Ana içeriğe atla

Shakespeare'den Ruha Dokunan Düşünceler




Bir kitap doğdu…

Elimin kalemi kavramayı öğrendiği günden bu yana bir tutku yazmak benim için; keza okumak da gözlerimin işlevini anladığım günden beri bir tutku. Edebiyat ise tutkularıma dokunmama vesile olan bir zemin oldu.

Yazmak, yazmak, yazmak… Yazdıkça, bir önce yazılandan uzaklaşmak, yeni ve daha iyi olana varmak… Denemek, sıkılmak, bırakmak… Geri dönmek, yılmamayı, bazen kendinle, bazen kaleminle savaşmayı öğrenmek… Ve nihayetinde, yine yazmak, yeniden yazmak… Yaptığım buydu şimdiye dek.


Elinizdeki kitap bahsettiğim bütün okumaların, yazmaların ürünü.
Projeyi hayata geçirebilmek için atılan adımlar…
Hiçbir hazırlığa benzemeyen hazırlanmalar başladı. Bir süreç bu; yorucu ama bir o kadar da keyifli bir süreç. Bir kitaba hazırlanmak, bir kitabı oluşturmak…

Öncelikle nerede olduğumu tespit etmeliydim. Genç bir kalemin, çağının ve kendisinden sonraki tüm zamanların en büyük oyun yazarına nereden baktığı, ne gördüğü idi temel hareket noktam; lise yıllarında Shakespeare ile tanışan, oyunlarını okuyan, eserlerinde rol alan, diliyle yoğrulan bir yazarın gördüklerini aktarmaktı.

Onlarca eser arasından seçimler yaparak William Shakespeare’in on üç tiyatro oyunu ve soneleriyle yola çıktım. Üç aya yakın süren çalışmalar esnasında yazar üzerine yazılan kitapları, görüşleri, eleştirileri de okumayı ihmal etmedim.

Nihayetinde Shakespeare’in oyunlarında ve sonelerinde yarattığı karakterlerin dünyalarından, dillerinden ve tabi ki usta yazarın kendi dünyasından gelen insan kokan, hayatı ucundan kıyısından yakalayan ve ruhlara dokunan fikirleri, sözleri derlemeye çalıştım.
Günümüz insanının sıkıştırılmış, hatta olmayan sosyal hayatına bir yerlerden sızabilmeyi hedefledim. Tiyatro izlemeye vakti ya da gönlü olmayanlara, tiyatro metinleri okumaktan keyif almayanlara, sürekli zamansızlıktan yakınıp kitap okuyamayanlara; künyesinde kırkı aşkın eser bulunan bir yazarı, şairi anlatmak ve bunu genç bir gözle, dille aktarmak amacım oldu. Ayrıca her edebi sohbette adı mutlaka geçen Shakespeare’e dair bilmediğimiz, gözümüzden kaçan neler vardı, kim bilir… Biraz da onlara değinip yazarın iç dünyasını gözler önüne sermeye çalıştım. Gerçi zor oldu Shakespeare’in dünyasına girebilmek. Yarattığı yüzlerce karakterden biri oldu bazen, bazen hiçbiri. O nedenle sonelerinde daha kendisiydi yazar, dünyasına alıyordu okuyucuyu.

Ve sonuna yaklaştım günden güne. Omuzlarımda hissettiğim sorumluluk gün geçtikçe daha da yükleniyordu bedenime. Ama zevk alıyordum her şeyden önce; Shakespeare’i anlatmaktan, düşüncelerimi paylaşmaktan.

İçeride onunla birlikte onlarca hayat var, onlarca duygu, söz… İçeride insan, değişip geliştiğini sandığımız ama yüzyıllardır aynı kalan dünya var.

Işık girmeye başladı yavaş yavaş,aralık kapıdan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…