Geç tahtaya. Geç geç geç. O tahtaya, evet. Önüne o beyaz tahtanın. İlkokuldaki gibi olanına, biraz daha aydınlık hani. O zamanlarda elinde tebeşir yahut kalem yazdığın "konuşanlar" gibi bir şey bu "seviyorum"ların içini boşaltanlar. Onları yazıyoruz. Yazmaya yeniden başlıyoruz aslında. Bu girizgahın ta kendisi! Sen, ben, hepimiz o listeye adı bir biçimde yazılmışlardanız. Ve bu liste, uzamaya da devam edecek herkes birilerinin gözlerinin içine aşktan kıvranırcasına bakmaya devam ettikçe. Kıvranırcasına. Çünkü ölmüyor kimse. Birkaç zamandir sustum ben. Sustum çünkü daha iyi bir şey yoktu yapacağım. Tüm insanlığa olan bu sessizliğimi neredeyse bir ay sizlere okuttum. Çok kapandım içime, dışıma çok açıldım. Dışım içme sığmaz oldu, kendimden taştım. Şimdi iyiceyim. Her hayatıma dokunan adamı, kadını gönül rahatlığıyla yazacak kadar. Kendimi affedeli çok olmuştu. Benden önce zaten herkesi affetmiştim. Ama şimdi... Durum değişti. Aflarım rafa kalkt...