10.12.14

Sen de gel, Yalana Gel!


Güzel haberler duymayı, güzel haberlerin içinde olmayı özlüyoruz. Şükürler olsun diyerek, Aslı'nın cephesinden güzel bir haberi paylaşmak isterim.

Geçtiğimiz Haziran'dan bu yana, Tiyatro Sonsuz'un canlı müzikli kabaresi olan Yalana Gel'in ekibindeyim. Uzun süren çalışmalar tabii ki meyvesini verdi ve Yalana Gel, seyirciyle buluştu. 

Siz "Başımıza oyuncu mu kesildin?" demeden önce, oyunun müzisyenlerinden olduğumu, şarkı sözlerini yazdığımı ve şarkılarını seslendirdiğimi söyleyeyim de, bu benim yanaklarımı kızartan faslı geçelim. 

Ekibe ve oyuna ilişkin diğer detayları ilerleyen günlerde paylaşacağım. Ama oyunlar başladı. İşte takvim de burada. Siz de seyirci olmak isterseniz rezervasyon numarası da aşağıda. 

Gelin şenlenelim :)

13 Aralık Cumartesi - 20:30 / Kadıköy Tiyatro Seyirlik Sahnesi
14 Aralık Pazar - 16:00 / Kadıköy Tiyatro Seyirlik Sahnesi
24 Aralık Çarşamba - 20:30 / Göztepe Halis Kurtça Kültür Merkezi 
29 Aralık Pazartesi - 20:30 / Kadıköy Tiyatro Seyirlik Sahnesi

Rezervasyon için: 
0545 860 99 22

Detaylar: 

19.11.14

O ağacın en yüksek dalına çık: Monica Z.

Malumunuz, sinema kanalları, televizyon seyircisinin başına gelmiş en güzel şeylerden biri. Teledünya'nın Sinema TV'si de şahaneden hallice. Zaman zaman akıl almaz rezillikte yapımlar izletseler de, bazen -bugün olduğu gibi- insanı yeni insanlar tanıdığına memnun eden işler de yayınlıyorlar. 

1950-60'larda İsveç'teyiz. Filmin başkahramanı Monica Zetterlund. Kendisi İsveçli bir genç kadın. Telefon santralinde çalışan bir caz şarkıcısı ve daha sonra oyuncu. Film de onun biyografisi: Monica Z. Ya da diğer adıyla Waltz for Monica.

Oldum olası biyografi izlemekten, okumaktan haz duymuşumdur. İnsanların hayatlarına, olup olabilecek en görünmez halimle sızmayı, bir oyun sayarım kendime. Monica'nın da sıkıntılı, arzulu, biraz da şımarık hayatına karışmayı da bu yüzden sevdim. 

Monica Zetterlund, ailesini, çocuğunu, yaşadığı yeri karşısına alarak şarkı söyler. Ona kimse inanmaz. Büyük bir şarkıcı olma ihtimali herkes için hayalden ötedir. O inanır, rüyalarının peşinden gider. Caz en büyük tutkusudur. Bir gün Ella Fitzgerald ile karşılaşır, ona bir şarkı söylemek ister, izin alır. Do you know what it means to miss New Orleans isimli şarkıyı söylerken Ella onu durdurur ve "Sen New Orleans'ı özlemeyi ne bilirsin ki, kendine ait bir şeyler yap" der. Bu onun için bir kırılma noktası olur ve İngilizce sözlü caz şarkıları söylemek yerine İsveççe sözlerle şahane şarkılara imza atar. 

Filmde sanatçıyı, Edda Magnason isimli İsveç-İzlanda ortak yapımı, aynı zamanda besteci, şarkıcı ve oyuncu olan hanım kızımız canlandırıyor. 1984 doğumlu bu genç kadın, kanımca uluslararası birçok yapımda kendini göstermeli. Duru, samimi ve gerçek bir oyunculukla, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.

Fırtınalı aşkları, dengesizlikleri, dibe vuruşları, zor babası ve kızıyla, Waltz for Monica, oldukça "kıyak" görünen bir hayatın arkasında olan biteni izletiyor. Hem de iyi müzikler, çok iyi oyunculuklar ve seyircisini içeri "buyur" eden bir dünyayla. 




