Ana içeriğe atla

Okan Bayülgen ve İnternet Sözlükleri

kimileri onun online sözlüklere, sizin, benim gibi adamların yazdığı sözlüklere yakınlığını sırf "bana net aleminde cephe alınmasın da şirin görüneyim ben bi'" fikrinden ötürü olduğunu ileri sürüyor.

halbuki okan bayülgen sayıları binleri aşan klavye fatihlerinin cirit attığı bu oluşumların ne kadar kuvvetli, kudretli olduğunu ve pek çok bilgili insanı bir araya getiren sözlük yapılanmaları gibi özgün işlere duyduğu ilgiyi göz önüne sermek için konuşuyor sözlükler hakkında `kanımca`.
tabi belki bir de, sözlük camiasına(!) yakın isimlerle birlikte çalıştığı için dilinde sözlükler bu kadar...

sebebi ne olursa olsun, işe bu taraftan, sözlük yazarlığı konusunda hatrı sayılır bir geçmişe sahip biri olarak baktığımda alkışlanası bir iş yapıyor. bunu online sözlükleri övdüğü için söylemiyorum elbette. sözlükleri, ezbere kötüleyen adamlara karşın, "e adam bir okusaydın da öyle bangırdasaydın" diyebilmesinden dolayı söylüyorum. kendisi hakkında onlarca, yüzlerce belki kötü giri(yahut diğer sözlüklerin dilince entry) yazılmasına karşın ısrarla sözlük taraftarlığı yapmasından dolayı söylüyorum. çünkü sözlükler "belirli bir seviyesi olan adamların" klavye şakırdattığı oluşumlar-bunu asla yazarları göklere çıkarmak, malum yerlerini kabartmak, şişirmek için söylemiyorum-. ve o "belirli bir seviyesi olan adamların" fikri, hakkında yazı yazılan, olumlu-olumsuz eleştiriler içeren giriler/entryler göz önündeki insanlar, "ünlü"ler için altın değerindeler, fark edebilirlerse...

köşe yazarları, medya patronlarının tutturduğu yolda yürümek zorunda kalır bazen, onlar gibi oturur, kalkar, yazarlar. ve belki bu nedenle, bahsi geçen "ünlü"leri yerden yere vururlar, şanslılarsa haksız yere göklere çıkarırlar bazen.

televizyon ve radyo programcıları da keza öyle..

ama sözlüklerin böyle bir derdi yok.. yönetimler pek çok basın yayın organına oranla daha özgür bırakıyorlar yazarlarını, nispeten daha demokratikler. asla demokrattır sözlükler demiyorum, fakat yukarıda bahsettiğim oluşumlara oranla daha demokratikler ve bu da şunu sağlıyor; birbirinden farklı çevrelerde doğup büyümüş, yetişmiş, okumuş adamların göz önünde olan şahıslar hakkındaki kişisel fikirlerini ortaya koymalarına. herhangi bir baskı yahut herhangi bir tekel zihniyetine bağlı kalmadan, holding çatısına sığınmadan.

ama işe diğer taraftan bakınca, yani şöhret olabilmiş ama algısını geliştirmekte güçlük çeken kimselerin cephesinden sözlüklere baktığımızda farklı bir resim çiziliyor. "ama adam benim hakkımda 'çizgili pantolonu ile palyaçoları andıran adam' yazmış" diyor adam çıkıyor işin içinden, yargıya varıyor, asıyor kesiyor. bu kişisel bir hakaret olmadığı halde, ünlümüzün canını yakıyor, içini sıkıyor. yersizliği meydanda olan bana da bunu açıklamak düşüyor bu kadar yazmışken, ama elim el vermiyor yazmaya çünkü o ünlünün ne yaparsa yapsın beni anlayamayacağını bilmek klavyemi söküyor...

velhasıl, bakmakla kalmayıp görmeyi de başarabilen biri olarak ve bugüne kadar yapmış olduğu işlerle hem kalitesini, bilgisini, hem de kültürel birikimini ve insanlığını ortaya koymuş bir adamın, çoğumuzun müdavimi olduğu, zamanlarını vakfettiği, sözcüklerini armağan ettiği bu oluşumlara destek olduğunu görmek içimi ferahlatıyor. mevzunun aslının bir yerlere ulaştığını bilmek sular serpiyor daralan ruhuma...

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…