Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gün Çirkini

Yılların eskitemediği bir şarkıyı dinlerken, yılların hayli hoyrat davrandığı fotoğraflarıma baktım. Onlar, an içinde saklanırken hangi objektiflere bakmışım, hangi gözlere dalmışım bilsen.. Kendime bile söyleyemediğim isimler buldum aralarında, bilmesen daha iyi o yüzden.

Çizgilerimden ayrıymışım o vakit. Dudaklarımın kenarında, sanki hep oradaymış gibi duran ne çok patika var oysa şimdi.. Konuştuğum insanlardan mı, söylediğim şarkılardan, içtiğim şaraplardan mı bilmiyorum ama, şimdi dudaklarımın kıyısı, aktif bir volkanın yamacından hallice. Yoksa abartıyor muyum yine?

Gözlerim biraz tutarsız, bugünden farksız. Kimi bakışlarımda düğün dernek izlenirken, kimilerinde görüş mesafesi bir metreden az. Buğulu, nemli, sağanak yağışlı..

Ellerim.. Onlar şüphesiz bugünden çok farklı. Daha kaleme yakın, deftere tutkun. Şimdiyse parmak uçlarımda bir sızı, günde 1000 miligramlık ilaçların kesmediği.

Omuzlarım genelde kalabalık, sağ tarafımda uzun boylu adamlar, sol tarafımda benden uzun kadınlar.…

Bıçkın Jonathan Geldi!

Photo credit: http://www.artfulliving.com.tr/ Bizim Künt'ü biliyorsunuz. Künt'ün yaratıcıları olan Murat ve İnci'den yeni bir haber var: Bıçkın Jonathan

İstanbul'daysan, yakın zamanda oralarda olacaksan iyi dinle: 

Bıçkın Jonathan Saçını yana tararsın, Kazağı omza atarsın, Yeri gelir sakal bırakırsın, Ne şekilsin Bıçkın Jonathan.
Bazen kendini Avrupalı sanırsın Bazen erilliğe kapılırsın, Trende göre duyar yaparsın, Çok esneksin A be Jonathan.
Geleneğe tapınırsın Ama Snapchat’te takılırsın, Her şeye anında alışırsın, Uyumlusun yani Canım Jonathan.
Baban gibi olmak istemezsin, Kendin olmayı Google’da öğrenemezsin, Arada derede yüzemezsin, Türkiye’ye benzersin,
Ey büyük Jonathan.
Esra Özkan ve Gencer Uçar’ın, Beyoğlu merkezli bir tasarım ofisi olan Halt Studio iş birliğiyle düzenledikleri ‘’Bıçkın Jonathan’’ adlı sergi, 8 Nisan Cuma akşamı GaleriBu’da açıldı.

Sergide Halt’ın kurucularından İnci Doğruer’in geri dönüştürülmüş objelerden ürettiği eserleri ve Murat Miroğlu’nun dijital illüstrasyon…

benim dengem

Turgut Uyar'ın Denge'sini ilk okuduğum günü dün gibi hatırlarım. Bir kitaptan değil, daktilo marifetiyle can bulmuş bir kağıttan okudum. Bir okudum, iki okudum, üç sıkıldım. "Bu şiir değil" dedim içimden. İçimdeki ritme uymadı ritmi, sesi, tınısı yabancı geldi. Üzerinden belki 15 yıl geçti o okumanın, en az 15 yıl geçti. Geçen 15 yılda benden ne geçtiyse, benim ritmimi, o şiire getirdi; o şiirin sesini tınısını bana.

Yani demem o ki, herkesin, her şeyin, en çok da insanla şiirin birbirine karışma zamanları var, kenarda bekleyen. Gün geliyor, an geliyor, oluyor. Olmazsa, ezelden ebede bazen hiç olmuyor!

Güne mutlaka bir not düşeceksek bunu düşelim.

sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba

bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
ama sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
p…

Caz Tatili'nin ardından...

Bursa Nilüfer Belediyesi, geçtiğimiz günlerde düzenlediği Caz Tatili'ni duyururken şöyle seslenmişti:

Bugüne kadar caz standartlarının içinde veya dışında yer almış çok sayıda müzisyeni ‘cazın misafirperver sofrası’ etrafında bir araya getiren uluslararası festivalimizle, Türkiye’de yaygın biçimde karşılık bulan “Caz entel işidir” algısını biraz olsun esnetmek niyetini taşıyoruz. Özgün müzikal birikimimiz ile caz armonisi arasında bir bağ kurmayı ve bu topraklardan yola çıkarak caz müziğini özüne döndürmeyi hedefleyen tüm çalışmalar karşısında heyecanlanıyor ve Caz Tatili ile bu arayışlara katkı sağlamayı umuyoruz.

24 gün süresince kenti etkisi altına alacak Caz Tatili’nin en belirgin özelliği, ulaşılabilir bir festival olması. Caz Tatili çok sayıda mekânda, hatta sokakta caz rüzgârı estirecek, bünyesindeki ücretsiz panel ve atölyeler eliyle müzisyenlerin, dinleyicilerin ve müzisyen adaylarının hemzeminde eşitlenebileceği bir diyalog zemini oluşturacak ve böylece, ülkemizin zengin…

arayan bi' yabancı, aslında bi' yalancı!

Her gün yeni bir haber duyuyoruz. "Orada bir kadın evini sattı, altınlarını aldı, dolandırıcılara elleriyle teslim etti..", "Burada yaşlı bir adam, yılların emekli maaşını artırıp da biriktirdiği 50 bin lirasını telefon dolandırıcılarına kaptırdı.".. Malesef bu dert, artık çok da önüne geçebildiğimiz bir nane değil.

Senin benim gibi internetle haşır neşir olmayanların, diğer kitlesel iletişim araçlarının da uyuşturucu diziler ve türevleri janrında sıkışıp kalmışların, aslında çok da "uyanamadığı" bir tokatlama yöntemi telefon dolandırıcılığı.. Kendini telefonda polis, savcı, hakim, sigortacı gibi sıfatlarla tanıtan, sonra laf kalabalığı ile panikleten, en sonunda güven verir cümleler sarf ederek kıvama getiren adamların profesyonel uğraşı.. Farklı emniyet birimlerinin bu konuda gerçekleştirdiği farkındalık çalışmalarına bir yenisi daha eklendi geçtiğimiz günlerde. Ben de çorbada tuzum olduğundan sizi haberdar etmek istedim.

Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne…