Kayıtlar

Eve dönüş

el durdu kalem durdu. daha çok çocuğa çalışıyor demeli belki de, şimdilerde yetişkine, erişkine erişemiyor. biraz beklemedeydi. sanırım döndü.
Kadının "fahişe"si erkeğin "fahişe"sinin yanında iffet abidesidir.

öyle

Oraya gerçekten hiç varmadım. Her gece orada uyudum. Ne yaptıysam biraz sana, biraz bana, biraz biz oldurmaya çalıştığımıza yaptım. İyi de yaptım. Kötü de. Sen ne yaptıysan, biraz bana, biraz sana, biraz başkalarına, biraz da biz oldurmaya çalıştığımıza yaptın. Ben pes ettim sonunda, sen "yok" dedin. Bir şey var bitmeyen. Şimdi gözyaşı doğuran şey neyse, o bitmedi. Yaşıyorum ama inan öylesine...

Çay detaydır, mühim olan kaşıktır!

Şaka değil söylediğim. Önemsiyorum, önemseyeceğim. "Memleketin her yerinde karşılaşabilir içecek nedir?" deseniz; canınız sıkılsa da laf olsun diye "başlıca içeceğimiz nedir?" sorusunu yöneltseniz bana gözümü kırpmadan "çay!" derim. Ha ben içmeye bayılır mıyım, hayır. Aksine çok da aramam. Ama madem bu nane her yerde içiliyor, tadıyla içilsin, biçimiyle içilsin; yaygınlığının ve bir kültürün parçası olmuşluğun ayrıcalığını hissettirsin. Ama ne yazık ki, benimki " yaman bir estetik kaygı " çoklarına göre. Çünkü onlara göre içilecek olan çay mühimdir, nasıl içildiği değil! Zaten bizde esas olay hep neticedir! Hatice'yi de severiz şüphesiz ama gözlerden ırakta mümkünse... Çayseviciler benim ahlakımı bozmadan derdimi anlatayım. Çay kaşıkları! Genelde tek bir fabrikadan çıkmış gibi görünen o iğrenç çelik çay kaşıkları, yurdun en batısından en doğusuna hiç mi farklılık göstermez be okur! Bu kadar yerelliğe, belediyecilik hatt...

aklımda!

aklımdasın bir yokluk ertesi kadar soğuk hava bir varlık sanrısı kadar alaycı renkler dans ediyor senin yokluğunda bile ellerine değmiş gibi kırmızı, mavi dudaklarını öpmüş gibi sarı uyumuş gibi koynunda.. kalem tutukluk yaparken bir yandan karalıyor beyaz kağıdı karalandıkça kağıt karaya vuruyor önce renkler sonra renklerin dansı aklımdasın bir çokluk tebessümü tüm bedenimde bir yokluk göbeği kadar ayaz içim-de..

yazmak için,

gözleri kör etmek gerekir. sonra kulakları duymaz... elleri tutmaz, ayakları yürümez, dilleri söylemez etmek gerekir. başka hayatlar olmak, bambaşka hayatlardan çıkmak, kaçmak gerekir. bir ömrü ezberlemek, arkasından bir hamlede silmek, "yeni baştan" diyebilmek gerekir yazmak için.

bir kadını anlamak

erkeklerin tek meselesi bu! tamam kadın kısmı da erkeği anlamak için paralıyor kendini, anladık! ama yapmayın. kadın dediğimiz o kadar da komplike değil canım! "imkansız" da "zaman kaybı" da değil kadınları anlamak.. mesele kendini anlatamayan kadında! mesele dur ben şunun içini bi çıkarayım da anlayayım diye kadını ters yüz eden erkekte! ya bi bırak, iki dakika huzur ver bana, anlarsın sonra. ben de seni anlarım, geçinir gideriz gül gibi. ama güllerin nasıl geçindiğini sorma! "kadın zordur" deyip kaçmak olmaz. bi kere genelleme canım benim şu "kadını anlamak" meselesini. bi genelleme, dur. kadın da özünde insan (oha). onun da duyguları, karmaşaları, bunalımları var, aynı senin gibi. ama sen "fener niye yenildi"nin peşinde gezerken, o "çocuğa bez de almadık gördün mü"ye sıkılır. senin derdin "ya mahmutlar da bu gece bara gidecekti biz evde kaldık mk "dir (ama illa mk'dir), kadınınki "fazilet'in aldığı ...