Ana içeriğe atla

Aslı Hakkında 25 Gerçek!

Bugünler önemli günler benim için. Zira bir seneyi daha geride bırakıyorum yavaş yavaş. Geçen zamana dönüp de bir bakma isteği ise bu zamanlarda tavan yapıyor nedense; hep bir sorgulama, bir irdeleme halleri. Sonra yaşadığım an'a geri dönüyorum, sessiz, sakin ve dinginim diye mutluyum. Biraz "fazla sessiz", kabul. Ama sanırım iyiyim.

İşte bu günün, doğum günümün öncesinde Deniz'in blogunda bir şeye rastladım. Dediğine göre pek yaygınmış şimdilerde ama ben ilk kez onda gördüm bunu. Evet meseleyi ifşa edeyim, kendimi de; blogger'ımız hakkında "pek de bilinmeyen" 25 gerçek, 25 ipucu!

Mikrofon, yeni yaşını kendi odasında ve bir şişe şarabıyla kutlayacak olan Aslı'da!

1. Ertelemeyi çok seviyorum. Sözde her şey hemen olsun diye vakit kaybetmeden ateşliyorum kendimi. Ama o ilk kıvılcımdan sonra bir ağırlık çöküyor üzerime ve kendimi akışa bırakıyorum. Ertelemeyi getiriyor bu da beraberinde. Hele son dakika koşturmaları, olmazsa olmazlarım! Yumurta-kapı ilişkisi, favorim!

2. Şarkı söylemek ve dahi sahne sanatları en ölmez hayalim. Hatta öyle ki birçok şeyimi feda edebilirdim bir müzikalde rol alabilmek için. Ama öyle küçük çaplı bir rol de değil, kendimizi küçümsemeyelim!

3. Söz yazıyor ve beste yapıyorum. Nasıl diye sormayın, oluyor ve ben bile anlamıyorum!

4. Futbol en büyük tutkum. Hadi, "çoktutkulu" bir insan olarak diğerlerine haksızlık etmeyeyim ama bu meret hepsinin başını çekiyor sanki. Kendime bile sezdirmeden neredeyse tüm Avrupa ve hatta Brezilya liglerini takip ediyorum.

5. 4'e rağmen hiç iddaa oynamadım. Zamanım olmadı!

6. E-posta'm olmadan şurdan şuraya gitmem! Fena alışkanlık. Ama o elektronik postalar uyanık olduğum her saat içinde illa ki bir kez kontrol edilecek, mani olamıyorum. Fakat korkuyorum da kendimden yavaş yavaş.

7. Hayatım boyunca hiç sigara içmedim. Teşebbüs dahi etmedim ve bunu söylerken de inanılmaz keyif alıyorum. Nargile? Bir, bilemedin iki!

8. Taptaze bir radyocuyum! Evet, itü sözlük radyosu'nda 3 yıla yakın süre devam eden programımın ardından yaklaşık 2 aydır bir radyo kanalında program yapıyorum!

9. Kitaplığım kitaplığım! Her yeni kitabımı eklediğim bir programım, her yeni kitabıma da "damgasını vuran" bir "ex libris"im var. Kitaplarım özenle kayıt altında!

10. Antik Yunanca öğreniyorum. Son 3 aydır da modern Yunanca... Sesine bu kadar aşık olabileceğim bir "cisim" bulursam, sanırım hayatımı ona adayacağım.

11. Yay burcuyum. Yükselenim de Kova! Bak sen ona!

12. Oğlum! Olur da bir gün çocuğum olursa, şiddetle onun erkek olacağını hissediyorum. Nedendir bilinmez. (Buraya seneler sonra edit gelebilir :p)

13. Kadınlar ve küfür. Kimisi küfür için yaratılmış bu kadınların, evet. Ama ağızlarına oturmuyorsa o küfürler, hepsinin de dişini dökmek istiyorum yer yer kimi zaman. Yapmayın, etmeyin. Sevmiyorum sizi.

14. Emek. Hayatımda her zaman emeğin karşılığına alacağına, er ya da geç layığını bulacağına inandım. İşte o nedenle çoğu zaman da zoru seçip 'çirkin hırs'a uzaktan baktım, en manidar gülüşümle.

15. Tattoo! İtiraf ediyorum önceleri tepkiliydim onlara karşı. Ama artık benim çizdiğim bir dövme taslağım var ve bedenimde yer alacağı günü bekliyor.

16. İstanbullu! İstanbullu'yum. Annem babam da İstanbullu. Kafam kızınca, tepem atınca, huzur aradığımda ya da birinin ziyaretine gidip de kıyısında olmak istediğim bir köyüm ne yazık ki yok. Zindanım da sarayım da burası.

17. İzmir... Orası bambaşka ama. Hani köyüm möyüm yok ama, burası da ikinci evim gibi. Bostanlı hele.. Ah ah!

18. Maskülen! Bazen, seyrek de olsa -özellikle müzik dinliyorsam- yolda yürürken kendimi erkek gibi hissediyorum. Bakışlarımı, adımlarımı ben değil de bir erkek atıyor sanki; o denli sert, o denli biri "gak" dese "guk" diye terslenecekmişim gibi. Tedavim sürüyor.

