28.2.14

Bu saatten sonra...

Bu saatten sonra benden en güzel, başka bir ülkenin vatandaşı olur.. Çok da güzel olurum o zaman. Sabahları İtalyan olurum, gün boyu İzlandalı olurum, Japon bile olurum ben artık en güzelinden. Fakat bunca yalana sığamam.

23.2.14

kuskus II

Yeni biriyle tanıştın, hadi gel yabancı bir dilde de sevinelim hadiseye de tam olsun; "hurray!"

Eski sevgilin de nasıl yanı başında ama... Olacak iş mi bu kadar iç içe olmak tüm "ayrılık"lara rağmen?! Madem bitmiş gitmişsiniz, daha önce de söylediğim gibi "üst komşu kuzeni" tavrı takınmadan uzak dursanıza birbirinizden, aynı kafeye gitmesenize örneğin, birlikte tatil yaptığınız otelde uyumasanıza?!

Hadi bunu da yaptınız. Oldu yani bir kere, önüne geçilmez.

Demem o ki, eski sevgililerinizin gözü önünde yaşamayın "vıcık vıcık" hallerinizi.
Gidin doğrudan evlenin mesela, daha şık bir hareket olur.

Bakarsınız "eski"ler birkaç "yeni" lirayı iliştirir yakanıza nikahınızda, güzel olur!

21.2.14

Bir Sosyal Medya Deneyimi

Birkaç zaman önce Vestel'in Facebook'taki sayfasını yani Evin Kalbi'ni takip etmeye başladım. Bknz. Evin Kalbi. Facebook'ta marka sayfası izlemek meslek hastalığı..

27 Aralık'ta bu üslubu kendine has güzelim sayfa bir içerik paylaştı: 

Evin Kalbi’nden kişiye özel, el yapımı yılbaşı hediyesi. Bu videonun altına gelecek en ilginç 5 yorumun sahibine, özel tasarım kapaklar bizden hediye. Gerçekten çizip göndereceğiz, aynı videodaki gibi, evet.

Söz konusu kapak, sayfanın cover fotoğrafını da oluşturan, boyalarla yeniden, yeni bir vücut bulmuş, bilimum şişe kapaklarından biriydi.

Daha önce cover'daki "kapak" fikrinin de iletişimini yapan sayfa, işi bir adım ileri götürmüş, bizi de hikayeye dahil etmek ister gibiydi. Kapakçı Kız, artık bir masal kahramanı gibi değil, etli canlı ve dahi kanlı vaziyette Evin Kalbi videolarında arz-ı endam ediyordu. 

Girişte söz ettiğim içeriğe gelirsek.. Ben o içeriğin altına bir yorum yazdım: 

Daha önceki videoyu izledim. İtiraf ediyorum, biraz uzun buldum. Ama asla "fasafiso" demedim. Sadece kendime "negzel ya" dedim. Evdeki soda şişelerini kestim, vazgeçtim. Uzandım, televizyon izledim, kocam geldi, yemek yaptım. Çok da güzel yaptım. Dedim ki, "Ben bugün bir video izledim, kapaklı. Gel sana da izleteyim." Tatlı niyetine izledik. Bizimki videoyu beğendiğini söyledi, bana döndü. "Organik like seni!" O an durdum, "Acaba o kapakların tazeleri gelir mi?" Şimdi sunum hazırlarken bir baktım gelmiş. Ne güzel gelmiş. Fasafiso diyen de halt etmiş!

Kampanyacı teyze görünümlü, şuurlu kız.


Reklamcılık sektörünün içinde olunca, bana ben gibi konuşan markalara duyduğum özlem daha iri bir süratle artıyor. İşte bu yüzden, benim gibi düşünen, konuşan bu markaya "yalnız değilsin, yalnız da olmazsın" demek geldi içimden. 

Bir hafta kadar önce onlardan yine bir ses yükseldi: Aslı, kazandın!

