Ana içeriğe atla

Biraz Daha

teninin ardında beni tümleyen bir şey var.
sen yokken eksilen o sanırım.
sendelememe sebep olan, beni topallaştıran..

mevsim dönümlerinde gerçekleştirmeyi umduğum hayallerin hayal olarak hayatlarını devam ettirme kararını almalarıyla birlikte, o teninin ardındaki beni tümleyen şeyi de duyamamaya başladım.
ne fenaydı dokunamamak, ne fenaydı özleyip de, özlemek yalnızca...

bir şehre yağan yağmurun altından ıslanan ben, düşlerim cebimde. mevsim dönümlerine tanık olmak bir kez daha, teninden uzak. uzaklar içinde gidip gelirken, "bu hiç bitmez mi?"lere boğmak kendimi, boğulmak istemli. eksikliklerimi sıkıştırıyor ellerim, parmaklarımın arasından damlıyor olmayanlarım. arada kırılıyor düşlerim, dökülüyor yere. kalbim de sıkışıyor bir yandan. sıkışıklıklar arasında kalıyorum, boğuluyorum istemli.

sen yine göz kararınca uzak bir yerde, kulak memesi kıvamında yastıklarda başın. teninin ardında beni tümleyen her şey uykuda. ne hoş başka bir şehrin göğünün altında seninle uyuma fikri, ne güzel sadece seninle olma fikri, nasıl umutlu. ama kilitleniyor her şey bir sözcükte. uzak... düşarçalayan, yalnızlıkdoğuran bir sözcük, durmadan doğum yapan.. sonsuz bir sessizliğin içinde ben, gece hafiften serin, mevsim dönümü... ellerimde yazdan kalan yapraklar ki pek çoğu son nefeste. tıkanıyorum ben yine, onlarla birlikte soluğum kesikçe...

tükenmeyen bir yalnızlık koynumda, uykusuzum ve huzursuz zamanlardır. uzak'ın doğurduğu tümcelerle belada başım, uzak tohumu hislerle... bir mevsim dönümünde seninle olma hayali ve ellerimin arasında kırılan sesler... "hiç mi bitmez?" diyorum "bitecek..." diyorsun "ne zaman?" diyorum "az kaldı..." diyorsun sessizlik iktidara geliyor sonra... "bitmedi mi hala?" diyorum "biraz daha var" diyorsun "ama içim çekiliyor?" diyorum "biliyorum" diyorsun. biliyorsun, sen hep biliyorsun...

teninin ardında beni tümleyen şey uykuda. sen yokken eksilen o sanırım, beni topallaştıran... ne somutluğun, ne de diğerleri umrumda... kırık düşler ve hep aynı yalnızlık, kalan bu elimde; ellerimin arasında kırılan, parçalanan, dökülen yerlere... bir mevsim dönümünde seninle olamamak sonra...

Yorumlar

  1. "ne hoş başka bir şehrin göğünün altında seninle uyuma fikri, ne güzel sadece seninle olma fikri, nasıl umutlu."

    Aslı Aker'i okumak; ama sesimi duyuramamak... Kaç zamandır bununla kıvranıyordum. Bir yaz gecesi karşımdasınız işte. Tüm cümlelerinizle, en güzel kelime seçimlerinizle.

    İnsanı yormadan, derin imge arayışlarına girmeden, bardaktan su içer gibi okuyorum yazılarınızı. Bir duruş var Aslı Aker'de, bir farklılık tavrı. İnsanın hoşuna gidiyor, ruhuna iyi geliyor. Ruhumu güzelleştiriyor satırları.

    "Biraz Daha"yla başladım sizi buradan okumaya. Aşağıya doğru devam edecek, hiç şüpheniz olmasın.

    Bir dost sesidir sesim, kaç zamandır gizlenmeye mecbur bırakılan.

    "Nasıl bulacağım?" dediğim kalem-dostlarımdan birini daha bulmanın heyecanı içimdeki.

    Bir yaz gecesinin ansızın yanan yıldızı.

    -Salih Topcu-

    YanıtlaSil
  2. Çok sevindim ben bu güzel yoruma, dahası, yorumun değerli sahibini, o tanıdık ismi okuduğuma..

    Hoşgeldiniz.. Nasıl bulacağım dediniz, SK vardı, hayırdır ayrıldınız mı oralardan.. Ben de pek aktif olarak ilgilenmiyorum, yazmıyorum SK'ya blogum olduğundan beri ama haberim yoktu yokluğunuzdan.

    Ne iyi ettiniz de geldiniz Salih, daim olun..

    YanıtlaSil
  3. SK'da olanlardan haberiniz yok,üzücü şeyler oldu, beni üzen, hatta yıkan.

    Farklı görüşlere saygı yoktu orada, linç edildim, ihraç ettiler daha sonra da. Sizin de yorumlarınızla dahil olduğunuz can sıkıcı yazılar vardı hani. Ona yaptığım eleştirileri hazmedemedi sitenin editörü. Benim için hoş başlayan, kötü biten bir film gibiydi orası. Geldi geçti.


    İnanın ben de çocuk gibi sevindim gece gece. Önce sizi bulduğuma, sonra beni tanıdığınıza, unutmadığınıza. SK benim için bitti, ama orada, sizin gibi unutamadığım dostlar kaldı. O dostları birer birer buldukça seviniyorum.

    Sağ olun. Sevincimi parlattınız, heyecan kattınız, var olun.

    YanıtlaSil
  4. Büyük keyif, benim için de sizinle karşılaşmak, tatsızlıklar olur, geçmiş demeli ve kapatmalı üzerini. Ne güzel sözcükler köprü oldu, buluştuk yine. Daim olur umarım sohbetimiz.

    Ama ben sizin blog sitenize giremiyorum, mevcut mu onu da bilemiyorum aslında tam olarak ama..

    Bilginiz olsun.:

    YanıtlaSil
  5. Çoktan kapattım bile üzerini, kötü kokular gelmesin oradan diye.

    Henüz bir blog'um yok. Esasen MSN space'imi bile yeni yeni düzenlemeye başlayan biri olarak 'blog' olayına çok yabancıyım. Anlamaya çalışıyorum, nasıl bir şey olduğunu. :)

    Anladığımda blog sahiplerine yeni biri daha eklenir, şimdilik böyle idare ediyorum.

    YanıtlaSil
  6. tamam irtibatta kalalım o halde,
    yazılarım ve ben buradayım..
    biliyorsunuz artık..
    :)

    keyifli geceler,
    sevgiler..
    :)

    YanıtlaSil
  7. Takipçinizim, buradayım, teşekkürler.

    Mutlu geceler diliyorum.

    YanıtlaSil
  8. Biraz uğraştım, sanırım anladım, iyi kötü bir şeyler çıktı, ne mutlu, benim de bir blogum var artık.

    Eski yazıların ve yeni oluşumlarımın bir toplaması gibi oldu. Ama zamanla düzene girecektir. Gözüm gibi bakıp büyütürüm. :)

    Yeniden, iyi geceler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…