Kayıtlar

"Acaba nedir nedir?"

Burası bir garip liman. Yolları birer tümsek insan kapanı. Rüzgarı iğne iğne tende. Gecesi ve günü arası pek kısa. Günü aydınlık, gecesi kara en karasından. Burası bir kara zindan. İçi dışı nemli yalnızlık, bir koku sarmış etrafı. Duysan, düşer hayatı koklayan yerlerin.. Burası bir "gökyeri", derin. Aklını karmakarışık eder gürledi mi. Fısıldadı mı kulağına, zannedersin biri döver seni diliyle, öyle kanar kanım kanım her yanın. Burası. Neresi?

Ait

Şimdi çağırsam buraya gelecek bir adam var. O, senin adamın, yanıldığın zamanlarda başladığın bir ilişkinin sol yanı. Şimdi çağırsam buraya koşarak gelecek bir adamın var. Kadınlığını ayakları altında ezen,geriye bakmadan giden.. Adamın.. Ne düşünüyorsun gözlerini sana diktiğinde, kalbini gördüğünü mü.. İçini titreten sözler söylediğinde dili, karşısında duran kadının sen olduğunu mu sanıyorsun.. Acısını bilmediği hal’lere katlanır ya insan, bilmeden katlandığını da.. İçindesin işte böylesi bir bilinmezin. Aklın, kalbin bir olmuş oynuyorlar o adamın oyununu sana, gözlerini kapatıp önce, ateşe atıyorlar seni. Görmüyorsun, hissetmiyorsun, ayırt edemiyorsun kötüyü iyiden. O konuştukça, beni anlatıyor sana, saçlarının her kıvrımında yıllar sakladığını, kaçak bakışlarının aslında kaçak bakışlardan fazlası olduğunu, ellerinin üzerinde ne kadınlar, çocuklar yetiştirebileceğini, ne hayatlara yuva olacağını söylerken bedeninin, aslında beni arzuluyor. Her gece kıvrılıp sızmışken kıyına...

Seyir

Sana pencere pencere bakıyorum. Bir şehri izler gibi çakıldığım yerden. Bir şehrin gecesini gündüzünü, hırlısını hırsızını, akıllısını delisini izler gibi bakıyorum sana tüm gün, kendisini aslında çoktan terk etmiş bir binanın üçüncü katında. Ne çok alçakta, dibinde yerin; ne de çok yüksekte, insandan uzak.. Tasam ne bilmiyorum, tasam var mı bilmediğim gibi.. Yalnız buradan, olduğum yerden işte, seni izliyorum..

kar yok, çam yok, Noel Baba da olmaz tabi..

Resim
Bu sıra bizim illere pek kar düşmüyor. Ağaç mevcudumuz da az keza, elimizdekilerin de sayısı tam manasıyla bilinmemekle birlikte, 3 ağacımızdan biri kesinlikle çam değil.. Milletçe kırmızıya pek aşığız, orası kesin! Bu sıralar, mahalle manavı, terzisi, bakkalı ve dahi kuruyemişçisinde Yılbaşı telaşı yaşanıyor. Ve bu telaş ısrarla Noel Baba, Kar tanesi ve Çam ağacı triosuyla göze çarpıyor.. Kırmızı mı? Alayımız kıpkırmızıyız zaten, göz alabildiğine kızarmış durumdayız..! Yeni yılı kutluyoruz. Bir ömür süresince bilmem kaçıncı kez, yeniden, yılmadan.. Saat 12 oldu mu zıvanadan çıkıp 12:15 sularında yerimize oturuyoruz.. Ne güzel.. Bizim o iptal olduğumuz 15 dakikada hayat yine akıyor, yine üzerinde yaşadığımız bu garip gezegen dönüyor bir yerlerde, bir şeylerin etrafında.. Israrla yaşlanıyor, yaşlandıkça merkezkaç'tan ödümüz daha mı patlar oluyor bilinmez, daha bir sıkı tutunur hale geliyoruz bu acayip küreye.. Her yılın başını daha bir şevkle, daha bir "helecanla",...

\\Çoluk Çocuk//

ne söyledikleri anlaşılır, ne sualleri önemsenir.. bir kenarda ses edip dinlerler içlerini.. dertleriyse küçüktür, kendileri gibi.. bilirler sade konuşmayı; bir ağız, tek sesten diğerlerine bağırmayı. bir şunu bilmezler ki, ne söyledikleri anlaşılır, ne sualleri önemsenir..

"yalan söylüyorsun!"

- onu ben var ya, ağaçların kuşları sevdiği kadar sevdim mithat. öyle ayakta öyle dimdik.. o karşıdan gelirken öyle pırpırlandı ki içim, içimi sökecektim. köklerimi alacaktım da elime, koşacaktım sanki yol boyu unutup ağaçlığımı.. dermansız dertler gibi dönecektim içime sonra, o yüzünü çevirince benden.. onu ben kimsesizlikten çürümüş, dokunsan kırılacak yanlarımın, bir nefese duyduğu hasret kadar sevdim mithat, öyle büyük.. + yalansın ibrahim abi.. - yeminlen..

çek/git

zaman ilaç olmuyormuş bazı mevzularda. "üzerine gitmek" ve "çekip gitmek" arasında ince bir çizgi varmış.. illa ki birini yapmak lazımmış.. fakat bana göre olan çekip gitmekmiş.. yeni öğrenmedim, bi daha gördüm..