13.4.16

Bıçkın Jonathan Geldi!


 Photo credit: http://www.artfulliving.com.tr/
Bizim Künt'ü biliyorsunuz. Künt'ün yaratıcıları olan Murat ve İnci'den yeni bir haber var: Bıçkın Jonathan

İstanbul'daysan, yakın zamanda oralarda olacaksan iyi dinle: 

Bıçkın Jonathan
Saçını yana tararsın,
Kazağı omza atarsın,
Yeri gelir sakal bırakırsın,
Ne şekilsin
Bıçkın Jonathan.

Bazen kendini Avrupalı sanırsın
Bazen erilliğe kapılırsın,
Trende göre duyar yaparsın,
Çok esneksin
A be Jonathan.

Geleneğe tapınırsın
Ama Snapchat’te takılırsın,
Her şeye anında alışırsın,
Uyumlusun yani
Canım Jonathan.

Baban gibi olmak istemezsin,
Kendin olmayı Google’da öğrenemezsin,
Arada derede yüzemezsin,
Türkiye’ye benzersin,

Ey büyük Jonathan.

Esra Özkan ve Gencer Uçar’ın, Beyoğlu merkezli bir tasarım ofisi olan Halt Studio iş birliğiyle düzenledikleri ‘’Bıçkın Jonathan’’ adlı sergi, 8 Nisan Cuma akşamı GaleriBu’da açıldı.

Sergide Halt’ın kurucularından İnci Doğruer’in geri dönüştürülmüş objelerden ürettiği eserleri ve Murat Miroğlu’nun dijital illüstrasyonlarının yanı sıra, ekibin Umut Yalım ile birlikte yapmış oldukları duvar resmi de izleyici ile buluşuyor.

Sergiye adını veren Bıçkın Jonathan, isminden de anlaşıldığı gibi kültürler arasında sıkışmış ve birçok zıt konu içinde arada kalmış bir karakter. Bulunduğumuz coğrafyanın da kendine has tüm özelliklerini taşıyan Jonathan, Murat ve İnci’nin sanata bakış açıları arasında doğan çelişkiyi simgeliyor. Şiir, kişinin günlük hayatında meşgul olduğu teknolojiyi, bu teknolojinin etkisi altına girerek kendi benliğini unutmasını ve bireyin yaşadığı toplumda varoluşunu unutma halini, oldukça absürt bir yaklaşımla ele alıyor.

Alışmış olduğunuz tüm sergi konseptlerinden uzak durmayı yeğleyen ve öğretilen yeniliğin değil, zorlayan yeniliğin peşinde olan “Bıçkın Jonathan” 24 Nisan’a dek ziyaret edilebilecek.


4.4.16

benim dengem


Turgut Uyar'ın Denge'sini ilk okuduğum günü dün gibi hatırlarım. Bir kitaptan değil, daktilo marifetiyle can bulmuş bir kağıttan okudum. Bir okudum, iki okudum, üç sıkıldım. "Bu şiir değil" dedim içimden. İçimdeki ritme uymadı ritmi, sesi, tınısı yabancı geldi. Üzerinden belki 15 yıl geçti o okumanın, en az 15 yıl geçti. Geçen 15 yılda benden ne geçtiyse, benim ritmimi, o şiire getirdi; o şiirin sesini tınısını bana.

Yani demem o ki, herkesin, her şeyin, en çok da insanla şiirin birbirine karışma zamanları var, kenarda bekleyen. Gün geliyor, an geliyor, oluyor. Olmazsa, ezelden ebede bazen hiç olmuyor!

Güne mutlaka bir not düşeceksek bunu düşelim.


sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba

bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
ama sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yangelmişim diz boyu sulara
hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle dövüşemem
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız...

.

Şairin dediğini bir de Sezen Aksu söyler, belki aklınız ona da kaçmak ister..


yok'la'ma!