25.5.08

temiz

kapımın önünde ayakta duran adam.. beraberinde getirdiği bir koca ömür, bir şişe kırmızı şarap ve yorgun bakışlarıyla cesur tak tak'lar savuruyor kulağıma.. mümkün mü çakılı kalmak, fırlıyorum koltuğumdan.. biliyorum gelen o.. elim kapının tokmağında, yerler tak tak'larla dolu, açıyorum kapıyı.. elindeki şişeyi bana doğru uzattığında, çocukluk düşleri kaçışıyor içeri..

ayakkabılarını çıkarmamasını söylüyorum.. çünkü yerler pis.. "hangimiz temiziz ki" diyor.. önce anlamlandırıp konduramasam da bir yerlere, katılıyorum sonra, biraz da istemsiz, "hangimiz temiziz ki"..

en köpüklüsünden bir kahvenin renginden çalma çırpma koltuğuma oturuyor. gözleri geziniyor duvarlarda, aklı bende, elimdeki bir şişe dolusu şarapta, söyleyecekleri ve dinleyeceklerinde belki.. oysa sözüm yok benim ona.. onun da bana olmadığı gibi aslında..

biraz ortalık ve dağınıklığımdan konuştuktan sonra, sıra hayatın en lüzumsuz sorunlarına değiyor; hastalıklara, parasızlıklarına, ölüme.. zaferler ve kaybedişlere sonunda.. beni nasıl olup da elinden kaçırdığından bahsediyor şakayla karışık, bunu söylüyor tam olarak..

sen tam bana göreydin oysa, nasıl oldu da olmadı seninle diyor.. gülüşüm dudaklarımın arasında sıkışıp kalıyor.. gülüşlerim içimden gelmediği için, dışarı da çıkmak istemiyor belli ki.. çünkü benzer soruların işaretleri, çengel çengel sarkıyor gözlerimden, kulaklarımdan.. ben nasıl oldu da kaybettim seni.. nasıl oldu da görmedim, bilmedim benden'liğini, ben'liğini..

anlattıkça kendinden geçen halini, hayallerini, anılarını dinleyip gördükçe biliyorum ki bendensin..
ve ben kendimi dinleyip hatıralarımı, düşlerimi söyledikçe geçmişte bir yerlerde buluyorum seni..
hiç olmamış olduğun halde, hiç dün'lerimden çıkmamış gibi..
sanki bundan 4 gün önce bir kafede otururken karşıma çıkmamışsın gibi..

boynumda lacivert atkımla üşürken ben, kapalı mekanlar hissizliğime çare olmaz, ısıtmazken beni "kitabı beğendiniz mi?" sorusunun tenime değen ateşini bir ben bildim o an.. bir de elimdeki kitap.. avuçiçlerimi terleten sorunun netti yanıtı biraz da dil tutulmasından, "evet"..

sana deyip diyebileceğim en manalı "evet" buydu oysa.. diğerlerinin yolu "yapım aşaması"nı çoktan geçmişti, çukurlarla dolu ve dahi kapalıydı..

kitap, kitapları, yazar, yazarları getirdi ve kalabalıklaştı aniden masam.. sonra atkım yol aldı boynumdan, kayıverdi terleyen avuçlarımın arasından.. nihayet kısa bir cisim belleme faslı,

- ismin nedir?
+nazlı
- ben de sinan..
+çok sevindim tanıştığımıza
- ben de nazlı..

ilk gibiydi.. tanışmak ilk kez olanın adıydı ya, hani, bir kez olur biterdi.
ama ben belki ilk soruda daha, bir bakışta ve onu takip eden her kapanışında gözünün, açılışında hatta bildim seni kendimden.. içimden bir yerlerden bildim seni.. hem eskilerinden zamanın, hem de en kuytu köşelerimden..

az önce kapıda duran, şimdi kahverengi koltuğumda oturan adam..
bir kadeh şarap içecek az sonra en kırmızısından..
o içecek, dudaklarım boyanacak benim de..

