Ana içeriğe atla

Anlayamazsınız



Çocuğun birine, varlıklı anası babası bir tekne almış. Bunu da fırsat gören haberci olayı ekranlara taşımış. Boat Show açılışı da, haber merkezi de, kanal da, bu haber üzerinden tanıtımın PR'ın ekmeğini yemiş. 

Çocuk, ailesinin varlığına yokluğuna bakmadan çocuktur. Tepkileri, sözleri, yaşının elverdiği kadardır çoğunlukla. Bu haberde de aynısı olmuş. Evlat tekneye, bir çocuğun yaklaşabileceği naiflikte yaklaşmış; köpüklerine bayılmış, nasıl da hayalini kurduğunu anlayamayacağımızı iddia etmiş. Bunların hepsi öyle çocukça, öyle saf ki. O tekneye sokaktan bir çocuğu da koysan, teknenin denizde ortaya çıkaracağı köpükleri hayal edebilir. 

Gelin görün ki diğer tarafta çocuğun adı soyadı, ailesinin göğüs kabarta kabarta yaptığı "alt tarafı bir tekne aldık canım, ehe" açıklaması fütursuz bir şeffaflıkla her türlü timeline'da baş köşeye oturdu bugün. 

Kendimi çocuğun yerine koydum, kendimi anne babanın yerine koydum.. 
Çocuğun yerinde olmak istemezdim; anne babanınsa yerinde olasılıkla olmazdım. 

Ben bu çocuklarla ilgili hadiseler üzerinden -"oğlum bak git" vakasında da benzerini yazdığım gibi- ekmek yenmesi meselesine deliriyorum. Hele ki olay, çocuğun böyle makaraya alınıp bir ömür boyu üzerine yapışacağı anlamsız bir yüke dönüşebilme ihtimaline yaklaşıyorsa, sahiden "başlarım şakanıza" demeye başlıyorum. 

Şaka yapacaksan, çocuğuna hangi yaşta hangi oyuncağı alması gerektiğini öğreneyemeyen anne babaya çalış mesela? Şaka yapacaksan, şu an zevkten dört köşe olan muhabire, haber müdürüne, Boat Show yetkililerine çalış?

Çocuğa hayatı boyunca "nasıl da malzeme oldum" utancı yükleme. 
Çocuğa sınıf arkadaşlarının "anlayamazsınız" diye seslenmesine neden olma. 

Zaten toplumun şuuru dağa kaçmış, dağı artık daha fazla fareye yedirme. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 

Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





Periscope'uyoruz!

Biraz Paris'te turlamaya ne dersin? Ya da Riyad'da toplantıya yetişmeye? Milano'da metroya binsek? Maryland'deki kazları izlesek beraber?

Bunların hepsini yaparız tabii ömrümüz varsa. Seyircisi olmaksa bu ara hem bedava hem de fena eğlenceli. 

"Periscoping" gibi bir ifadeyi hayatımıza katan, şahane bir uygulamadan söz ediyorum: Periscope

Şurada daha bir yıl önce ortaya çıkan "dünyayı başkasının gözlerinden görme" fikrinden doğan bu "app", uygulamanın yaratıcıları Kayvon Beykpour ve Joe Bernstein'in aklından öptürecek cinsten. 

Uygulamanın resmi internet sitesinde dünyanın dört bir yanını görmenin büyüsünden bahsederken Kapadokya'ya da selam çakan adamlar, şu cümleyle gönülleri fethediyor: Bir fotoğraf, binlerce söze değer olabilir. Ama canlı bir video, seni başka bir yere götürebilir.

Nasıl çalışıyor? 

Bu arada sadece ios'larda çalışıyor. Ancak Android cihazlar için de uygulamanın eli kulağında. 

Uygulamayı indiriyor, varsa Twitter …

Haftanın Güzelleri: ActOrchestra - Sıfırdan Sonra

Hayatta bazı güzellikler var; hiç beklemediğiniz bir anda haberdar olduğunuz ve iyi ki de bana göründü dediğiniz güzellikler. İşte geçtiğimiz hafta ben böyle iki güzelliğe denk geldim.

Konuşmak? Yani bildiğimiz anlamda? Hayır.


Bursa'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen "Bursa Uluslararası Balkan Ülkeleri Tiyatro Festivali", Devlet Tiyatroları'nın şahane etkinliklerinden biri oldu. Ancak bu festivalin bir oyunu vardı ki, sanırım sahne sanatları hakkında herhangi bir şey beni uzun zamandır böyle düşündürmedi.

Actorchestra'dan söz ediyorum. Bükreş Ulusal Tiyatrosu oyuncularının sahnelediği, tek perdelik bu oyunda herhangi bir dilde konuştukları söylenemez. Ancak herkese aynı anda aynı duyguları hissettirecek, senkron sıkıntısı yaşatmadan güldüren, coşkulandıran bir performans izlediğimizi içtenlikle söyleyebilirim. 
Aslında biraz önce her ne kadar "bir tiyatro festivalinde" kendisini "oyun" diye çağırmış olsam da, bu seyri doğru tanımlamak biraz güç. N…