Ana içeriğe atla

can/içi

Kıvrımlı yamaçlardan
Aşağı süzülen su gibi gülüşün.
Elinin tersinde yaban otları.
Sesin bir serçe yüreği kadar
Ürkek zaman zaman.
Bir de benim yanımdaysan
Uçuyor o kocaman adam gözlerin.

Sıcak tenin, bilirim.
Dokunmadan tattım alevini.
En rüzgarsız doruklarda yaşadım seni.
Seni bilmeden, bildiğimi sandım gecelerde.
En umarsız anında toprağın
Doğdun bir anda yeni açan güne.
Sevim yağdı üstüne, soldun.

Yanımdayken tanıdım seni.
Uzakta yabancıydın bana
Sevinçler kadar.
Ama en korkulu rüyadan uyandırdın beni.
Tuttun kolumdan çektin sana.
Sonra bir bıraktın kenara,
Soldum…
11.06.02/14:54

Yorumlar

  1. Yaz bitti, güz başladı. Rehavet yerini serin rüzgârlara bıraktı. Yazıya en çok yaz yakışırsa, şiire güz yakışıyor. Ve güzün ilk ayında "can/içi"ni okumak insana iyi geliyor.

    Açık konuşayım mı Aslı Hanım? İlk iki dizeyi okuyunca durdum, düşündüm. İlk iki dize, insana "büyük bir şiir"in ilk izlerini veriyor gibiydi. Ama ondaki coşkuyu aşağıda boşuna aradım. :( Fakat bazen bir şiiri bir iki dize için seversiniz. "Can/içi"ni öyle sevdim, kabullendim.

    Düşünmeden edemedim; ömrümde bana armağan edilen kaç gülüş vardı, böylesi aşağı süzülen, kıvrımlı yamaçlardan? Ve ben kaçını yakalayabildim bana sunulan kaçamak bakışlardan?

    Son dizenizde de ince bir hüznün siteme giden yolu duruyordu.

    "Soldum..."

    Başka söze gerek var mı?

    YanıtlaSil
  2. Çok çok teşekkür ederim bu çok değerli yorum için. Zira bilen gözlerin not düştüğü sesleri okumak çok keyif veriyor bana.

    Bu şiir çok eski, tarihi de yazılıdır, 5 yıl geçti yazılışının üzerinden.. Ve ben kendimi sermek ve kendimi gözlemlemek için ekledim bloga biraz da.. Eskiden yazan kalemle, bugünkünü kıyaslamak; öte yandan, şiir ve nesirlerimi harmanlayabilmek için..

    Dilerim yeni yazılarda yeniden buluşuruz bu sayfalarda.. Sizin de çıkmıyordu sesiniz uzun zamandır.. merakta bırakmayın..

    Sevgiler, Selamlar,

    Aslı

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…