Ana içeriğe atla

Müziğin Pazartesi rengi: Mavi


Mavi'yi bilirsiniz. Kendisini, birbirinden şık kliplerinden, dupduru sesinden hatırlarsınız unuttuysanız da. Dün akşam kendisi, Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde, onu izlemeye gelenlere sıcak şarap tadında bir konser verdi.

Bazı sesler var, onlar sadece kendilerine benziyor. Kimse gibi olmaya çalışmıyorlar, benzemeyi deneseler dahi, özgünlüklerinden eksilmiyorlar. Bu hatun öyle bir hatun. Zaten bir masanın diğer tarafında otururken ya da beyaz camın arkasından bunu dibine kadar hissettiriyor. Sahnedeki elektriği bambaşkaymış, gittik gördük. 

Kendi imzasını taşıyan şarkılarını, her hecesine dokuna dokuna söylüyor. İlk defa bile dinlesen onun bestelerini, ne dediğini anlıyor, şarkının dünyasına süzülüyorsun. Ayrıca özenle seçtiği, başkalarından bildiğimiz şarkılar da söylüyor. Ki bunlardan bir tanesi Sezen Aksu'nun Kış Masalı ki Fas'ta Gökhan Özdemir'in çektiği bir klibi de var şarkının, enfes. Bambaşka bir doku katmış şarkıya. Yazının sonunda o da.

Bir de gecenin sürprizi, İzel'in sanki yüzyıllardır dinlemediğim bir şarkısı olan Emanet. "Ama bizde bir şeyler bitti, böyle bitmesi gerek miydi?" diyen ve yıllardır hiç bozulmadan aynı yerinde, ezbere duran o şarkıyı ne şahane de söyledi! Aklına sağlık, repertuara bu şarkıyı alan zevkine sağlık! 

Hatunu bir daha sahnede yakalarsanız, mutlaka dinleyin, izleyin. Bir arkadaşa bakıp onda kalmış gibi hissedeceksiniz, söz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…