Ana içeriğe atla

kar yok, çam yok, Noel Baba da olmaz tabi..



Bu sıra bizim illere pek kar düşmüyor. Ağaç mevcudumuz da az keza, elimizdekilerin de sayısı tam manasıyla bilinmemekle birlikte, 3 ağacımızdan biri kesinlikle çam değil.. Milletçe kırmızıya pek aşığız, orası kesin!

Bu sıralar, mahalle manavı, terzisi, bakkalı ve dahi kuruyemişçisinde Yılbaşı telaşı yaşanıyor. Ve bu telaş ısrarla Noel Baba, Kar tanesi ve Çam ağacı triosuyla göze çarpıyor..
Kırmızı mı?
Alayımız kıpkırmızıyız zaten, göz alabildiğine kızarmış durumdayız..!

Yeni yılı kutluyoruz. Bir ömür süresince bilmem kaçıncı kez, yeniden, yılmadan.. Saat 12 oldu mu zıvanadan çıkıp 12:15 sularında yerimize oturuyoruz.. Ne güzel.. Bizim o iptal olduğumuz 15 dakikada hayat yine akıyor, yine üzerinde yaşadığımız bu garip gezegen dönüyor bir yerlerde, bir şeylerin etrafında.. Israrla yaşlanıyor, yaşlandıkça merkezkaç'tan ödümüz daha mı patlar oluyor bilinmez, daha bir sıkı tutunur hale geliyoruz bu acayip küreye.. Her yılın başını daha bir şevkle, daha bir "helecanla", daha bir höykürmek ve yeri göğü hönkürdetmek suretiyle kutluyoruz..
Ne âlâ..

Fakat bu kadar debdebeli cümle kafi..

Klişelerin mümkün olduğunca göbeğinden ama samimi dileklerim var..
Ho Ho Ho(!)..


Geçirdiğimiz yıllardan daha bir güzel olsun bu gelen..
Tüm kaygılardan, sıkıntılardan ırak olsun..
Uzaklardaki, ne yaptığını bilmediğimiz fakat yanımızda olsun istediğimiz kadınlar/adamlar yamacımıza gelsin..
Yamacımızdakiler de, yaşlandıkça şu mavi-yeşil küreye tutunan amcalar/teyzeler gibi daha bi' sıkı sarılsınlar bize.. Bir ömür kalsınlar nefesimizin dibinde..
Sağlık, huzur, başarı perileri, ilk buldukları mutluluk'u taşısınlar, bıraksınlar kıyımıza.. Gidip gidip bir daha gelsin, yenilerini getirsinler sonra..

Sözcükler de susmasın.. Bildiğimiz tüm harfleri, yazabildiğimiz her sözcüğün içine özenle yerleştirelim.. Kocaman cümlelerimiz olsun, uzaktan bir noktadan ibaretmiş gibi görünen ama insanlar, hayatlar, koca koca mavi-yeşiller taşıyabilecek kuvvette olan..

Öz aslında dileğim..
İyi olun, iyi kalın..
Yeni bir seneyi de, sayılara takılmadan, kimseyi kırmadan, güzellikleri didiklemeden yaşayın..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…