Ana içeriğe atla

Özel bir fuar günü...

Bugün İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'ndaydım. Geçen yıl İstanbul'daki fuarı değil, İzmir'dekini ziyaret edebilmiştim. Bu sene nihayet İstanbul'u yakaladım.

Gerçi fuar alanını ne kadar İstanbullaştırabiliriz bilmiyorum. Zira İstanbul içinde 2 saat "seyahat" edip ancak alana varabiliyorsunuz. Korkutucu boyutlarda bir yolculuk gerçekten. Ara ara Edirne'ye kaç kilometre kaldığını gösteren tabelalara rastlıyorsunuz. İnsan ister istemez o anlarda birileri birazdan Yunanca konuşmaya başlayacak sanırım diyor. Sonra da ne güzel olur be diye ekliyor. Tabi ki bunların benim kötü geçen yolculuğumla bir ilgisi yok, mesele benim "Yunan" aşkım sadece.. (Burada Aslı gülümsüyor.. )

Geçelim her şeyi, fuara gelelim. Bu kez, diğer seferlerden farklı bir heyecanla ziyaret ettim fuarı. Daha önce, 2005'te yani, ilk kez Carpe Diem Kitap ekibiyle katılmıştım fuara. Tazecik kitaplarımızla ilk kez arz-ı endam etmiştik, kitaplarımıza imzalar kondurmuş, okurlarımızla tanışmıştık. Elbette tarifsizdi hisler.. Sonrasında, yani bugünse benimle aynı saatlerde fuar alanında olan biri vardı, çok değerli kuzenim, "abi yarısı" değil "abi tamamı" insanım, Ersel Serdarlı.

İlk kitabı "Reklam Yazmak" BAMM etiketiyle kitapçılarda olacak artık Ersel Serdarlı'nın. Ama ilk kez bugün, Tüyap'ta kokladık onun kitabını, kutladık.. Onunla ilgili güzel haberlerin ardı arkası kesilmesin, ben de yazayım onu bol bol sizlere duyurayım.

Ve işte bugünden bir gurur tablosu çiziverdik kendimize, mutlu olduk!



Bugün orada olan herkese, canım Adı Yok ve Carpe Diem Kitap ekibine, Kasapoğlu, Metan, Serdarlı Aileleri'ne ve görmeyi özlediğim diğer yüzlere, yüreklere çok çok teşekkür ediyorum.

E eklemek lazım; fuar hakkındaki diğer izlenimleri yazacağım elbette, çok yakında.. (Aslı yine gülümsüyor.. Bunu hep yapıyor.. )

Yorumlar

  1. o aslı gülümsemekten hiç vazgeçmesin, bizi de güldürsün hep e mi?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…