18.3.15

Günaydın!

Bu 18 Mart'ın birçok yerde karşıma çıkan gündemi, açıkçası beni hem yaraladı hem düşündürdü. 

Ülke tarihinin en mühim savaşlarından, daha da önemlisi birlik-kuvvet sembollerinden, yüzlerce cana mal olmuş büyük bir zaferden söz ederken, herkesin "hiç olmazsa" yiten canlara saygı duymasını umut ediyor insan. Sonra çok geçmeden, bugün yaşadığımız yerde, yine bugün doğum günü olan, daha 19 yaşında toprağına sarınmış bir evlat düşüyor akla. 

Diyorsun ki kendi kendine, bu ülke ne geçmişine, ne ölülerine sahip çıktı. Dirilerine sahip çıkıp saygı duyması beklenebilir mi? Elbette hayır!

18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 100. yılında, birilerinin kafasına bir şeyler dank etti. Diyorlar ki, "Atatürk'ün adını anmaya çekiniyorsunuz, böyle şey olur mu?!"

Günaydın sevgili gönül dostları, günaydın. 

Son 7 yılımı çeşit çeşit reklam ajanslarında geçirdim. Hatta bir süre marka cephesinde de silah tuttum(!).. Her milli bayramın karın ağırısıdır bu. Cumhuriyet dönemine ilişkin her ulusal hadise anılacakken, ciğerlere saplanan bir sızıdır bu. 

Ülkenin idarecilerinden, onların düşünüş biçiminden adeta korkan ve "hedef" olmak yerine değerlerinden eksilmeyi seçen onlarca büyük kurum, kuruluş var ki.. Aklınız durur. 

Tarih 20 Ekim'dir. Bir marka yöneticisinden şöyle bir mail alırsınız, "Facebook'ta paylaşacağımız Cumhuriyet Bayramı iletisinin görselinde sadece bayrak kullanalım. Tşk."

Ya da 20 Nisan'a denk gelen bir toplantıda: "İlanda sadece çocuklar olsun, mutlu, gülen çocuklar.. Yalnız çocukların kolu-bacağının görünmemesine de özen gösterelim olur mu? Bayrak ya da Atatürk kesinlikle istemiyoruz.."

Sanki bu ülkede bazı şeyler ağaç kovuğundan çıkmış gibi.
Sanki Mustafa Kemal, bu ülkenin şu anki idarecilerinin o koltuklarda oturmasını sağlayan düzeni temin etmemiş gibi.

Şu sektörde iş yapan, birazcık dürüst olan herkesten en az 5 tane böyle hikaye duyarsınız, bende de daha neleri var. 

Ama bulunduğunuz yapı, ona kazandırmakla yükümlü olduğunuz para, ödemek zorunda olduğunuz ev kirası yüzünden gıkınızı çıkaramazsınız. 

Karşınızdaki marka yöneticisi de durumu bilir, zaten onlarda durum "birilerinin hassas damarına dokunmamak" için kırmızı alarm seviyesindedir. Yoksa öbür ihaleler nasıl gelir, pazardaki pay nasıl yükselir.. 

Velhasıl, sizin bugün 18 Mart'ta fark ettiğiniz şey, aylar yıllardır sürüp gidiyor. 

Görüntüler, isimler siliniyor, hafızalarımıza kastedercesine. Hepimiz silineceğiz bir gün yeryüzünden, ona şüphe de yok. 

Ömrün sonunda nasıl anıldığımız mühim, dimdik duran omurgalı fikirlerimiz, haysiyetimiz.

Lakin bilin ki, şu lanet zamanda yaşıyor ve görüyoruz ki hepimiz eksildik. 
Günaydın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yok'la'ma!