17.1.17

İyi'ler övgüye değer. Hatta "övgü" fazla süslü bir sözcük onlar için.

Bazı şarkılar var, eviniz gibi şarkılar. Üzerlerinden yıllar geçtikçe, sadece eviniz olmakla kalmayıp öykünüzün bir parçası olan şarkılar. Benim için de çok özel şarkılar var tabii, her birimizin olduğu gibi. Konu bu şarkılar mı? Tabii ki. Biraz. Ondan söz ederken şarkılardan söz etmemek olmaz.

Hayattaki en büyük kayıp sanırım iyi şeyler hakkında hak ettikleri kadar konuşmamak. İyi şeyleri övmeliyiz; iyi insanları, huyları, yerleri.. İyiler övgüye değer. Hatta "övgü", onların güzellikleri yanında biraz fazla süslü bir sözcük olur çıkar, zira iyi olanlar, hakiki varlıklarıyla günü, ömrü kutsamaya yeter.

Ben biraz böyle bir şeyden bahsedeceğim şimdi.

Çok uzun zamandır nasıl müzikle hemhal olmaya çalıştığımı hayatıma değen insanlar bilir. Bu yolda çok da güzel ortaklıklarım, paydaşlıklarım oldu zaman içinde, şükür.

Bazen sadece öyle hissettiğin için ürettiğin şeyle"r oluyor bu yolculukta. Hangi yola sapacaklarını bilmeden, salıveriyorsun onları orta yere. Bu devirde en orta yerimiz de "online mecralar" şüphesiz. Birileri sesine yankı olsun diye de değil hani, sadece söylemek için. "Söyledim" diyebilmek için paylaşıyorsun içinden geçenleri.

İşte ben de bir ara, çok sevgili Oğuz'la şarkılar üzerine düşünür, çalışırken gerçekleştirdiğimiz bazı kayıtları ortalığa saçtım. Mini mini sesler geldi hiç bilmediğim yerlerden. Mutlu etti çoğu.

Sonra bir gün, bir "Sana kırmızı çok yakışıyor" cover'ı dinledim. "Şarkının sahibi dinlemiş midir acaba?" diye geçirdim içimden. Çok üstünde düşünmeden, sanki yıllardır söyleşirmişiz gibi paylaştım onunla. Belki de bu hissi fark etti, bilmiyorum. Sıcacık bir geri dönüşte bulundu. Üstelik beklediğimden fersah fersah uzak, misli misli büyük sözlerle. "Şarkını dinledim. Başka kayıt var mı?" 

Çaktırmış mıydım bilmiyorum ama yerden biraz yükseldiğim doğruydu! Yıllardır onlarca şarkısını, onlarca güne, anıya mıhladığım adamdan gelen mesajdı bu!

Üstünden çok geçmedi ki, o bana değerli zamanından ayırdı, ben yola çıktım, bir görüşme ayarlayabildik. Onun stüdyosunda. İlk karşılaşma için hayli tanıdık gelen konuşmalar, yorumlar, olası işler üzerine fikir yürütmeler..

Stüdyonun dışında beni bekleyen taksiye kadar yolcu etme nezaketini de gösterdiğinde, aklımda birkaç cümle uçuyordu. Onlar arasında en kendini doğru ifade eden sanırım şuydu; iyi işler yapmak, aslında seni diğerlerinin çok çok üstüne, çok çok uzağına atmamalı. İşte bak, küçük egoların büyük kayıplarından uzak bir ruh bu gördüğün. Günübirlik yüksek zıplamalar yerine, adını altına yazdığı şeylere yürekten inanan adamların giyindiği bir kumaş onun üzerindeki. Ne iyi, ne iyi ki.. 

Yine çaktırmış mıydım bilmiyorum ama benim yapmak istediklerim konusunda beni belki fark ettirmeden ateşleyen bir zamandı sevgili Altan Çetin'in stüdyosunda geçen zaman. Beni tabiri caizse uyandıran bu karşılaşma için ona müteşekkirim. Bu anı bir yerde durmalıydı, çoktandır bekliyordu yerinde, bugün, onun doğum günü vesile oldu döküldü.

Diyorum ki, nice yaşlar olsun sevgili Altan Çetin; güzel ailen, güzel şarkıların, hakiki dostlarınla nice yıllara. Vefalı evlatlar gibi, en zor anımızda yanımızda sapasağlam duracak nice şarkılara..


yok'la'ma!