21.5.08

sen böyle yapınca

bir sessizlik hüküm sürüyor.. elimin değdiği her yerden gürültüsü kendinden büyük ağızlar çıkıyor.. buna rağmen her yer sessiz.. görüntüler var yalnız ve ben..

ben çekip giderken ve biraz da farkında değilken çekip gittiğimin, ardımda bıraktığım o koca şehir bir virajlık dönüşün ardından serildi ayaklarımın altına.. gitme demedi, kal da.. ama daha ziyade "gitme, sonra kalırsın" der gibiydi gözleri.. evlerin, sokakların ışıkları pırpırlanırken, gözlerinde göz yaşını saklar gibiydi..

oturduk seninle bir gün evvel.. taze çay hususunda sözler uçuştu, deminden, poşetinden, sallamasından.. böyle başladı o konuşma.. sen, ben, ailen, gailem.. her biri konuşuldu sonra.. yok konuşulmadı da sanki bir şarkı ritminde, türkü tadında, aksayarak, akarak söylendi.. benim karşımda bir çift göz, gözlerin ardında bir ömürlük sevdalar, yalanlar, yıkımlar ve dirilişler vardı.. ben o esnada, ayakta kalma çabasındaydım yalnız, hiçbir şey yoktu gözümde..

"bazen seni anlamıyorum.. kararsızlıklar içinde yüzüyorsun.. ne ileri gitmek ne geride kalmak var aklında.. zihnin ayaklarını umursamıyor, kalbin ellerini.. yaptığın yapmadığının yanında küçücük kimi zaman, kimi zaman yollar kadar uzun ve karmaşık.. ben olsam.."lı cümlelere boğuyorsun bir anda beni.. oysa ben, seni izliyorum hayranlıkla.. elindeki bardağa sanki senin bir uzvunmuş gibi aşkla bakıyorum ya da bana takıldığında içimin kıyılarına kaçmak isteyen gözlerini, biraz da abartılı bir özgüvenle, hatta bunun ulaştığı ukalalıkla seyrediyorum, içim içime çarparken.. ama sen.. "ben olsam" diyor ve beni anlamadığından yakınıyorsun.. sen böyle yapınca içim içime çarpmaktan vazgeçiyor.. bu vazgeçişi uzun sürmeyecek olsa da belki, bir kere cayıyor işte..

beni bildiğini bildiğim, beni anladığını gördüğüm bir seni seviyorum en bencil halimle.. daha fazlasını yapar insan bedenim biliyorum, fakat ısrarla bunu istiyorum bayilerinden ve ısrarla tüketmeye çalışıyorum..

nihayet kalkıyoruz oturduğumuz yerden, bardakları hayli sert bırakıyoruz masaya, sevmiyoruz zira sallamasını çayların.. ayaklarım yerden kesiliyor seni öpebilmek için.. topuklarımı kaldırıyorum yerden ve yükseliyorum parmaklarımın ucunda.. erişemem yoksa yanağına, öpemem benden günlerce uzak yanaklarını, değemem tenine.. değiyorum sonra.. bir serinleme, bir inleme içimde benden geldiği meçhul..

sonra her yer sessiz.. yer yer sağanak yağışlı gözler..

14.5.08

Aklım Sende Kalır

Ferhat Göçer'in yeni albümü müzik marketlerde yer aldı, kulaklara da bir şarkı çalındı..

Çok Sevdim İkimizi isimli bu albümün 4. şarkısı..
"Aklım Sende Kalır"

"Korkarsan karanlıktan ışığın ben olurum
Korkarsan yalnızlıktan yoldaşın ben olurum"

Bir göz atın, dinleyin, "iç"erleyin derim..

8.5.08

kuş!

Bazen pek çok başlangıç ve bitiş neredeyse eş zamanlı olarak yaşanır. Utanmasalar kesişir, bir olur, öyle girerler hayatınıza da, o hayatı ya ihya ederler ya da perişan!

"İşte tam o zamanlardan biri, iyi olanı benimki" demek isterdi gönül. Ama benimki gayet orta halli ve gayet karmaşık bir yapıda seyrediyor yine. Buraları ise boşlamadım.

Şimdilerde yazıyorum. Ama yazmalar, düşünmeler ve yaşamalarla karıştığı zaman, daha da zorlaşıyor her şey; hem sizin, hem de yörenizde yaşayanlar için.

Ne konuştuğunuzu bilir oluyorsunuz, ne içtiğinizi, yediğinizi; ne size seslendiğinde insanlar bir defada yanıt alabiliyorlar sizden, ne de telefonunuzu aradıklarında..

Geçicidir diyerek geçiştiriliyor bu zamanlar itinayla..

Her ayın başında yeni bir başka başlangıç düşlüyor insan, her Pazartesi'den medet umuyor, her saat başını iple çekiyor ne hikmetse..

İnsanoğlu da ne garip canım, hem kuş misali o daldan bu dala, şen, hem de gamlı baykuş, fakat ısrarla kuş!..

yok'la'ma!