Ana içeriğe atla

Bıçkın Jonathan Geldi!


 Photo credit: http://www.artfulliving.com.tr/
Bizim Künt'ü biliyorsunuz. Künt'ün yaratıcıları olan Murat ve İnci'den yeni bir haber var: Bıçkın Jonathan

İstanbul'daysan, yakın zamanda oralarda olacaksan iyi dinle: 

Bıçkın Jonathan
Saçını yana tararsın,
Kazağı omza atarsın,
Yeri gelir sakal bırakırsın,
Ne şekilsin
Bıçkın Jonathan.

Bazen kendini Avrupalı sanırsın
Bazen erilliğe kapılırsın,
Trende göre duyar yaparsın,
Çok esneksin
A be Jonathan.

Geleneğe tapınırsın
Ama Snapchat’te takılırsın,
Her şeye anında alışırsın,
Uyumlusun yani
Canım Jonathan.

Baban gibi olmak istemezsin,
Kendin olmayı Google’da öğrenemezsin,
Arada derede yüzemezsin,
Türkiye’ye benzersin,

Ey büyük Jonathan.

Esra Özkan ve Gencer Uçar’ın, Beyoğlu merkezli bir tasarım ofisi olan Halt Studio iş birliğiyle düzenledikleri ‘’Bıçkın Jonathan’’ adlı sergi, 8 Nisan Cuma akşamı GaleriBu’da açıldı.

Sergide Halt’ın kurucularından İnci Doğruer’in geri dönüştürülmüş objelerden ürettiği eserleri ve Murat Miroğlu’nun dijital illüstrasyonlarının yanı sıra, ekibin Umut Yalım ile birlikte yapmış oldukları duvar resmi de izleyici ile buluşuyor.

Sergiye adını veren Bıçkın Jonathan, isminden de anlaşıldığı gibi kültürler arasında sıkışmış ve birçok zıt konu içinde arada kalmış bir karakter. Bulunduğumuz coğrafyanın da kendine has tüm özelliklerini taşıyan Jonathan, Murat ve İnci’nin sanata bakış açıları arasında doğan çelişkiyi simgeliyor. Şiir, kişinin günlük hayatında meşgul olduğu teknolojiyi, bu teknolojinin etkisi altına girerek kendi benliğini unutmasını ve bireyin yaşadığı toplumda varoluşunu unutma halini, oldukça absürt bir yaklaşımla ele alıyor.

Alışmış olduğunuz tüm sergi konseptlerinden uzak durmayı yeğleyen ve öğretilen yeniliğin değil, zorlayan yeniliğin peşinde olan “Bıçkın Jonathan” 24 Nisan’a dek ziyaret edilebilecek.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…