Ana içeriğe atla

üç film birden!

Revolutionary Road, Shadows ve Yanlış Zaman Yolcuları..

Çok ahkam kesmeyeceğim, haklarında öyle sayfalarca atıp tutmayacağım. Üçünün de eksikleri ve fazlaları var. Geçtiğimiz haftanın tüm yoğunluğu ile birlikte onları da kattım hayatıma, not düşeyim dedim.

Revolutionary Road, oyunculukları için bir iki kez izlenebilecek bir yapımmış. Geç oldu benim seyrim ama güzel oldu. Her üç film için de geçerli olduğunu düşündüğüm bir mevzu var ki bu filmin süresi kesinlikle çok uzun! Bu konu, bu işleyiş.. Seyircisini kendi elleriyle öldürüyor biraz. Film hem konusu hem de havası itibariyle benim "küt" diye ortaya koyduğum yeni bir kategoriye, +25'e dahil. Hemen yaramaz çağrışımlarınızı toplamayın, öyle değil. O evlilikte yaşanan dertleri hissedebilmek için, hayatın getirdiği "oynak" ilişkilerden biraz olsun sıyrılmak, "ciddi" hadiselere göz ucuyla da olsa bakmak lazım. Ondan +25. Pek yaşı da yok ya bu işlerin.. Neyse sustum. Kate ve Leo için izleyin, onlar da bence bu arada koşup evlensinler! Dünya sinemasının birbirine gerçekten en çok yakışan iki ismi. Magazin yapmıyorum, bitti.

Shadows (Senki), ahh. Beni yordu. Ama ondan daha çok yoranı var. Sona sakladığım. Belirtmek gerek ki bu yazıda aktarılacak üç film arasından ben en çok bunu sevdim. Sahiden "yabancı" bir dil konuşuluyor bu filmde, gayet Makedonca. Biraz bize yakın biraz uzak haller, insanların yer yer sıcacık yer yer buz gibi olmaları pek tanıdık geldi bana, tüm gel-gitleri sevdim. Kamera kullanımı ve mecazları da oldukça kuvvetliydi filmin. Bir de unutmadan "bensiz nasıl yaşayacaksın?"ı vardı ki... İzleyip de görülmeli, o replik, o an.

Yanlış Zaman Yolcuları ise üzerinde hem özenle durmak istediğim hem de ne hikmetse uzağında kalmam gerektiğine inandığım bir film. Filmin yönetmeni Aren Perdeci, ama onunla birlikte öne çıkarmak istediğim iki isim var ki bence filmin güzel anılacak her yerinde parmağı olan insanlar onlar, görüntü yönetmenleri Serkan Güler ve Ahmet Sesigürgil. Ha tanır mıyım kendilerini, hayır. Hatta tamamen jenerikten beslendim de söylüyorum. Bence bu üç ismin kimyası tutmuş, yeni yapımlarla karşımıza çıkacak olurlarsa çekinmeden izlerim, gözlerim bayram eder. Amaaa. Bu demek değil ki film hakkında eksiksiz noksansız bir on puanım var on üzerinden. Başta yaptığım yorumda gözünüze çarptı illa ki, o haddinden fazla aksak hal, bu filmde de rahatsız edici derecede öne çıkıyor. Bu bir anlatım biçimidir diyeni anlarım ama anladığım bir şey daha var ki o da anlatım biçimleri. Demek ki ben böylesiyle pek iyi "anlaşamıyorum". Film hakkında yersiz ipuçları vermek istemem, o sebeple susuyorum. Ama iyi bir film izleyicisi iseniz, gözünüze kimi devam hataları takılacak, hazırlıklı olun ama üzerinde durmayın. Bu topraklarda yapılan diğer yapımlardan "havasıyla" ayrıldığı için seyredilsin, görülsün bu film de.

Aslı da film izledi işte.

Ayrıca;
Yanlış Zaman Yolcuları: http://www.imdb.com/title/tt1278158/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…