Ana içeriğe atla

youtube'un oyuncaklığı sorunsalı

bilmem kaçıncı kapatılmasının ardından, insanların daha da bir sesinin çıkmamasına sebep olmuş şu youtube..
nasıl mı, anlatmalı..

ilk zamanlarda, hani höt diye türklüğe hakaret, bilmem ne ayağına bu siteye erişim engellendiğinde, herkes bir galeyana gelmiş, televizyonlar neredeyse son dakika gelişmesi olarak hadiseyi duyurmuş, internetteki haber siteleri ise harbiden son dakika haberi olarak yazıp çizmişlerdi youtube'un kapatılmasını.

ama bugün, youtube'a erişimin engellenmesinin üzerinden birkaç gün geçmişken, herkeste bir proxy telaşı, bir illegalite merakı almış gidiyor.

evet, elbette biz bu siteye girmek, olan biteni videolar aracılığı ile takip etmek istiyoruz ama bu kadar da değil. madem bunun bir "hak" olduğu kanısındayız, o zaman ne diye antin kuntin işler peşindeyiz? yazalım mevcut bir "www"nun arkasına "youtube.com" diye, girelim şu bela siteye!

öte yandan, ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta daha var ki, o da hepimizin bu engelleme kararı alındığında "youtube'a nasıl gireceğiz ulan?" sorusunun peşine düşmemiz oldu. halbuki biz de yanılgı içindeyiz. adamların istediği oldu, normal şartlar altında siteye erişim engellendi, biz de düz duvara tırmandık, allem edip kallem edip girdik siteye.

girdik de ne oldu, karar bozuldu mu? hayır. yok yere, sebepsiz bir biçimde, yine türklüğe hakaret zart zurt diye önümüze bariyerler çekildi mi? çekildi.

bizim bu aşamada siteye girip girmememizin, yahut giremememizin bir hükmü yok. önemli olan bu haksız sansüre ses çıkarmak ya da çıkarmamak. biz, kimilerinin istediği, oldurmaya çalıştığı gibi sessiz olmayı, suskun kalmayı seçtik. ama tabi alttan da kural neyin tanımadan delik deşik ettik, girdik siteye.

ama amaca ulaşmak isteyenler, kanımca ulaştı.
herkes "oğlum açarlar iki güne kadar bekle azcık, al burdan gir" dedi sustu ya da nihayet "tepkisizleşmeye var mısın yok musun" yarışmasında yine oynuyoruz birinciliğe..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…