11.11.14

Bir Sabah Kuşağı Bunaltısı

Bir saattir ATV'de Müge Anlı'nın programına maruz kalıyorum, bile isteye. Konuşulan konu şu: Siverek'te evli bir kadın, eşinin de yakından tanıdığı bir adamla beraber, yine eşinin motoruna binip çarşıya gidiyor. Etrafta da laf söz oluyor bu mevzu. Programda da bu olay "New York'ta yaşansa sorun olmaz ama Siverek'te, Türkiye'nin her yerinde sorundur bu" diyerek ele alınıyor.

Vatandaşın bakış açısı, bu olayda iyi niyet olduğunu kabullenmezmiş. 

O zaman vatandaşın bakış açısı biraz uzasın o vakit.

Ulan deli misiniz? Motor kadının eşinin motoru. Eşi, hadiseden haberdar, karısına bin, git, işini hallet demiş. Kötü niyet yok, bu belli. Size ne oluyor?!

Bu işi yapan insanlara, düpedüz "mezhebi geniş" muamelesi yapılıyor. Sanki o motorun üzerinde kadın, ailesinin dostu olan adamla çarşıya gitmemiş de, iki satır porno çekip gelmiş gibi iteleniyor. Bu şiddet sadece o motordaki kadına değil, söz konusu erkeklere de uygulanıyor.

Ya ne ara zehirlendiniz siz bu kadar? Ben eşimi bir kız arkadaşımla bir yere gönderemez miyim, o ben erkek arkadaşlarıma buluşurken peşime adam mı taksın? Sapık mıyız biz, her fırsatta birbirimize atlayalım?

Aslında, ele aleme ne bu durumdan, arkadaş olanlar, karı-koca olanlar konuyu sorun etmezken, size ne düşüyor tasası diye, dedikodu yapan beşinci onuncu şahısları eleştirmek düzeltir bu bakış açısını. Zaten, izleyici kitlesinin algı seviyesi düşük. Benzer durumlar yaşayan aileler, eşler dostlar olabilir - zira hadise de çok hayatın içinden bir hadise. Sen sabah kuşağında en çok izlenen programı yapıp başka kadın cinayetlerine, katliam görünümlü "cinnet"lere sebebiyet verebilecek bir düşünce biçimini -yanlışını- nasıl takdir ediyorsun? Aklım almıyor!

Her geçen gün biraz daha anlıyorum bunu. Bu coğrafyanın, etnik ya da dini kökenleri bağımsız, tüm insanlarının en büyük ortak sorunu, işsizlik. Bu işsizlik, mesaili-maaşlı bir işinin olmaması değil, insanların hayatlarını donatacak "uğraşı"larının olmaması. Adam sinemaya gitmiyor, resim yapmıyor, iki tane kitap okumuyor; onun karısı kiminle ne yapmış, öbürünün düğününde eltisine ne kadar altın takılmış, berikiler ikinci arabayı nasıl, hangi paralarıyla almış, bunu dert ediyor, etrafındakilerle bunu konuşuyor.

Bu sırada da çirkinlik paçalarımızdan akıyor tabii...

15.9.14

Biraz Efes, Biraz Fener, yanında Olympiakos iyi gider!


23 - 26 Eylül tarihleri arasında İstanbul Ülker Sports Arena'da şahane bir basketbol etkinliği var: Gloria Cup

FIBA Dünya Basketbol Kupası sonrası, kulüp takımlarının lige hazırlık sürecinde çok önemli yere sahip olan organizasyon, altı takımın katılımıyla iki grup halinde gerçekleşecek. 

Gruplarında ilk sırayı alacak takımlar turnuvada final oynamaya hak kazanacak. Gruplarda ikinci ve üçüncü sıraları alacak ekipler ise karşılıklı eşleşerek klasman maçları oynayacak.

Anadolu Efes turnuvada, Yunanistan'ın Olympiakos ve İspanya'nın Unicaja Malaga takımlarıyla A Grubu'nda mücadele edecek. 

B Grubu'nda bulunan Fenerbahçe Ülker ise Rusya'nın CSKA Moskova ve Sırbistan'ın Kızılyıldız Telekom takımlarıyla karşılaşacak.

