Ana içeriğe atla

Uçuşa Geçiş

Heyecan sebepli uykusuz bir gece ve bu gecede bolca yükseklerden yeryüzünün nasıl göründüğünün hayali…

İlk uçuş…

Saat 15.30 Atatürk Havalimanı…Bir saat sonra buradan kalkacak bir uçağın içinde bir adet de ben olacak. Endişeliyim az çok. Ama fark ettirmemeye çalışıyorum çünkü annem daha gergin benden. Aslında alt tarafı iki kanatlı, küçücük camları olan sevimli bir uçan cisme binip, bir saat içinde güzel bir yurdum köşesine varacağım. Ama alt tarafı bu dediğim gibi…

Ufak titremeler ve sakarlıklarla içilen bir fincan kahve… Ama fincanın dibinin görünmesiyle birlikte kahvenin rahatlatacağı fikrinin suya düşmesi bir oldu. Ve tabi bu keyifli kafeinli kahvenin ardından uzunca bir veda sahnesi…

Sarılmalar, öpüşmeler, tekrar sarılmalar, sağa sola sallanmalar…Derken cep telefonlarının kapatılması ve kontrol sırası.

Sonrası karanlık ama sonunda ışık olan bir tünel. Ölüme gider gibi hissettirse de alt tarafı bir uçak varacağım yer. Ama yine alt tarafı…

Sonra şirin mi şirin şeker mi şeker hostesler. Koltuk bulma derdi. Koltuk numaralarını koltuklar üzerinde arama gafleti ve hostesten gelen nazik “numaralar yukarıda” uyarısı. En büyük aksaklık bu olsun avuntusuyla koltuğuma oturma ve güvenle kemerimi bağlama seremonim. Dışarıda biriktirdiğim “acaba uçak düşer mi?” vb. kaygılara son anda eklenen “acaba uçak kaçırılır mı?”sorusu taşmama ve uçaktan kaçmama sebep olmak üzereyken gelen sesler, talimatlar…

Pist üzerinde çizilen minik çizgilerin ardından benim koltuğuma yapışmamı sağlayan kalkış anı ve hızı tabi ki. Sonrası biraz mide sorunları yaratıyor. Gece hayali kurulan yeryüzü panaromaları yerle yeksan olup ilk kez karşılaştığım büyülü görüntüler karşısında zaten oldukça seyrekleşen soluğum kesildi. Uçmanın en keyifli yanı bu dedim kendi kendime.

Ve iniş anı…

Kesilen soluğum geri gelmez derken tekerlekler piste kavuşunca derin bir nefesle buluştum ben de. İlk uçuş, yalnız uçuş…

“Gökyüzünden nasıl görünüyor yaşadığım yer acaba?” diyorsan eğer sayın yolculuk adayı, tavsiye olunur uçak yolculuğu. Ama bir öneri benimki, ilk kez uçacaksan eğer yalnız uçma…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…