Ana içeriğe atla

Çocuğu Var Onun Küçücük?

Geçtiğimiz hafta içi üç ölüm haberi aldım. Çok yakınım, çok uzağım, tanımadığım insanlardı bazıları ama cenazelerinde bulundum. Garipti üst üste ölüm haberleri almak. Ölümün ne denli gerçek olduğunun, ne kadar yan koltuğumuzda oturduğunun, ensemizde durduğunun, hatta bir kavuşma olduğunun farkındayız da yüzleşmesi, böyle yüzleşmesi zor geliyor. 

Bu sabah uyandığımda daha kendime gelememişken haftanın dördüncü ölüm haberini televizyondan aldım. Biliyorsunuz kim olduğunu, herkes yazıp çizdi defalarca. Defne Joy.. Donakaldım. "Hadi canım" diyebildim, hemen arkasından da "E daha çocuğu var onun küçücük?.."

Senelerdir Defne Joy'un her yaptığı işi takip etmişlerden biriyimdir ben. "Televizyon dünyasından Aslı'nın dünyasına" böyle güzel transfer olabilmiş çok az insandan biridir o. Önlenemez enerjisi, açıksözlülüğü ve netliği birçok kez "işte budur" dedirtmiş ve beni biraz daha yaklaştırmıştır ona. Bunları yazarken de "ne diyorsun Aslı.." diyorum kendime.. "olan oldu." 

Birçok ünlü ölümü, "yıldız kayması" gördük okuduk.. Bu kız o kadar telefonla arasam ulaşabileceğim bir yakınlıktaydı, öyle "hayatımdan biri gibi" hissettirmişti ya bana, afallattı gidişi. Düşünmek üzerine bir de, geriye kalan o minicik yavrusunu, sarstı beni bugün. 

Ölümler her gün, her hanenin kıyısına değiyor elbette. Ama fark ettim ki geçen hafta aldığım üç haberden biraz daha farklı bir hissin orta yerine bıraktı beni bu gidiş. Bir insanı tanımak, tanımamak, onunla bir şey paylaşmak ya da paylaşmamak mühim değil bazen. Gece uyuyamadığımda, yalnız otururken evimde, televizyonu açtığımda benim gülümsememi sağlayan kadındı bu kadın, elinde mikrofon, sokaklarda dolaşırken. Dokundu işte hayatıma.. Hem de belki geçen hafta yakınımdan yöremden göçen insanlardan daha fazla hayatıma dahil oldu..

İletişim araçları, onların yarattığı dünyalar, orada yaşayan insanlar aslında tam orta yerinden geçiyorlar hayatımızın, defalarca! Zannediyoruz ki bir camın ardında sürüyorlar hayatlarını, öyle değil. Tabii ki hepsi aynı düzeyde yer bulamıyor kendine "hayat evimizde". Ağzımıza geleni döküyoruz bazen bir türlü ısınamadıklarımıza, sanki bizi rahatsız eden üst komşumuz kadar gerçek görüp onları, elimizde kumanda saydırıyoruz televizyona baka baka, duyacaklarmış gibi. Ya da böyle saatlerce sohbet etmiş gibi hissedebiliyoruz, sarılmış, dokunmuş, birlikte yürümüş, kahkaha atmış gibi.. 

Nasıl bir "yanılmalar" zamanında yaşıyoruz.. 
Nasıl bir "yanılmalar" zamanında "seyrediyoruz" insanları, beş duyudan uzak. 
Uzak ama bir o kadar da içimiz titreyerek, bir tür kaosta.

Bu yazıyı yazdım çünkü hayatıma bir şekilde dokunduğunu düşündüğüm bu kadın, bugün benim hayatımdan da gitti biraz. Hep orada bir yerde, hem şen şakrak haliyle koşturacak, keskin kahkahasını salacak sağa sola, zihnimde hep böyle dipdiri kalacak, ona şüphe yok. Ama biraz gitti işte benden de. Huzur içinde, nur içinde yatsın.

Tüm sözlerin yanında bir evlada kayıyor aklım ama işte.. "Komik kadın, enerjik hatun, daha çok gençti"lerin ötesinde hep o çocuğa gidiyor aklım.. Son dansını, son kahkahalarını, insanları son kucaklayışlarını bıraktı ona işte, şu çok da beğenmediğimiz yarışma sayesinde. Ah Can Kılıç bebek, güzel olsun ömrün.

Sabır, onu kaybettiğini düşünen herkese, yakınlarına, oğluna..
Ölümler, en çok geride kalanların sınavı oluyor çünkü. 

Yorumlar

  1. Çok güzel yazmışsın. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

    YanıtlaSil
  2. ölüm,
    anıları, maziyi her gün, içte yaşatmayı zorunlu tutuyor insana.

    Allah sabır versin geride kalanlara ve rahmet eylesin ona.Kalemine, yüreğine sağlık Aslı Ablacığım.:)

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…