş ve barış temalı şiirleri göze çarpar.

ferit edgü şair için,
"1960’larda, şiirlerini ilk okuduğum günden bu yana, ne zaman onun şiiriyle karşılaştıysam, aynı hüznü, aynı onanmaz acıyı, aynı burukluğu duydum yüreğimde..." demiştir. mümkün değildir onu okurken sızısını duymamak, yaşamının kıyısında oturmamak bir dost gibi.

şiirlerinin bazılarına dokunmak isterse gözler;



"
...
oysa çocukluğumdan kanatlıydım ben! şimdi yükselip uçamıyorum..
...
"

"
...
yüreğim, alabildiğine yorgunsun.
duyuyorum ağır ve sessiz vurduğunu...
ben okudum biliyor musun,
ruhların ölümsüz olduğunu.
...
"

"
...
ben gülümsemekten geçtim
yakıyor soğuk yel dudaklarımı
bir umut az gelir oldu şimdi
fazla gelir bir şarkı.
...
"

"
...
artık aynı bardaktan su içmeyeceğiz
ne suyu ne tatlı şarabı
erken sabahlarda öpüşmeyeceğiz
ve birlikte gözlemeyeceğiz camdan akşamı
sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla
ama yaşamadayız biz aynı sevdayla
...
"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…