Ana içeriğe atla

Reklamdan Tarkan'ı alın geri neyi kalır ki?


Bazı reklamlar var, korkarım onlar amaçlarına hizmet etmekten ziyade, reklamverenlerinin parasını yemeyi seviyor. 

Dün akşam Özgür'le oturuyoruz. Şu malum reklam başladı televizyonda. Tarkan arz-ı endam ediyor. Özgür de jingle'ın her versiyonunu biliyor, maşallah. 

"Bu reklamın hangi markaya ait olduğunu biliyor musun?" diye sordum. 

Saniye düşünmeden cevap verdi: Dyo!

Ben gülmeye başlayınca reklamın sonuna bakmak için yüzünü televizyona döndü ve şok! 

Bir önceki kampanyasına bakalım bu markanın, o da aynı jingle'a yaslanıyordu. Fahir Atakoğlu, MFÖ, Özcan Deniz, Halil Sezai, Manga filan, kim duyduysa gelmişti kampanyanın filmlerine. O zaman da durum aynıydı, herkes jingle'ı ezbere biliyordu ama o kadar. 

Hiç olmadı Tarkan'ın arkasına bi' yerine bir logo, jingle'ın bir yerine marka adı sokuştursaydınız da biliçaltımıza sızsaydınız, o kadar para yatırmışsınız.

Öte yandan bir de gerçeklere bakmak lazım. Örneğin eve ütü masası alınacaksa, bu seçimi evde ütü yapan kişi, olasılıkla evin kadını yapar. Olur da evi boyatacaksanız, bu noktada renk seçimini genelde evin halkı, boya markası seçimini ise evi boyayacak usta yapar. Ustaların bu yıl Tarkan'dan ne kadar etkileneceklerini ayrıca merak ediyor, yıl sonunda Filli Boya'nın rakipleri arasındaki yerini görmeyi dört gözle bekliyorum. 

Konuyla ilişkili - ilişkisiz not: Bu yılki kampanyanın lansmanı öncesi, Filli Boya'nın Özgecan'ın öldürülmesine istinaden binasını siyah örtülerle kapatıp tepki reklamları yayınlamasını da manidar buluyorum ayrıca. Belirtmek gerek, hemen ardından Tarkan'lı filmlerin lansmanı olmasa, toplumda farkındalık yaratmak adına yaptıklarını şık bulabilirdim belki ama, zamanlama şahaneleri nedeniyle dev puan kaybettiler bana göre. Şükür ki kimse markalarını pek bilmiyor!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…