30.9.07

kay!(ıp)

Tam buldum derken kaybetmek gibi, elinden kaçışını, yere düşüşünü izlemek gibi bir adamın. O’ndan sonrası yok derken, gözün ani bir hareketle ondan sonrasını görmesi, ondan sonrasının olduğunu görmesi ve ondan sonrasının devamını görmek istemesi gibi… Öyle bir hissin hükmünde yola devam etme kaygısı, bilmem kaçıncı yazın öncesi, ayak parmakları denize değmeden evvel, acaba’lar gölü’nde antrenman turları…

...

24.9.07

Seni Düş'ünmek.

ateşi görmek bazen, ateşe değmek, ateş olmak sonra da. düş'lere düşmek ardından, düşlerle yoğrulmak, düş olmak. sonra zamanı köşelerinden tutup çekmek istemek henüz görülmeyene, henüz gidilmemiş olana varmak. "henüz" eksikliğinde seni bulmak, seni koklamak sonra.

seni düşünmek, ateşi görmek yeniden, ateşe değmek, ateş olmak...

22.9.07

Gazeteport Yeni Yazarlar Aranıyor!

Gazeteport isimli internet sitesinin açmış olduğu "Yeni Yazarlar Aranıyor" isimli yarışmada ilk 500'e girdim geçtiğimiz günlerde. Bu da demek oluyor ki bu siteye yeni yazılarımı göndereceğim ve siz değerli dostlardan siteden yeni yazılarımı takip etmenizi ve yazılarımı oylamanızı rica edeceğim.

Blogumda da böyle bir post'a imza atmanın "yersiz" sevincini yaşıyorum, ne yalan söyleyeyim.. :)
http://www.gazeteport.com.tr/YAZARADAYLARI/NEWS1/GP_067968 adresinde ilk 500'e kalmamı sağlayan yazı var. Yeni yazılarıma, ismimi aratarak ulaşabilirsiniz. Yazılarıma ulaşamaıyorsanız şayet, bana ulaşmaya çalışın, e mi..

Sevgiler..

18.9.07

can/içi

Kıvrımlı yamaçlardan
Aşağı süzülen su gibi gülüşün.
Elinin tersinde yaban otları.
Sesin bir serçe yüreği kadar
Ürkek zaman zaman.
Bir de benim yanımdaysan
Uçuyor o kocaman adam gözlerin.

Sıcak tenin, bilirim.
Dokunmadan tattım alevini.
En rüzgarsız doruklarda yaşadım seni.
Seni bilmeden, bildiğimi sandım gecelerde.
En umarsız anında toprağın
Doğdun bir anda yeni açan güne.
Sevim yağdı üstüne, soldun.

Yanımdayken tanıdım seni.
Uzakta yabancıydın bana
Sevinçler kadar.
Ama en korkulu rüyadan uyandırdın beni.
Tuttun kolumdan çektin sana.
Sonra bir bıraktın kenara,
Soldum…
11.06.02/14:54

17.9.07

yetkililere sesleniyoruz, kucaklaşan heykel istemiyoruz!

Bizim bi heykel var duydunuz mu? Bi kadın bi erkek hani, olmayacak(!) şekilde duruyorlar kasabanın(!) ortasında. Halkın tepkisiyse yerinde gayet; “Taşlarız biz onu, yakarız başkanım” şeklinde belediye başkanının kapısına dayanıyorlar. Eh haklılar tabi, ahlâkı bozuluyor bizim kızlarımızın…

Nerdesiniz be ağalar, adamlar, insanım diye iki ayağı üzerinde durup yürüyen arada bir eserse düşünen yaratıklar, nerede, hangi zamandasınız? Bahsettiğiniz kucak kucağa kadın ve adam heykelinin ne de güzel sarıldığını, eserin nasıl da estetik olduğunu kavramanız için size Avrupa’dan ithal göz zevki, estetik algısı mı zerk etmek lazım? Hiç olmadı, “görmezden geliriz” de mi diyemiyor diliniz, de habire “ ben o erkeğin çükünü keserim, nasıl da sarılmış karıya” diyor…

Ne de güzel diyor ağzını öptüğümün amcası… Bir de ekliyor bunu diyen, “bizim kızlarımızın ahlakı bozuluyor…” Ulan hadi bozulacak illa diyelim bi ahlak, bi kızlarınızınki mi bozulmaya meyilli? Erkekleriniz ahlâk konusunda tepeden garantili mi, bozulursa da yenisiyle değiştiriyorlar da olan kızlarınıza mı oluyor?

Heykeltıraşın mevzua yaklaşımı da bi garip… O da “cinsel organları bile yok” diyor… E ne diyelim yani, cinsel organları yokmuş bunun, başka gezegenin insanları bunlar bırakalım rahat rahat kucaklaşsınlar mı? Olmaz, madem mesaj verilecek, yap adamın pipisini de, “aha olum bize bir şeyler anlatmak istiyor lan” diyebilelim biz de heykel için... Hazır sığ bakmaya başlamışız her şeye, bu heykel konusunun yanına da bir çizik atalım böylelikle, değil mi?

Ne çok soru sordum ben de, irdelemekten bitap düştüm. Sök at heykeli o kadar konuşacağına, bitsin gitsin… Boş gündemler de meşgul etmesin memleketimin kendinden yoğun gündemini… “Sus be kadın sus!” de bana ağzını öptüğümün amcası, “Sus!” de bana…

7.9.07

rnc sayıklamaları-2


Ah o fareler..
Festival alanında yemek yerken, yürürken, dans ederken hatta pek de güzel eşlik ettiler bana ve binlerce katılımcıya. Bir delikten çıkıp öbürüne dalan onlarca fare ile birlikte pogo yaptık, "put your hands up" dedik alternatif sahnede, burn çadırında..
O oynak fareler mümkün olduğunca görmezden gelindi ve eğlenceye devam dedi herkes..

