Kayıtlar

Ne Kolaydı Eskiden

yüksek dozda hayıflanma barındıran bir soru cümlesi. aslında üç noktalı bolca, lakin sevilmiyor kendileri. şu an'ın içinden dönüp de geriye baktığında bazen insan, debelenmelerinin eskiden ne kadar çabucak başından savrulduğunu görüyor ya, işte deli oluyor o zaman.. neden şimdi geçmiyor böyle hızla, neden takılı kalıyor, yapışıyor üzerime her şey diyor, susuyor ardından da gözyaşları eşliğinde.. hayat bir kuvvet testi uyguluyor üzerinde insanın, durmadan. tam biri geçti, geçiyor derken, bir diğeri geliyor zorlukların. nefeslik molalarda bile yokluyor türlü sıkıntı elinden, dilinden, zihninden insanı. insan durmaksızın yoruluyor, dinlenmeden. oysa bir tek an içinde hayat. tasası, derdi, hüznü, sevinci onun içinde. biri düğmeye bastı mı, sonsuz bir aydınlık çünkü arkası, belki karanlık. çoklarının ziyaret ettiği fakat hakkında da tek söz etmediği "yer" o düğmenin arkası.. zaman geçerken üzerinden insanın, hem de eze eze geçerken, durup sadece hayıflanmak düşüyor ...

Hayat

Takılır bazen gözüne vefasızlıkları, saçmalıkları insanların, aslında hiç "olmamışlıkları".. Anlık bir "uykuya düşüş" yaşar, devam edersin yoluna sonra.. Hayat böyledir. Sonra başlarsın oynamaya sen de, açıkta kalmış bir "hayırsız" rolünü.. Dert etmezsin, zaman geçer, hayatın işlek bir şehir arteri olur, fark etmezsin. Önce hayıflanmaların gelir aklına, sonra hayıflanmalarına gülüp geçtiğin.. Nihayet gülüp geçmelerine güler hale gelirsin. Hayat böyledir.

Yaz!ama...

Hani kapağı açılmamış kitaplar vardır ya da gün yüzü görmemiş sözler. Yeniliklerinden değil de, yoğunluktandır gözden uzak oluşları. Fakat asla ırak düşmezler yürekten. İşte bu blog sayfası da öyle oldu benim için neredeyse son bir aydır. Hep aklımda, yazarken, hep aklımın bir köşesinde oldu ama gelip de iki satır yazamadım. Evet, üzerime bir ağırlık çöktü belli ki konuyla alakalı, belki de başka bir şey! Gözüm her gün en az iki üç kez arayıp buluyor burayı.. İçim özlüyor, bilesiniz.. Yaz'ınız güzel geçsin. Hatta geçmesin, kalsın bence öylece, güzel güzel.. İstanbul yanarken, yanan ama denizi, güneşi başka yerlerde iseniz daha da kalakalsın, dönmeyin şehre falan.. Lüzumu yok..

temiz

kapımın önünde ayakta duran adam.. beraberinde getirdiği bir koca ömür, bir şişe kırmızı şarap ve yorgun bakışlarıyla cesur tak tak'lar savuruyor kulağıma.. mümkün mü çakılı kalmak, fırlıyorum koltuğumdan.. biliyorum gelen o.. elim kapının tokmağında, yerler tak tak'larla dolu, açıyorum kapıyı.. elindeki şişeyi bana doğru uzattığında, çocukluk düşleri kaçışıyor içeri.. ayakkabılarını çıkarmamasını söylüyorum.. çünkü yerler pis.. "hangimiz temiziz ki" diyor.. önce anlamlandırıp konduramasam da bir yerlere, katılıyorum sonra, biraz da istemsiz, "hangimiz temiziz ki".. en köpüklüsünden bir kahvenin renginden çalma çırpma koltuğuma oturuyor. gözleri geziniyor duvarlarda, aklı bende, elimdeki bir şişe dolusu şarapta, söyleyecekleri ve dinleyeceklerinde belki.. oysa sözüm yok benim ona.. onun da bana olmadığı gibi aslında.. biraz ortalık ve dağınıklığımdan konuştuktan sonra, sıra hayatın en lüzumsuz sorunlarına değiyor; hastalıklara, parasızlıklarına, ölüme....

sen böyle yapınca

bir sessizlik hüküm sürüyor.. elimin değdiği her yerden gürültüsü kendinden büyük ağızlar çıkıyor.. buna rağmen her yer sessiz.. görüntüler var yalnız ve ben.. ben çekip giderken ve biraz da farkında değilken çekip gittiğimin, ardımda bıraktığım o koca şehir bir virajlık dönüşün ardından serildi ayaklarımın altına.. gitme demedi, kal da.. ama daha ziyade "gitme, sonra kalırsın" der gibiydi gözleri.. evlerin, sokakların ışıkları pırpırlanırken, gözlerinde göz yaşını saklar gibiydi.. oturduk seninle bir gün evvel.. taze çay hususunda sözler uçuştu, deminden, poşetinden, sallamasından.. böyle başladı o konuşma.. sen, ben, ailen, gailem.. her biri konuşuldu sonra.. yok konuşulmadı da sanki bir şarkı ritminde, türkü tadında, aksayarak, akarak söylendi.. benim karşımda bir çift göz, gözlerin ardında bir ömürlük sevdalar, yalanlar, yıkımlar ve dirilişler vardı.. ben o esnada, ayakta kalma çabasındaydım yalnız, hiçbir şey yoktu gözümde.. "bazen seni anlamıyorum.. kararsızl...

Aklım Sende Kalır

Ferhat Göçer'in yeni albümü müzik marketlerde yer aldı, kulaklara da bir şarkı çalındı.. Çok Sevdim İkimizi isimli bu albümün 4. şarkısı.. "Aklım Sende Kalır" "Korkarsan karanlıktan ışığın ben olurum Korkarsan yalnızlıktan yoldaşın ben olurum" Bir göz atın, dinleyin, "iç"erleyin derim..

kuş!

Bazen pek çok başlangıç ve bitiş neredeyse eş zamanlı olarak yaşanır. Utanmasalar kesişir, bir olur, öyle girerler hayatınıza da, o hayatı ya ihya ederler ya da perişan! "İşte tam o zamanlardan biri, iyi olanı benimki" demek isterdi gönül. Ama benimki gayet orta halli ve gayet karmaşık bir yapıda seyrediyor yine. Buraları ise boşlamadım. Şimdilerde yazıyorum. Ama yazmalar, düşünmeler ve yaşamalarla karıştığı zaman, daha da zorlaşıyor her şey; hem sizin, hem de yörenizde yaşayanlar için. Ne konuştuğunuzu bilir oluyorsunuz, ne içtiğinizi, yediğinizi; ne size seslendiğinde insanlar bir defada yanıt alabiliyorlar sizden, ne de telefonunuzu aradıklarında.. Geçicidir diyerek geçiştiriliyor bu zamanlar itinayla.. Her ayın başında yeni bir başka başlangıç düşlüyor insan, her Pazartesi'den medet umuyor, her saat başını iple çekiyor ne hikmetse.. İnsanoğlu da ne garip canım, hem kuş misali o daldan bu dala, şen, hem de gamlı baykuş, fakat ısrarla kuş!..