4 gün sürecek olan Gloria Cup'ta dünyaca ünlü Ukraynalı grup Red Foxes danslarıyla turnuvaya renk katacak.
Gloria Cup 2014 Maç Programı:

23.09.2014
18.00 Anadolu Efes – Olympiakos
20.15 Kızılyıldız Telekom – Fenerbahçe Ülker

25.09.2014
18.00 Olympiakos – Malaga
20.15 Fenerbahçe Ülker – CSKA Moskova

26.09.2014
15.45 5. lik Maçı (A grubu 3. sü – B grubu 3. sü)
18.00 3. lük Maçı (A grubu 2. si – B grubu 2. si)
20.15 Final Maçı (A grubu 1. si – B grubu 1. si)

Siz de turnuvada seyirci olmak isterseniz, Biletix'e uğrayın derim. 

5.9.14

Yokluğunda Çok Kitap Okutan Mustafa Sandal Şarkıları

Mustafa Sandal. Sanki hep bir popstar olacakmış da yarım kalmış gibi gelir bana. Belki o eliptik el hareketleri ile süslediği dansı, belki yıllara meydan okuyan(!) yenilenmek, tazelenmek nedir bilmeyen vokali ile, aynı zaman diliminde takılı kalmış gibi durur zihnimin köşesinde.

Lakin birkaç şarkısı var ki, dün de yarın da hep aynı anları anımsatacak, çocukluğun, ilk gençliğin sancılarını yakınen hissettirecek, sanki "Musti"nin gezegende var olma sebebi..

İşte onlar, şarkılar, şarkılarımız...

Gidenlerden
Yaş takriben 8-9 bilemedin 10. Ama öyle bir aşk acısı gelmiş oturmuş ki yüreciğime kalkmak bilmiyor. Odamın demir parmaklıklı, bahçeye bakan penceresinden dışarı, eski aşklarımı az önce uğurlamış gibi bakıyorum. Şarkının ince arabeskine diyecek yok. Zaten bunca efkarın sebeplerinden biri de o. Musti "Gidenleeeğrdeeğn aağaah" dedikçe iç çekiyorum. Yaş takriben 8-9.





Bir anda
O intro nasıl unutulur! Karanlıklardan çıkagelen bir erkek sesi, kaotik kadın vokaller, yükselip alçalan ritmiyle bir anda kafa dağıtan o şarkı nasıl unutulur. Perdesiz gitarda Erkan Oğur olduğu yıllar sonra öğrenilir, akılda şahane şarkının yanı sıra, çakma Bond halleriyle şarkıcı kişinin arz-ı endam ettiği acayipli klip kalır.





Beni aldatma

Bu şarkının dışında iki şey daha var, bu şarkıyı düşününce aklıma düşen; Sinan Çetin ve Bay E. Sinan Çetin'i o vakitler tanısam tanısam Güllerin İçinde çala çala ayrılanları kavuşturduğu güzide program Film Gibi'den tanıyorum. Bay E desen ayıplı bir şeymiş gibi bahsedilen bir film, sormaya çekiniyorum filan. Suç Bende'nin gölgesinde kalmamayı başarmış bu şahane şarkı, klibi dışında en çok okuldan servisle eve dönmelerimi hatırlatıyor. Hey gidi.




Denize doğru

Bu şarkının da hatırladığım kadarıyla klibi yok. Ama öyle çok dağıtmışlığı var ki kendisinin sağ olsun.. Yazlıktayım, walkman'imle dinliyorum kendisini başa ala ala. Söylemeyi de seviyorum bi' de. En çok da "dökülen yaprakları dikelim" kısmını.. Ah ne lirik fantastik dünyalara akıyorum belli değil! Burada yaş en fazla 8-9, bilemedin 10.





Hayır, şimdi başka türlü iç geçiriyorum bu şarkıları dinlerken. Günlerin, gündemin, insanların o kadar da kirli olmadığından adım gibi emin olduğum zamanlarda, böyle melankolik ilk aşklar yaşayacağımıza, adam gibi, hakkını vere vere, büyük adam aşkları yaşayabilseydik ya. Olamadı. 

Olsundu. 90'lar hepimizde koca hayat izleri bıraktı. Musti'ninki de birkaç şarkı..

11.7.14

Kupalık İşler: Vodafone Türkiye - Yemeksepeti.com

Birkaç zamandır evdeyim. İşi gücü bıraktım. Bir nevi temize çekiyorum kendimi. Pek güzel, tavsiye olunur. Lakin yazının konusu bu değil.

Bugün, pek sık olmadığı gibi, üst üste iyi işlere rastladım. Yazmadan duramadım, meslek hastalığı.

