Ana içeriğe atla

110m²

110 m² yalnızlık
Sürgün manzaralı.
Kolu kırık ağaçlarla çevrili tepede,
Kara bulutlarla, yorgun zirveye yakın.
İki katlı korkulara sahip pencerelerim.
Panjurlarımdan güneş görünüyor.

Geceleri üç odalı yağmurlar yağar.
Bir odasında sensizlik,
Bir odasında sessizlik,
Son odasında ümit vardır.
Ümit iyi gelir toprağa.
Yeni kollar yürür ağaçlardan,
Kim bilir ne zaman kırılmak üzere.

Sıcağı barındırmaz.
Camları kırıktır, kapıları firarda.
Çığlıkların yankılandığı merdivenlerde
Kovalamaca oynar dolap gıcırtıları.
Yürekler unutulmuştur burada.
Bırakılmış, terkedilmiş ya da her neyse.
Onlarca hikaye saklar bu duvarlar.

110 m² yalnızlık,
Sürgün manzaralı.
Dallarında gözyaşı olan pınar ağaçları.
Gökyüzüyle küsmüş çiçeklerle kaplı yer.
Alabildiğine gri, alamadığına mavidir denizi,
Kumları çuvaldızdan bozma.
110 m² yalnızlık.
İki katlı öksüzlükler.
Bir katında evcilik uyur,
Diğer katında körebe salınır kör kör.

Menteşeleri uyumaz rüzgarların.
Zamanın her köşesinde yaralar adamı.
Yağlanmak ister artık.
Ne serinliğini ararsın rüzgarın,
Ne de yokluğuna yanarsın.
Sürgün manzaralı, iki katlı.
Üstelik 110 m² yalnızlık.
Daha ne olmasın!

Yorumlar

  1. 110 metrekare yalnızlık
    nüfus kalabalık
    rakım çok yüksek
    iklim kışları sıcak ve kurak
    yazları soğuk ve yağışlı
    duvarlar plastik
    yerler parke
    merkezde
    merkeze çok uzak
    110 metrekare yalnızlık
    ne güzel geniş geniş

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…