19.11.14

O ağacın en yüksek dalına çık: Monica Z.

Malumunuz, sinema kanalları, televizyon seyircisinin başına gelmiş en güzel şeylerden biri. Teledünya'nın Sinema TV'si de şahaneden hallice. Zaman zaman akıl almaz rezillikte yapımlar izletseler de, bazen -bugün olduğu gibi- insanı yeni insanlar tanıdığına memnun eden işler de yayınlıyorlar. 

1950-60'larda İsveç'teyiz. Filmin başkahramanı Monica Zetterlund. Kendisi İsveçli bir genç kadın. Telefon santralinde çalışan bir caz şarkıcısı ve daha sonra oyuncu. Film de onun biyografisi: Monica Z. Ya da diğer adıyla Waltz for Monica.

Oldum olası biyografi izlemekten, okumaktan haz duymuşumdur. İnsanların hayatlarına, olup olabilecek en görünmez halimle sızmayı, bir oyun sayarım kendime. Monica'nın da sıkıntılı, arzulu, biraz da şımarık hayatına karışmayı da bu yüzden sevdim. 

Monica Zetterlund, ailesini, çocuğunu, yaşadığı yeri karşısına alarak şarkı söyler. Ona kimse inanmaz. Büyük bir şarkıcı olma ihtimali herkes için hayalden ötedir. O inanır, rüyalarının peşinden gider. Caz en büyük tutkusudur. Bir gün Ella Fitzgerald ile karşılaşır, ona bir şarkı söylemek ister, izin alır. Do you know what it means to miss New Orleans isimli şarkıyı söylerken Ella onu durdurur ve "Sen New Orleans'ı özlemeyi ne bilirsin ki, kendine ait bir şeyler yap" der. Bu onun için bir kırılma noktası olur ve İngilizce sözlü caz şarkıları söylemek yerine İsveççe sözlerle şahane şarkılara imza atar. 

Filmde sanatçıyı, Edda Magnason isimli İsveç-İzlanda ortak yapımı, aynı zamanda besteci, şarkıcı ve oyuncu olan hanım kızımız canlandırıyor. 1984 doğumlu bu genç kadın, kanımca uluslararası birçok yapımda kendini göstermeli. Duru, samimi ve gerçek bir oyunculukla, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.

Fırtınalı aşkları, dengesizlikleri, dibe vuruşları, zor babası ve kızıyla, Waltz for Monica, oldukça "kıyak" görünen bir hayatın arkasında olan biteni izletiyor. Hem de iyi müzikler, çok iyi oyunculuklar ve seyircisini içeri "buyur" eden bir dünyayla. 




11.11.14

Bir Sabah Kuşağı Bunaltısı

Bir saattir ATV'de Müge Anlı'nın programına maruz kalıyorum, bile isteye. Konuşulan konu şu: Siverek'te evli bir kadın, eşinin de yakından tanıdığı bir adamla beraber, yine eşinin motoruna binip çarşıya gidiyor. Etrafta da laf söz oluyor bu mevzu. Programda da bu olay "New York'ta yaşansa sorun olmaz ama Siverek'te, Türkiye'nin her yerinde sorundur bu" diyerek ele alınıyor.

Vatandaşın bakış açısı, bu olayda iyi niyet olduğunu kabullenmezmiş. 

O zaman vatandaşın bakış açısı biraz uzasın o vakit.

Ulan deli misiniz? Motor kadının eşinin motoru. Eşi, hadiseden haberdar, karısına bin, git, işini hallet demiş. Kötü niyet yok, bu belli. Size ne oluyor?!

Bu işi yapan insanlara, düpedüz "mezhebi geniş" muamelesi yapılıyor. Sanki o motorun üzerinde kadın, ailesinin dostu olan adamla çarşıya gitmemiş de, iki satır porno çekip gelmiş gibi iteleniyor. Bu şiddet sadece o motordaki kadına değil, söz konusu erkeklere de uygulanıyor.

Ya ne ara zehirlendiniz siz bu kadar? Ben eşimi bir kız arkadaşımla bir yere gönderemez miyim, o ben erkek arkadaşlarıma buluşurken peşime adam mı taksın? Sapık mıyız biz, her fırsatta birbirimize atlayalım?

Aslında, ele aleme ne bu durumdan, arkadaş olanlar, karı-koca olanlar konuyu sorun etmezken, size ne düşüyor tasası diye, dedikodu yapan beşinci onuncu şahısları eleştirmek düzeltir bu bakış açısını. Zaten, izleyici kitlesinin algı seviyesi düşük. Benzer durumlar yaşayan aileler, eşler dostlar olabilir - zira hadise de çok hayatın içinden bir hadise. Sen sabah kuşağında en çok izlenen programı yapıp başka kadın cinayetlerine, katliam görünümlü "cinnet"lere sebebiyet verebilecek bir düşünce biçimini -yanlışını- nasıl takdir ediyorsun? Aklım almıyor!

Her geçen gün biraz daha anlıyorum bunu. Bu coğrafyanın, etnik ya da dini kökenleri bağımsız, tüm insanlarının en büyük ortak sorunu, işsizlik. Bu işsizlik, mesaili-maaşlı bir işinin olmaması değil, insanların hayatlarını donatacak "uğraşı"larının olmaması. Adam sinemaya gitmiyor, resim yapmıyor, iki tane kitap okumuyor; onun karısı kiminle ne yapmış, öbürünün düğününde eltisine ne kadar altın takılmış, berikiler ikinci arabayı nasıl, hangi paralarıyla almış, bunu dert ediyor, etrafındakilerle bunu konuşuyor.

Bu sırada da çirkinlik paçalarımızdan akıyor tabii...

yok'la'ma!