Bu enfes işlerin ilki, Vodafone Türkiye'nin nabzı duyan işi, kaytmikoytmu.com. Brezilya 2014 Dünya Kupası'nı heyecanla bekleyip bekleyip bizi birbirinden moloz anlatımlara maruz bırakan yayıncı kuruluşun, turnuva boyunca deştiği futbolcu isimlerini, yeni Vodafone Red kampanyası ile buluşturan Plasenta, gülümsetmeyi başardı.

Sitede Arjantin ve Almanya kadrolarında yer bulan futbolcuların isimlerinin okunuşlarını dinleyebilir, içiniz rahat bir finale doğru yol alabilirsiniz.

Bir not, bazı isimlerin okunuşları arkasından yorumlar da var. Örneğin Mesut Özil'in yazıldığı gibi okunduğu detayı çok mühimdi. Pek tatlı.

Burada bir parantez daha açmak lazım ki, bu parantez fikrin kendisinden çok teknik bir köşeye temas ediyor. Süreç nasıl gelişti bilemiyorum, fikir ister markadan gelsin ister ajanstan; böyle kısa zamanda, yani Kayt Kuyt esprilerinin teri soğumadan bu işi hayata geçirip yayına almak iki ekibi de alkışlama vesilesi. Tebrik, takdir.

Günün ikinci nane ferahlığı bırakan işi ise Yemeksepeti'nden geldi. O da Dünya Kupası'na selam çakıyor.

Turnuva boyunca maç önlerinde karşımıza çıkan kadro tanıtımları bizi bizden aldı. İşte o başını seyirciye çevirip kollarını göğsünde kavuşturan, ederi milyonlar olan boş bakışlı futbolcuları bir bir gördüğümüz görüntüleri zihnimize kazımaya and içmiş eğlenceli bir "line up" videosuna imza atmış Yemeksepeti.

Bizimkisi Bir Futbol Hikayesi isimli videoda, Yemeksepeti'nin Brezilya 2014 menüsünü, pardon kadrosunu, en çok sipariş edilen teknik direktör ve tatlı niyetine götürülen hakemini görmek mümkün.

Tek eleştirim, videodaki Dolma Luiz'in adının "Sarma" olması gerektiği. Onun dışında Robin van Persie golü gibi iş.

Her iki markanın da, iyi fikri değerlendirme cesaretinden dolayı kutlanası olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Zihinlere sağlık.


3.7.14

Başka bir seçeneğin var mı?

Geçtiğimiz günlerde, ajans dünyasında soluk alıp vermekle ilgili birtakım yazılar yazıp çizdiğim doğrudur. Henüz okumadıysanız şuradan buyurabilirsiniz.

Açık kafaların, berrak niyetlerin olmadığı yerler, her ne kadar dünyanın en huzurlu köşeleri de olsa, gün geliyor, boşluğa yol alıyor.

Yaptığımız işler, birlikte çalıştığımız, ailemizden, çocuğumuzdan, dostumuzdan daha fazla gördüğümüz adamlar, kadınlar, hiç şüphe yok ki önemliler.

Sen de yaptığın işi severek yaptığın, kendine saygı duyup her yeni güne taze uyandığın, üretmek için kendini paraladığında önemlisin. Yalnız küçük bir detay var, o da şu ki; seni sen yapan sadece kariyer kavgan değil. Zira "kariyer" dediğin, bir kavganın ürünü, sonucu, hediyesi değil bana sorarsan. Varlığına her gün yeniden şükrettiren, omzuna yük değil, kanat olan bir süreklilik, bir hal..

Ben de tam bu yüzden, daha fazla savaş istemediğimden, göründüğümden uzağa gitmiştim.
Manifesto gibi bir şarkıyla geri geldim, peheyt.

Diyor ki "şair", zira şarkı sözleri ihtişamlı bir şiir kendi dilinde;

İş günleri bitsin isterken, hafta sonlarını yataklarda harcıyoruz.
Yıldızlara bakmalıyız aslında, sadece ekranlara bakmak yerine.
Bilgisayarlar karşısında yavaşça ölüyoruz.
Ama hala başka bir seçeneğin olabilir.


Düşünmeye değer.


