Ana içeriğe atla

O ağacın en yüksek dalına çık: Monica Z.

Malumunuz, sinema kanalları, televizyon seyircisinin başına gelmiş en güzel şeylerden biri. Teledünya'nın Sinema TV'si de şahaneden hallice. Zaman zaman akıl almaz rezillikte yapımlar izletseler de, bazen -bugün olduğu gibi- insanı yeni insanlar tanıdığına memnun eden işler de yayınlıyorlar. 

1950-60'larda İsveç'teyiz. Filmin başkahramanı Monica Zetterlund. Kendisi İsveçli bir genç kadın. Telefon santralinde çalışan bir caz şarkıcısı ve daha sonra oyuncu. Film de onun biyografisi: Monica Z. Ya da diğer adıyla Waltz for Monica.

Oldum olası biyografi izlemekten, okumaktan haz duymuşumdur. İnsanların hayatlarına, olup olabilecek en görünmez halimle sızmayı, bir oyun sayarım kendime. Monica'nın da sıkıntılı, arzulu, biraz da şımarık hayatına karışmayı da bu yüzden sevdim. 

Monica Zetterlund, ailesini, çocuğunu, yaşadığı yeri karşısına alarak şarkı söyler. Ona kimse inanmaz. Büyük bir şarkıcı olma ihtimali herkes için hayalden ötedir. O inanır, rüyalarının peşinden gider. Caz en büyük tutkusudur. Bir gün Ella Fitzgerald ile karşılaşır, ona bir şarkı söylemek ister, izin alır. Do you know what it means to miss New Orleans isimli şarkıyı söylerken Ella onu durdurur ve "Sen New Orleans'ı özlemeyi ne bilirsin ki, kendine ait bir şeyler yap" der. Bu onun için bir kırılma noktası olur ve İngilizce sözlü caz şarkıları söylemek yerine İsveççe sözlerle şahane şarkılara imza atar. 

Filmde sanatçıyı, Edda Magnason isimli İsveç-İzlanda ortak yapımı, aynı zamanda besteci, şarkıcı ve oyuncu olan hanım kızımız canlandırıyor. 1984 doğumlu bu genç kadın, kanımca uluslararası birçok yapımda kendini göstermeli. Duru, samimi ve gerçek bir oyunculukla, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.

Fırtınalı aşkları, dengesizlikleri, dibe vuruşları, zor babası ve kızıyla, Waltz for Monica, oldukça "kıyak" görünen bir hayatın arkasında olan biteni izletiyor. Hem de iyi müzikler, çok iyi oyunculuklar ve seyircisini içeri "buyur" eden bir dünyayla. 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…