2.2.11

Çocuğu Var Onun Küçücük?

Geçtiğimiz hafta içi üç ölüm haberi aldım. Çok yakınım, çok uzağım, tanımadığım insanlardı bazıları ama cenazelerinde bulundum. Garipti üst üste ölüm haberleri almak. Ölümün ne denli gerçek olduğunun, ne kadar yan koltuğumuzda oturduğunun, ensemizde durduğunun, hatta bir kavuşma olduğunun farkındayız da yüzleşmesi, böyle yüzleşmesi zor geliyor. 

Bu sabah uyandığımda daha kendime gelememişken haftanın dördüncü ölüm haberini televizyondan aldım. Biliyorsunuz kim olduğunu, herkes yazıp çizdi defalarca. Defne Joy.. Donakaldım. "Hadi canım" diyebildim, hemen arkasından da "E daha çocuğu var onun küçücük?.."

Senelerdir Defne Joy'un her yaptığı işi takip etmişlerden biriyimdir ben. "Televizyon dünyasından Aslı'nın dünyasına" böyle güzel transfer olabilmiş çok az insandan biridir o. Önlenemez enerjisi, açıksözlülüğü ve netliği birçok kez "işte budur" dedirtmiş ve beni biraz daha yaklaştırmıştır ona. Bunları yazarken de "ne diyorsun Aslı.." diyorum kendime.. "olan oldu." 

Birçok ünlü ölümü, "yıldız kayması" gördük okuduk.. Bu kız o kadar telefonla arasam ulaşabileceğim bir yakınlıktaydı, öyle "hayatımdan biri gibi" hissettirmişti ya bana, afallattı gidişi. Düşünmek üzerine bir de, geriye kalan o minicik yavrusunu, sarstı beni bugün. 

Ölümler her gün, her hanenin kıyısına değiyor elbette. Ama fark ettim ki geçen hafta aldığım üç haberden biraz daha farklı bir hissin orta yerine bıraktı beni bu gidiş. Bir insanı tanımak, tanımamak, onunla bir şey paylaşmak ya da paylaşmamak mühim değil bazen. Gece uyuyamadığımda, yalnız otururken evimde, televizyonu açtığımda benim gülümsememi sağlayan kadındı bu kadın, elinde mikrofon, sokaklarda dolaşırken. Dokundu işte hayatıma.. Hem de belki geçen hafta yakınımdan yöremden göçen insanlardan daha fazla hayatıma dahil oldu..

İletişim araçları, onların yarattığı dünyalar, orada yaşayan insanlar aslında tam orta yerinden geçiyorlar hayatımızın, defalarca! Zannediyoruz ki bir camın ardında sürüyorlar hayatlarını, öyle değil. Tabii ki hepsi aynı düzeyde yer bulamıyor kendine "hayat evimizde". Ağzımıza geleni döküyoruz bazen bir türlü ısınamadıklarımıza, sanki bizi rahatsız eden üst komşumuz kadar gerçek görüp onları, elimizde kumanda saydırıyoruz televizyona baka baka, duyacaklarmış gibi. Ya da böyle saatlerce sohbet etmiş gibi hissedebiliyoruz, sarılmış, dokunmuş, birlikte yürümüş, kahkaha atmış gibi.. 

Nasıl bir "yanılmalar" zamanında yaşıyoruz.. 
Nasıl bir "yanılmalar" zamanında "seyrediyoruz" insanları, beş duyudan uzak. 
Uzak ama bir o kadar da içimiz titreyerek, bir tür kaosta.

Bu yazıyı yazdım çünkü hayatıma bir şekilde dokunduğunu düşündüğüm bu kadın, bugün benim hayatımdan da gitti biraz. Hep orada bir yerde, hem şen şakrak haliyle koşturacak, keskin kahkahasını salacak sağa sola, zihnimde hep böyle dipdiri kalacak, ona şüphe yok. Ama biraz gitti işte benden de. Huzur içinde, nur içinde yatsın.

Tüm sözlerin yanında bir evlada kayıyor aklım ama işte.. "Komik kadın, enerjik hatun, daha çok gençti"lerin ötesinde hep o çocuğa gidiyor aklım.. Son dansını, son kahkahalarını, insanları son kucaklayışlarını bıraktı ona işte, şu çok da beğenmediğimiz yarışma sayesinde. Ah Can Kılıç bebek, güzel olsun ömrün.

Sabır, onu kaybettiğini düşünen herkese, yakınlarına, oğluna..
Ölümler, en çok geride kalanların sınavı oluyor çünkü. 

2 yorum:

  1. Çok güzel yazmışsın. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

    YanıtlaSil
  2. ölüm,
    anıları, maziyi her gün, içte yaşatmayı zorunlu tutuyor insana.

    Allah sabır versin geride kalanlara ve rahmet eylesin ona.Kalemine, yüreğine sağlık Aslı Ablacığım.:)

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil

yok'la'ma!