27.6.14

Sen ve Ben

Geçenlerde Power FM'de bir şarkıya rastladım. Resmen beni ele geçirdi. 
Çok yüksek olmayan bir tempo, akla takılan bir melodi ve bir kelimesini bile anlamadigim (arada bir "perişan" duydum sanki) sözlerin böyle cezbedici olmasi.. Beni benden aldı.

Kulak kesildim, baktım sözler Farsça gibi. Hemen SoundHound'u açtım, şarkıyı buldum: Man o tu.

Şarkıya sardıktan sonra öğrendim ki sözler Mevlana şiiri imiş. Aklım bir daha kaçtı. 


Şiirin Farsça ve Türkçesini yazayım, tam olsun.
Dinleyin, dinletin.

khonak an dam ke neshinim dar eyvan, man o to
be do naghsho be do soorat, be yeki jan, man o to
khosh o faregh ze khorafat-e-parishan, man o to
man o to, bi man o to, jam' shavim az sar-e-zogh

saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, sen ve ben
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, sen ve ben
bulandıran palavralardan âzâde, gamsız bir keyif, sen ve ben
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz aşk elinden





6.6.14

Ağzından Bal Damlayan 9 Adam

Biraz hastaysan, günlerini evde geçirmek zorundaysan.. Belki de bu havalar seni bozduysa, biraz kendinle kalmak istiyorsan.. Belki istifa etmiş, olanlardan ders çıkarmak üzereysen.. Sevgilinden ayrılmış, çok yalnız, depresyondaysan.. Hiçbiri değilsen belki, her koşulda seni sonsuz bir dinginlikle kucaklayacak 9 adam getirdim kulaklarına.. 

Onuncunun adını da sen koy!











Okura not: Vaktiyle "Kulaklara Layık 10 Sonbahar Kadını"nı da yakalamıştım buralarda. Hazır sonbahar kendini hatırlatırken, belki onlar da iyi gelir. Tıkla! :)

3.6.14

Çatalını Bıçağını Kullan!


Cheil Polonya'nın Polonya Kızılhaç'ı ile birlikte hayata geçirdiği bir proje var ki, tadından yenmez. 

Very Good Manners isimli kampanya, Polonya'da yaşayan ve günlük beslenme ihtiyacı, olması gerektiği gibi karşılanamayan 700 bin çocuğa nasıl bir faydamız dokunur sorusundan yola çıkılarak yaratılmış. 

Destekçilerin tek yapması gereken, kampanyaya katılan restoranlarda yemek yedikten sonra çatal ve bıçaklarını tabaklarına alışılagelmiş biçiminden biraz daha farklı bir biçimde bırakmak. Sonra hesaplarını öderken, yaklaşık 1,5 Euro'ya denk gelen bir yardımla kampanyaya katkı sağlayabiliyorlar. Zekice, etki bırakan bir iş. 

İşte buyurun:

31.5.14

Sesimi Aç

Önce biraz sesimi aç. Bana ihtiyacın var. Biliyorum.
Daha düşünecek çok yolumuz var.
Yürünecek bir o kadar.



8.5.14

Twitter'dan Nağmeler vol.17



"Handle ederiz" yerine "kotarırız" diyorum, kafam rahat.

/

Şu müdahale sözcüğünün yavşaklığı.. Bir ülkeye girmek de müdahale, insana kurşun sıkmak da.. Günahlar sözle yıkanır mı?

/

Kıymetlileriniz sizi kırarsa, hesap sormak yerine susmayı ve yola devam etmeyi seçin. Ya da benim yaptığım bu.

/

Sabah insanı diye bir şey varsa, şüphesiz ki ben gece insanıyım.

/

"Kazandığınız deneyimi akıllıca kullanabilirseniz, hiçbir şey zaman kaybı değildir" demiş Rodin. Yaşadığımız zamanlar bana hep zaman kaybı!

/


Markalar! Daha uzun içerikler yazın tamam mı, at gibi uzun yazın, İstanbul-Adana arası yazın ki okuyamayalım, içimiz sıkışsın, fenalaşalım.

/


İçi "katıl-kazan" olmak. Bir modern zaman reklam yazarı deyimi.

/

Geleneksel reklamcılığa dokunmadan "sosyal medyacı" olup adına aniden "reklamcı" denen canlar, ne kadar da çabuk pişiyorlar.

/

Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın kendini sanki bir sponsor marka gibi görüp, asli görevi değilmiş gibi "Tenis destekçisi" ilan etmesi abes.

