Ana içeriğe atla

Kırmızı Toplantı Notları – KTN

Geçtiğimiz gün rutin kitapçı gezilerimden birini yaparken, olmazsa olmaz’ım Mephisto’ya uğradım İstiklal Caddesi’nde. Bir saate yakın yeni çıkan kitapları ve dergileri inceledikten sonra “ayın yayınevi” masasına yöneldim. Altıkırkbeş kitaplarının %20 indirimle satışta olduğunu görmek gözlerimi parlatmadı değil.

Her biri birbirinden ince düşünülmüş kitaplara dokundum, biraz Kafka’landım. 
Daha sonra Kaan Çaydamlı’nın KTN’sine uzandı elim, Kişisel Toplantı Notları’na.

Altıkırkbeş kitaplarının önsözleri gibi düşünülmüş, kaleme alınmış bu yazılar, her biri öyle sağlam birer duvar, pencere, ağaç gibi duruyor ki, kitaplaşmayı hak etmişler sonuna kadar.
Hem de ne kitap! Kıpkırmızı! Kandan hallice, aşktan, tutkudan, terk edilişlerden, kalakalışlardan arda kalan tüm diriliğiyle nasiplenmiş kırmızıdan, iliklerine kadar.Bir iki kusuru yok değil. Kasti söz oyunları hariç tutarsak, hariçten haddinden fazla hataya rastlamak mümkün içeride, ne yazık ki. Eksik sözcükler, kafası karışık harfler.. Bir maçın seyir zevkinin noksanlığı vücut buluyor ellerimde böyle kitaplar okurken ben. KTN, okuma inadım sebebiyle bitiş düdüğünü gördüğüm bir kitap oldu, şükür.

Olumsuz noktaları bir yana, kafama bıraktığı virgüller, hayatıma iliştirdiği soru işaretleri ile cümleme katkısı inkar edilemez bir iş olmuş KTN.

Kaan Çaydamlı’nın o sık sık dokunduğu terk edilmek hadisesine dokunmadan da edemeyeceğim. Zira, kitabı bir nefeste okurken kendi kendime notlar aldım. Hatta bunları kitabın o kırmızı sayfaları üzerine, beyaz aksine, siyah kalemimle yazdım;

Terk edilen bir erkek, sadece kadınlara duyduğu inancından olur.
Ama bir kadın terk edildi mi, inancı ölür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…