Ana içeriğe atla

beni anlamadın

bıraktığımda böyle değildin. daha durgun, daha kendini bilir görünüyordun yakınlaştıkça. hele içine girdikçe anlıyordum köklerinin nasıl da sağlam tutunduğunu toprağına ve nasıl sarsılmaz olduğunu, ayakta kaldığını. ama şimdi… baktığımda böyle değilsin.

günler gecelerce izledim seni. sessiz ve sadece kendimi dinleyerek. en büyük hatayı da burada yaptım belki. biraz dinleseydim seni o aralar, duyabilirdim içinden geçenleri. ama ben kendimi dinlemeyi yeğledim ve sustum seni. aslında bas bas bağırdım ya… derinleştirmeyeceğim daha fazla. zaten boğulmak üzereyim.

izledim seni dedim az önce. izledim, oturmanı, kalkmanı, ellerini ve gözlerini. gözlerinin kaçışlarını, gelişlerini -ki onlar en sevdiklerimdi-. sonra yavaş yavaş baktım ben gibi bakıyor, ben gibi duyuyor, konuşuyorsun hayatı. beni dinlemezken nereden duydun bunları deme. duydum. seni dinlemek için illa kulaklarımın seni duyar olması gerekmiyordu nihayetinde. ben, beni dinlerken seni duyabiliyordum. sonra konuşabiliyordum seni, sonra bakabiliyordum sana, içebiliyordum seni ama doyamıyordum. bunlar mühim olmayan detaylardı ve ben dünyanın görüp görebileceği en büyük yalancıydım.

sessizliğimde bunca şeyi duyduktan dinledikten sonra, anlatmaya başladım. tüm bu gözlemlerimi, özlemlerimi sonra. avuçlarının arasında bir gece bile olsa uykudan ölmek istediğimi. evet, bildiğin, tanıdığın, gördüğün yüzüm, avuçlarının arasında öylece, gözlerinin içine baka baka bir gece yarısı ölmek istediğimi, istediğim gibi de öldüğümü. yanaklarıma yaslanmış baş parmaklarının gözlerimden akan yaşları sildiğini ve dudaklarımda söndürdüğünü. ama o parmakların söner sandığı bir yangını nasıl da bilmeden, nasıl da içten içe bilerek körüklediğini anlatmaya başladım.

sen, intikam alırcasına, geçmişin oyuklarını kendin kapatmak istedin kulak tıkamalarınla. dinlemedin kısaca; dinledin, anlamadım beni. derin uykulardı ölmelerim gözünde, çığlıklarım, uyu diye söylediğim ninnilerdi sanki yüzüne değen, ben, sanki bir hiçtim karşı koltuğunda oturan fakat ellerim dizinde. ne hikmetse!

dinledin. anlamadın.
hakkını yemedim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…