/

Takip ettiklerimin Aziz Yıldırım bölünmelerinden bana fenalık geldi.

/

Bayramımız kutlu olsun. Hangi partiyi, siyasetçiyi desteklerseniz destekleyin, önemi yok. Cumhuriyete inanın.


/

Geri veremeyeceğini almak, çalmaktır. Zamandan, doğadan, insandan çalmamalı.


19.3.14

Yine

Yine şarkılar söylemek istiyorum, kaygısız danslarla salınmak günün kıyısında.. 
Dostlarla kahkahalar atmak şafak sökerken, hüzne düşeceksem illa, kendi ayaklarıma takılmak, anılarıma, yaralarıma.. 

Yüzümdeki gölgeden, dışımdaki isyandan öyle yıldım ki.. 

28.2.14

Bu saatten sonra...

Bu saatten sonra benden en güzel, başka bir ülkenin vatandaşı olur.. Çok da güzel olurum o zaman. Sabahları İtalyan olurum, gün boyu İzlandalı olurum, Japon bile olurum ben artık en güzelinden. Fakat bunca yalana sığamam.

23.2.14

kuskus II

Yeni biriyle tanıştın, hadi gel yabancı bir dilde de sevinelim hadiseye de tam olsun; "hurray!"

Eski sevgilin de nasıl yanı başında ama... Olacak iş mi bu kadar iç içe olmak tüm "ayrılık"lara rağmen?! Madem bitmiş gitmişsiniz, daha önce de söylediğim gibi "üst komşu kuzeni" tavrı takınmadan uzak dursanıza birbirinizden, aynı kafeye gitmesenize örneğin, birlikte tatil yaptığınız otelde uyumasanıza?!

Hadi bunu da yaptınız. Oldu yani bir kere, önüne geçilmez.

Demem o ki, eski sevgililerinizin gözü önünde yaşamayın "vıcık vıcık" hallerinizi.
Gidin doğrudan evlenin mesela, daha şık bir hareket olur.

Bakarsınız "eski"ler birkaç "yeni" lirayı iliştirir yakanıza nikahınızda, güzel olur!

21.2.14

Bir Sosyal Medya Deneyimi

Birkaç zaman önce Vestel'in Facebook'taki sayfasını yani Evin Kalbi'ni takip etmeye başladım. Bknz. Evin Kalbi. Facebook'ta marka sayfası izlemek meslek hastalığı..

27 Aralık'ta bu üslubu kendine has güzelim sayfa bir içerik paylaştı: 

Evin Kalbi’nden kişiye özel, el yapımı yılbaşı hediyesi. Bu videonun altına gelecek en ilginç 5 yorumun sahibine, özel tasarım kapaklar bizden hediye. Gerçekten çizip göndereceğiz, aynı videodaki gibi, evet.

Söz konusu kapak, sayfanın cover fotoğrafını da oluşturan, boyalarla yeniden, yeni bir vücut bulmuş, bilimum şişe kapaklarından biriydi.

Daha önce cover'daki "kapak" fikrinin de iletişimini yapan sayfa, işi bir adım ileri götürmüş, bizi de hikayeye dahil etmek ister gibiydi. Kapakçı Kız, artık bir masal kahramanı gibi değil, etli canlı ve dahi kanlı vaziyette Evin Kalbi videolarında arz-ı endam ediyordu. 

Girişte söz ettiğim içeriğe gelirsek.. Ben o içeriğin altına bir yorum yazdım: 

Daha önceki videoyu izledim. İtiraf ediyorum, biraz uzun buldum. Ama asla "fasafiso" demedim. Sadece kendime "negzel ya" dedim. Evdeki soda şişelerini kestim, vazgeçtim. Uzandım, televizyon izledim, kocam geldi, yemek yaptım. Çok da güzel yaptım. Dedim ki, "Ben bugün bir video izledim, kapaklı. Gel sana da izleteyim." Tatlı niyetine izledik. Bizimki videoyu beğendiğini söyledi, bana döndü. "Organik like seni!" O an durdum, "Acaba o kapakların tazeleri gelir mi?" Şimdi sunum hazırlarken bir baktım gelmiş. Ne güzel gelmiş. Fasafiso diyen de halt etmiş!

Kampanyacı teyze görünümlü, şuurlu kız.