Aslı ne kazanmıştı?
Bir gazoz kapağı. 
Neden bu kadar mutluydu?
Çünkü bir dostundan gelir gibiydi o kapak, çünkü ona özel hazırlanmıştı. 

Çünkü şöyle sunulmuştu: Video burada.

Kendi adımı kumlarda görünce, Kapakçı Kız sınıf arkadaşıma, teyzemin kızına dönüştü. Nasıl güzelleşiyordu!

Kapakçı Kız ve Evin Kalbi durmadı. 
Dün bir paket geldi eve. 
Kargo poşetinden çıkanlar için sizi aşağıya alalım:





Şimdi bu yazıyı nasıl tamamlamalıyım bilemiyorum. 
Reklamcılık sektöründe yaklaşık 8 yıldır profesyonel olarak var olan biri olarak mı, yoksa çerçeveyi genişlettiğimizde sıradan bir tüketici olarak mı konuşmalıyım bilmiyorum. 

Belki de fazla konuşmamalı, kapaklardaki kılığımla bakışmalıyım. 

Lakin bir teşekkürüm var. Beni böyle samimi, sıcak, komplike olmaktan ve çiğ pazarlama kokusundan uzak bir hikayeye dahil eden herkese; Kapakçı Kız'a, Blab'a, bu samimi çizgiyi kendine uygun görüp "hadi" diyen, bu hareketiyle de emsal teşkil etmesini umduğum Evin Kalbi - Vestel'e.

Sahici teşekkürler!

17.2.14

Anlayamazsınız



Çocuğun birine, varlıklı anası babası bir tekne almış. Bunu da fırsat gören haberci olayı ekranlara taşımış. Boat Show açılışı da, haber merkezi de, kanal da, bu haber üzerinden tanıtımın PR'ın ekmeğini yemiş. 

Çocuk, ailesinin varlığına yokluğuna bakmadan çocuktur. Tepkileri, sözleri, yaşının elverdiği kadardır çoğunlukla. Bu haberde de aynısı olmuş. Evlat tekneye, bir çocuğun yaklaşabileceği naiflikte yaklaşmış; köpüklerine bayılmış, nasıl da hayalini kurduğunu anlayamayacağımızı iddia etmiş. Bunların hepsi öyle çocukça, öyle saf ki. O tekneye sokaktan bir çocuğu da koysan, teknenin denizde ortaya çıkaracağı köpükleri hayal edebilir. 

Gelin görün ki diğer tarafta çocuğun adı soyadı, ailesinin göğüs kabarta kabarta yaptığı "alt tarafı bir tekne aldık canım, ehe" açıklaması fütursuz bir şeffaflıkla her türlü timeline'da baş köşeye oturdu bugün. 

Kendimi çocuğun yerine koydum, kendimi anne babanın yerine koydum.. 
Çocuğun yerinde olmak istemezdim; anne babanınsa yerinde olasılıkla olmazdım. 

Ben bu çocuklarla ilgili hadiseler üzerinden -"oğlum bak git" vakasında da benzerini yazdığım gibi- ekmek yenmesi meselesine deliriyorum. Hele ki olay, çocuğun böyle makaraya alınıp bir ömür boyu üzerine yapışacağı anlamsız bir yüke dönüşebilme ihtimaline yaklaşıyorsa, sahiden "başlarım şakanıza" demeye başlıyorum. 

Şaka yapacaksan, çocuğuna hangi yaşta hangi oyuncağı alması gerektiğini öğreneyemeyen anne babaya çalış mesela? Şaka yapacaksan, şu an zevkten dört köşe olan muhabire, haber müdürüne, Boat Show yetkililerine çalış?

Çocuğa hayatı boyunca "nasıl da malzeme oldum" utancı yükleme. 
Çocuğa sınıf arkadaşlarının "anlayamazsınız" diye seslenmesine neden olma. 

Zaten toplumun şuuru dağa kaçmış, dağı artık daha fazla fareye yedirme. 

yok'la'ma!