Hayatımın en eğlenceli karaoke deneyimlerinden birini yaşadım canım arkadaşım Nina'mla, Algida'nın standında. "Seveceğim, gezeceğim, görürsün sana neler edeceğim" derken nasıl da şendik! Hakikaten "tek eksiğimiz sanırım buydu!" dediğimiz tefleri de tutuşturdular elimize ve kendimizi Arto, efendime söyleyeyim bir Rober Hatemo gibi hissettik.. Kahkahalar ve çılgın alkışlar arasında terk ettik sahneyi geceye karıştık yine..

Cuma gecesi, kampçılar akın akın geldiğinde festival alanına onları keyifli bir sürpriz bekliyordu. Raining Pleasure.. Bence Rock'n Coke 2007'nin en iyi performansı hangisi idi oylamasında üst sırayı zorlayacak bir performanstı izlediğimiz. Bu Yunan grup bizi ilk geceden ısıttı festivale, bitkin bedenlerimizi kapının önüne koymamıza vesile oldu. Nasıl teşekkür edilse az kendilerine..

O alev alev burn gecesini bırakıp çadıra döndüğümüzde saatlerimiz kaçı gösteriyordu bilmiyorum ama benim gözlerimin feri sönmeye yüz tutmuştu, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çadırımızın içinde matlar üzerinde efsanevi bir uyku uyuyacağımı aşikardı. Ve teslim ettik kendimizi geceye..

Sabahsa, güneş çadırın içinde doğdu.. Yandık kül olduk bir konser bile izleyemeden.. Sıcak boncuk boncuk ter olmuş akıyordu her bi yanımızdan ve nihayet, sabahın 8'inde, evet yanlış okumadınız, sıcacaktan uyuyamadığımızı fark edip(enteresan!) kalkındık.. Dolandık.. Dua ettik birazcık serin olsun diye.. Kabul oldu duamız sonradan, ziyadesiyle..

ezginin gemisi

ezginin günlüğü'ne musallat oldum, okuyorum..
gemi'lerle gider oldum her yere..

6.9.07

SONra

düğümler arasında kalmakla çözülmeyi beklemek arasında bir zamandayım.
elimin erişemediği bir yerde, sesimin dahi güç ulaştığı, ulaşırken çukurlara düştüğü, taşlara takıldığı bir yerde sen.. nefesimi ise duyamadın bile.

bir yol öncesinde zamanın, yelkovanın baş aşağı olmasından evvel yani biraz,
gidip gelirken sözcükler aramızda, ne aydınlıktı her şey..
yitti bir anda gün avuçlarımda, gece yetişti..
karanlığa boğuldum sessiz kabullenişlerinin ardında.
halbuki bu kadar kolay olmamalıydı teslim olmak, ayak diretmek olmalıydı teninin altında bi yerlerde.
yoktu.

gece, nefes daralmalarını getirdi, yastığa koydu..
kim uyuyacak bu karanlık zamanda şimdi senden sonra..?..

yağ!mur..

"..dinle yağmuru dinle
teselli bul türküsünden.."

yağmurlu bir kadın..
ağlarken, karışıp yağmura, gözlerini kapar ve dua eder..
bir kadın bilir duasını, bir de duyuyorsa "o"..

aydınlığından bellidir günün, dualar erişir o'na..
yakarışlar yankı olur, iner toprağa..

5.9.07

minik

makyaj çantalarından arakladığı rujların ardına gizledi bebek yüreğini...
ve bildi gelecek günlerde herkesin bir çalıntı renk ardına gizleneceğini...

4.9.07

rnc sayıklamaları-1


Pentagram.. Rock'n Coke 2007'nin en akıllara kazınan performanslarından birini sergilemiş, hakikaten eşsiz olduğunu bir kez daha kanıtlamış efsane topluluk..

Yıllar sonra onları görünce, bu kadar heyecanlanacağımı tahmin etmemiştim konser öncesi. Ama festival başlangıcından beri pazar akşamını beklediğim aşikardı. Ki aşikar olmasa da mütemadiyen dile getirdiğimden, basın çadırının yarısı ve çılgın katılımcıların üçte biri benim Pentagram'ı beklediğimden haberdardı.. Anons yapıldı nihayet, o yağmurlu pazar'ın akşamında.. Pentagram çıkıyordu sahneye..

In esir like an eagle çalınmaya başladı kulaklarıma.. Sonra Take my time.. 1000 in the eastland.. Ölümlü.. Bir..

Her şarkıda biraz daha gittim eskilere, kendime, geçmişime, yaşanmamış, yaşanamamış zamanlara.. İtildim sorgulamalara, kaldım orada.. İçim Chris Cornell performansından sonra, bir daha aktı gitti sahneye sahneye.. Yüzümde aptal bir tebessümle izledim konseri..

ve nihayet bagetlerin havada uçuştuğu o ana değin sabitlediğim ayaklarımı söktüm topraktan..

Yürüdüm, yürüdüm..

Ve dedim ki can dostum Nina'ya; "İşte onlar.. Bu adamlardı işte.. Tüylerimi diken diken eden/edecek adamlar.. Hâlâ.. Ve her daim.."

yok'la'ma!