Reklamcılık sektörünün içinde olunca, bana ben gibi konuşan markalara duyduğum özlem daha iri bir süratle artıyor. İşte bu yüzden, benim gibi düşünen, konuşan bu markaya "yalnız değilsin, yalnız da olmazsın" demek geldi içimden. 

Bir hafta kadar önce onlardan yine bir ses yükseldi: Aslı, kazandın!

Aslı ne kazanmıştı?
Bir gazoz kapağı. 
Neden bu kadar mutluydu?
Çünkü bir dostundan gelir gibiydi o kapak, çünkü ona özel hazırlanmıştı. 

Çünkü şöyle sunulmuştu: Video burada.

Kendi adımı kumlarda görünce, Kapakçı Kız sınıf arkadaşıma, teyzemin kızına dönüştü. Nasıl güzelleşiyordu!

Kapakçı Kız ve Evin Kalbi durmadı. 
Dün bir paket geldi eve. 
Kargo poşetinden çıkanlar için sizi aşağıya alalım:





Şimdi bu yazıyı nasıl tamamlamalıyım bilemiyorum. 
Reklamcılık sektöründe yaklaşık 8 yıldır profesyonel olarak var olan biri olarak mı, yoksa çerçeveyi genişlettiğimizde sıradan bir tüketici olarak mı konuşmalıyım bilmiyorum. 

Belki de fazla konuşmamalı, kapaklardaki kılığımla bakışmalıyım. 

Lakin bir teşekkürüm var. Beni böyle samimi, sıcak, komplike olmaktan ve çiğ pazarlama kokusundan uzak bir hikayeye dahil eden herkese; Kapakçı Kız'a, Blab'a, bu samimi çizgiyi kendine uygun görüp "hadi" diyen, bu hareketiyle de emsal teşkil etmesini umduğum Evin Kalbi - Vestel'e.

Sahici teşekkürler!

17.2.14

Anlayamazsınız



Çocuğun birine, varlıklı anası babası bir tekne almış. Bunu da fırsat gören haberci olayı ekranlara taşımış. Boat Show açılışı da, haber merkezi de, kanal da, bu haber üzerinden tanıtımın PR'ın ekmeğini yemiş. 

Çocuk, ailesinin varlığına yokluğuna bakmadan çocuktur. Tepkileri, sözleri, yaşının elverdiği kadardır çoğunlukla. Bu haberde de aynısı olmuş. Evlat tekneye, bir çocuğun yaklaşabileceği naiflikte yaklaşmış; köpüklerine bayılmış, nasıl da hayalini kurduğunu anlayamayacağımızı iddia etmiş. Bunların hepsi öyle çocukça, öyle saf ki. O tekneye sokaktan bir çocuğu da koysan, teknenin denizde ortaya çıkaracağı köpükleri hayal edebilir. 

Gelin görün ki diğer tarafta çocuğun adı soyadı, ailesinin göğüs kabarta kabarta yaptığı "alt tarafı bir tekne aldık canım, ehe" açıklaması fütursuz bir şeffaflıkla her türlü timeline'da baş köşeye oturdu bugün. 

Kendimi çocuğun yerine koydum, kendimi anne babanın yerine koydum.. 
Çocuğun yerinde olmak istemezdim; anne babanınsa yerinde olasılıkla olmazdım. 

Ben bu çocuklarla ilgili hadiseler üzerinden -"oğlum bak git" vakasında da benzerini yazdığım gibi- ekmek yenmesi meselesine deliriyorum. Hele ki olay, çocuğun böyle makaraya alınıp bir ömür boyu üzerine yapışacağı anlamsız bir yüke dönüşebilme ihtimaline yaklaşıyorsa, sahiden "başlarım şakanıza" demeye başlıyorum. 

Şaka yapacaksan, çocuğuna hangi yaşta hangi oyuncağı alması gerektiğini öğreneyemeyen anne babaya çalış mesela? Şaka yapacaksan, şu an zevkten dört köşe olan muhabire, haber müdürüne, Boat Show yetkililerine çalış?

Çocuğa hayatı boyunca "nasıl da malzeme oldum" utancı yükleme. 
Çocuğa sınıf arkadaşlarının "anlayamazsınız" diye seslenmesine neden olma. 

Zaten toplumun şuuru dağa kaçmış, dağı artık daha fazla fareye yedirme. 

yok'la'ma!