19. Arşivcilik. Hatta koleksiyonerlik. Böyle de bir hastalığım var. Eski olanı zaten bir seviyorum, o ayrı. Ama kimi gazeteleri vb materyalleri biriktirme huyum var. Örneğin, gittiğim her yerden illa ki bir minik taş parçası alır, evime gelince diğerlerinin yanına koyarım. Buna kartpostal ve ayraç koleksiyonumu da ekleyebiliriz sanki. Arşive örnekse bir dönem -ki oldukça eskidir- biriktirdiğim Bekir Coşkun yazılarım vardı. Hepsini attım.

20. Leo&Ricky! Bunu da bu bloga yazacağım aklıma gelmezdi! İşte o arşiv hastalığının sonucu olarak, biraz da o 13-14 yaşlarımın "çılgın aşık" hallerinden sebep Leonardo Di Caprio ve Ricky Martin'e dair ne var ne yoksa arşivliyordum. Aralarında Brad Pitt de vardı. Bekir'le birlikte onları da attım. Geçti.

21. Arkeolog. Eğitimini aldım, yıllardır da alıyorum! Bitemedi gitti. Ama ola ki bir gün uzmanlaşma kararı alırsam Bizans çalışırım diye düşünüyorum. O dönem bambaşka. Hele Constantinople! Dinler ve dinler tarihi konusuna ise girersem çıkamam diye parmağımı bile uzatmıyorum şu an!

22. Yol tutması. Bu tabiri sevmiyorum. Ama hani bir yolculukta olur da midem "aslı ben dışarı kaçmak istiyorum" derse, hemen müziği açıyorum. Her şey tozpembe oluyor yine. Zaten müzik dinliyorsam, o "mide" bana hiç başkaldırmıyor. Senelerdir böyle. Kendimi bildim bileli!

23. Aslı 4 yaşında... Okuma yazma biliyordu. Evde bebeklerle oynamak yerine kalem ve kağıda boyuyordu her yanını, bunu da seviyordu. Bir de bir iş var 4 yaşında yaptığı ve annesinin anlattığı. Bir gün şehirler arası bir yolda, baba arabayı kullanırken Aslı "yol tutması" sebebiyle midesinin bulandığını söyler, araba itinayla sağa çekilir. Aslı arabadan iner ve annesiyle babasına "siz gelmeyin" diyerek onlardan az da olsa uzaklaşır, yolun kenarındaki otların çimenlerin arasına dalar. İki dakika geçmeden geri geldiğinde ise ellerinde alelacele topladığı çiçekler vardır ve annesine yaklaşır. "Anneler günün kutlu olsun" tüm "yol tutması" oyununun bittiği, perdeyi kapatan ve annesinin gözlerini ıslatan cümle olur.

24. 23 çok uzadı, fark ettim. Etrafımdaki insanların benim aracılığımla tanışıp sevgili olmasından çok fazla olmasa da geriliyorum, bir de bunu fark ettim.

25. Kolay ağlıyorum. Sinirden, gülmekten, hüzünlenmekten. Neden olursa olsun bir anda düşüveriyor yaşlar gözümden. Zayıflıktan olmadığını biliyorum, güçsüzlükten yani. Ne düşünüyor, ne hissediyorsam söylediğimden ve gizlemeyi de sevmediğimden sanki, onları da tutamıyorum içimde. Olan bu.

26. Çok şey varmış. Daha da yazılırmış. Ama bunu da diyemeden geçemedim, 26 benden oldu. Biraz da kopya çektim, belirtmeden geçemeyeceğim. Ha unutmadan! Bir de, "çocukken saçlarım sapsarı değilmiş". Hiç de olmamış. Keşke olsaymış.

Yorumlar

  1. Huzur daima seninle olsun sevgili Aslı...Zevkle okuduğum bir blog burası..

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim, hepimizle olsun huzur. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. Eksiğin kalmasın deyu oralara gelince 5. madde'yi silmene yardım edicem.

    Sevgi ve dahi selamlarım ile.

    Aslıolog Dr. Nices Enelere.

    YanıtlaSil
  4. Anasının bir dadısının iki kuzusu, Say say uykusuz gecelerde uykunu getirsin,

    Bir zamanlar bir Cevahir Starbucks'ında aldığımız notlardan da esinlenilsin...!

    YanıtlaSil
  5. Sayın ve sevgili Samet'im ve Dadı'm.. Seviyorum çok ikinizi de..

    Gel, kalk da İstanbullara..

    Ve sen dadı, fısılda o Starbucks notlarını kulağıma..

    YanıtlaSil
  6. her bi haltı anlarımda şu madde7 yi anlaamam ya milyarca insanın yediği bu haltı hiçmi merak etmedin yauw..?

    YanıtlaSil
  7. Tesadufen buldum blog`unu Asli. Ve ilk olarak okudugum notun senin hakkinda bilmemiz gereken 25 gercek. Bu kadar cok ortak ozelligimizin olmasi cok garip hissettirdi bana. Sanki seni hep taniyormusum gibi. Birbirini tanimayan ama hep teget gecen yasamlar gibi. Ilginc. Bu arada yazdigin iki kitabinda bende var. Bir gun tanisirsak imzalatmak isterim. Selanikten sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. @gRanGe;
    ben de bilmiyorum desem.. yüklüce bir tiksinme sonucu gelişti sanırım bu durum :)

    @sonagre;
    Merhaba, bu güzel yorum, şu güzel yılın son gününde gülümsetti beni. Umarım keyif almışsındır kitaplardan. 2010 planlarından biri Yunanistan seyahati. Büyük bir zevkle imzalarım kitaplarını tabii ki. İletişimde kalmak isterim.

    Sevgiler,
    Aslı

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…