Ana içeriğe atla

Pazar Sabahlarında Hayatı İrdeleme Seansları


Doğan her günün umut dolu ışığı sen daha uyurken çalıyor kapını. Duyup uyanman zaman alıyor. Uyanamıyorsun yorgunluğundan, gecelerin karanlığından bir türlü. Açıyorsun gözlerini yatağında, bembeyaz tavana bakarak. Günün ilk sahnesi: tavana beyaz soğukluğunda bir merhaba!

Ayakların çıplak basıyorsun ilk defa yere. İlk dokunuş: beyaz kadar soğuk. Kapı çalıyor; duymuyorsun. Yüzünü yıkamaya gidiyorsun, ürperiyor tenin. Suyun buz gibi olduğunu düşünüp mutfağa yöneliyorsun. “üşürüm yıkarsam yüzümü, daha sonra yıkarım.” diyorsun. Yıkarsın!
Dolabı açıyorsun; elmalar görüyorsun, kıpkırmızı elmalar. Canın çekiyor. “ama daha yeni kalktım, ne elması?” diyor, canının çektiğiyle kalıyorsun. Olsun, yersin sonra. Yersin!

Odana gidiyorsun yeniden, ayakların donuyor. Bir kitap alıp atıyorsun kendini koltuğa. Ayaklarını altına alıyorsun; soğuk ayakların. Kitabı açıp okumaya başlıyorsun. Kapı kırılacak neredeyse, duymuyorsun. Duysan da kalkmazsın; biliyorum. Okumaya başlıyorsun, göz gezdiriyorsun, her neyse…

Kitapta yazanlardan mı, yoksa o anlık dalgınlıklardan faydalanıp görünen ‘irdeleme seansları’ndan mı bilinmez, ne yaptığını soruyorsun kendine; bugüne dek ne yaptığını…
Şairin dediği gibi “işten atılma korkusuyla işe giremeyenler”den, suyun soğuğunun yüreğindeki ateşi söndüreceğinden korkanlardan, ‘sabah elmaları’ ile arası iyi olmayanlardansın. Faydasını ya da zararını bilmeden.

Sen yeni fark ediyorsun bunu. Yaşadığın tüm yıllara, sana öğretmeye çalıştıklarına, bildiğin,duyduğun tüm seslere inat; büyük bir saygısızlıkla! Ertelemelerle dolu şu koca hayatı nasıl olup da yaşayamadığına şaşıyorsun. Yarının senin olmadığını, hatta kimin olduğunu bile bilmediğini öğreniyorsun. Yeni yeni keşfediyorsun kendini bir Pazar sabahı.

Kalkıyorsun oturduğun koltuktan, ayaklarına mor çoraplarını giyiyorsun, yıkıyorsun yüzünü o soğuk suyla. Elmana koca bir diş geçiriyorsun. Ve tüm yapamadıklarına inat gidiyorsun odana. Beyaz tavana bakıp gülümseyen yüzünle sıcak bir bakış fırlatıyorsun.

Ama bir bakıyorsun ki tavan gülmüyor sana. Elmandan kurt çıkıyor. Mor çorapların hiç ısıtmamıştı seni bugün daha bir ısıtmıyor. Suyun soğuğu yüzünde hâlâ ve kulağında çalan kapının sesi. Ses donuk, ses yılgın. Emin olmadan açıyorsun kapıyı. Hiçbir şey yok kapıda . kalıyorsun kapıda. Nedenini bilmiyorsun. Sana öyle geldiğini, kapının çalmadığını söylüyorsun kendine. Aynı “sen” oluyorsun! Sen öyle sanıyorsun, kalıyorsun kapıda…

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…