21.3.07

Pazar Sabahlarında Hayatı İrdeleme Seansları


Doğan her günün umut dolu ışığı sen daha uyurken çalıyor kapını. Duyup uyanman zaman alıyor. Uyanamıyorsun yorgunluğundan, gecelerin karanlığından bir türlü. Açıyorsun gözlerini yatağında, bembeyaz tavana bakarak. Günün ilk sahnesi: tavana beyaz soğukluğunda bir merhaba!

Ayakların çıplak basıyorsun ilk defa yere. İlk dokunuş: beyaz kadar soğuk. Kapı çalıyor; duymuyorsun. Yüzünü yıkamaya gidiyorsun, ürperiyor tenin. Suyun buz gibi olduğunu düşünüp mutfağa yöneliyorsun. “üşürüm yıkarsam yüzümü, daha sonra yıkarım.” diyorsun. Yıkarsın!
Dolabı açıyorsun; elmalar görüyorsun, kıpkırmızı elmalar. Canın çekiyor. “ama daha yeni kalktım, ne elması?” diyor, canının çektiğiyle kalıyorsun. Olsun, yersin sonra. Yersin!

Odana gidiyorsun yeniden, ayakların donuyor. Bir kitap alıp atıyorsun kendini koltuğa. Ayaklarını altına alıyorsun; soğuk ayakların. Kitabı açıp okumaya başlıyorsun. Kapı kırılacak neredeyse, duymuyorsun. Duysan da kalkmazsın; biliyorum. Okumaya başlıyorsun, göz gezdiriyorsun, her neyse…

Kitapta yazanlardan mı, yoksa o anlık dalgınlıklardan faydalanıp görünen ‘irdeleme seansları’ndan mı bilinmez, ne yaptığını soruyorsun kendine; bugüne dek ne yaptığını…
Şairin dediği gibi “işten atılma korkusuyla işe giremeyenler”den, suyun soğuğunun yüreğindeki ateşi söndüreceğinden korkanlardan, ‘sabah elmaları’ ile arası iyi olmayanlardansın. Faydasını ya da zararını bilmeden.

Sen yeni fark ediyorsun bunu. Yaşadığın tüm yıllara, sana öğretmeye çalıştıklarına, bildiğin,duyduğun tüm seslere inat; büyük bir saygısızlıkla! Ertelemelerle dolu şu koca hayatı nasıl olup da yaşayamadığına şaşıyorsun. Yarının senin olmadığını, hatta kimin olduğunu bile bilmediğini öğreniyorsun. Yeni yeni keşfediyorsun kendini bir Pazar sabahı.

Kalkıyorsun oturduğun koltuktan, ayaklarına mor çoraplarını giyiyorsun, yıkıyorsun yüzünü o soğuk suyla. Elmana koca bir diş geçiriyorsun. Ve tüm yapamadıklarına inat gidiyorsun odana. Beyaz tavana bakıp gülümseyen yüzünle sıcak bir bakış fırlatıyorsun.

Ama bir bakıyorsun ki tavan gülmüyor sana. Elmandan kurt çıkıyor. Mor çorapların hiç ısıtmamıştı seni bugün daha bir ısıtmıyor. Suyun soğuğu yüzünde hâlâ ve kulağında çalan kapının sesi. Ses donuk, ses yılgın. Emin olmadan açıyorsun kapıyı. Hiçbir şey yok kapıda . kalıyorsun kapıda. Nedenini bilmiyorsun. Sana öyle geldiğini, kapının çalmadığını söylüyorsun kendine. Aynı “sen” oluyorsun! Sen öyle sanıyorsun, kalıyorsun kapıda…

yok'la'ma!