Ana içeriğe atla

Dünya Fenerbahçeliler Günü

 
şu yaşadığımız pek enteresan gezegende bir şekilde cüzdanımızdaki nüfus kağıdının aynısını taşıyan o kadar çok insan var ki.. anası, babası türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan, üçüncü göbekten bir türk'e değen sürüsüne bereket adam var `yeni delhi`'de, `honolulu`'da, `papua yeni gine`'de..

`işte` bu insan evlatlarının bazısı da futbola düşkün biliyor musunuz, çok ilginç bu da. yani adamlar futbol seviyor! bu futbol seven adamların bir kısmı beşiktaş'a gönül vermiş mesela "`çarşı buda'ya karşı`" diyor uzaklarda, öbürü galatasaraylı, hakan şükür formasıyla lincoln'e küfrediyor `champs elysees`'de.. bir kısmı da fenerbahçeli. daha geçen gördüm, bir tanesi big ben'in altında taraftar formasıyla fotoğraf çektiriyor..

`işte` bu gezegen türkler, gittikleri her yere taraftarı oldukları takımı da götürüyor. "dünya" diye çağrılan bu gezegende de bir şenlik havası esiyor aldıkları galibiyetten, kazandıkları şampiyonluktan sonra.. bir de tabi o başta bahsettiğim nüfus kağıdını taşımayan milyonlar da sevebiliyor futbolu, şeker de yiyebiliyorlar.. ben nasıl westham'e sempati besliyorsam, sen nasıl ajax'a karşı boş değilsen onlar da bizim üç büyüklere beş küçüklere yakınlık duyuyorlar..

`işte` tüm bunları toplarsan aslında, 'fenerbahçeliler günü'nün başındaki "`dünya`" ne demekmiş, az çok, hani yani "tamam" deyip kabullenecek kadar anlıyorsun.. gerisini de deşmeye "ahaha sen edirne'yi bi geçsene lan" demeye, çirkinleşmeye hiç lüzum kalmıyor..

kutlu mutlu ola. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…