Ana içeriğe atla

Başka bir seçeneğin var mı?

Geçtiğimiz günlerde, ajans dünyasında soluk alıp vermekle ilgili birtakım yazılar yazıp çizdiğim doğrudur. Henüz okumadıysanız şuradan buyurabilirsiniz.

Açık kafaların, berrak niyetlerin olmadığı yerler, her ne kadar dünyanın en huzurlu köşeleri de olsa, gün geliyor, boşluğa yol alıyor.

Yaptığımız işler, birlikte çalıştığımız, ailemizden, çocuğumuzdan, dostumuzdan daha fazla gördüğümüz adamlar, kadınlar, hiç şüphe yok ki önemliler.

Sen de yaptığın işi severek yaptığın, kendine saygı duyup her yeni güne taze uyandığın, üretmek için kendini paraladığında önemlisin. Yalnız küçük bir detay var, o da şu ki; seni sen yapan sadece kariyer kavgan değil. Zira "kariyer" dediğin, bir kavganın ürünü, sonucu, hediyesi değil bana sorarsan. Varlığına her gün yeniden şükrettiren, omzuna yük değil, kanat olan bir süreklilik, bir hal..

Ben de tam bu yüzden, daha fazla savaş istemediğimden, göründüğümden uzağa gitmiştim.
Manifesto gibi bir şarkıyla geri geldim, peheyt.

Diyor ki "şair", zira şarkı sözleri ihtişamlı bir şiir kendi dilinde;

İş günleri bitsin isterken, hafta sonlarını yataklarda harcıyoruz.
Yıldızlara bakmalıyız aslında, sadece ekranlara bakmak yerine.
Bilgisayarlar karşısında yavaşça ölüyoruz.
Ama hala başka bir seçeneğin olabilir.


Düşünmeye değer.


Yorumlar

  1. Bir de AVM kültürü var.

    Tüm hafta dört duvar arasında saçma sapan konularla geçirip haftasonları da AVM'lerde yaşar olduk.

    Fotoğraf makinemi hazırladım. Haftasonları dağa bayıra kaçma niyetim var. Kış geldi ama olsun. Onun da ayrı bir tadı var. Hem stres atmış oluruz, hem belki ben biraz fotoğraf çekerim. Çocuklar da eğlenir.

    Ayrıca çalışmak iyi bir şey olsaydı üzerine para vermezlerdi. Kariyer yükseldikçe ne kadar iğrençleniyorsa artık katlanman için verdikleri para da artıyor.

    Öyle yani.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…