18.12.13

Güneş Kokusu Lazım




Bana sıcak günbatımları lazım. Akşamın serinliğini getiren, kızıl rüzgarlar. Her günün sonunda yeniden tazeleneceğim bir ağaç altı. Birkaç dost sesi yahut buzuki.. Klarnet belki, en dokunanından.

Bana ılık sabahlar lazım; kuş sesleri, gündüz düşleri. Kahvaltılar lazım, taze mevsim reçelli, çeşit çeşit peynirli. Bir fincan ılık çay lazım, yarım bırakacağım.

Bana biraz deniz kokusu lazım. İlla ki o lazım! Tuzu, nemi, tüm ağrısı sancısıyla deniz.

Nereye gitsem onda kalacağımı bildiğim bir ev lazım bana. Her odasına kendimi, anılarımı kazıdığım. Şarkılar söyleyip şiirler yazdığım bir ev.

Nerede olduğundan çok nasıl olduğu, nasıl olduğundan çok kimlere yakın durduğu mühim bir ev. 

Öyle ya, insanın içi taşıyorsa karanlık şehirlerin, yüzlerin sisini pusunu, en cennetten köşede bile yokluk var. 



Günün bana söylediği, yaşamak istediğim yeri anlatmam gerektiğiydi. Malum, #BlogFırtınası.. Biraz hastalık filan girdi araya, aksadı. Lakin tamamlanacak diyorsak tamamlanacak! 

Bir de duyuru: 
Yarın Yeditepe Üniversitesi'nde Kurumsal İletişim ve Medya İlişkileri 2013 gerçekleştirilecek. 
İletişim dünyasının meraklılarına duyurulur! Detaylar için tıklayın



12.12.13

Okumalara Doyamamalar


“Zamanımızı, yani ruhlarımızı boşa harcıyoruz; her gün kapılara güm güm vurarak.” diyordu birazdan söz edeceğim kitap. Şu sıra hem benim çokça yakındığım hem de sıklıkla hayatından bunalmış insanların kaleminden okuduğum serzenişlere, bir tuğla da o koyuyordu.

Birkaç zamandır evdeyim ben. Kışın gelmesi de (!) isabet oldu doğrusu. Düzeninden sıkıldığım, bolca küfür savurduğum işleri bir kenara koyma ve kafamı dinleme şansı verdi bana bu ara. Fırsattan istifade çoktandır ihmal ettiğim kitaplığımda aldım soluğu.


Yeni evime henüz taşıyamadığım, dev bir kitaplığım var. Benim için fazlasıyla özel olan eserleri tabii ki getirdim yanımda, birçok yere götürdüğüm gibi. Bu kitapların her birinde bir “exlibris” izi var. Yani Aslı'nın kitaplığı imzası, kitabı aldığım tarih ve kitaplıktaki sıra numarası.. Bugüne kadar yaptığım en güzel işler listesinde ilk 5'e sokarım bu hareketi. Kitapla olağandışı bir ilişki geliştirmiş her okura da naçizane tavsiyemdir. Der, asıl mevzuya geçerim.

Zaman evde geçerken ve havalar bizi evlere kapatmak konusunda ısrar ederken, defalarca okuduğum, benim için çok özel bir kitaptan söz edeyim size. Edeyim ama sizin de hayatınızda böyle kitaplar var mı bilmiyorum, dönem dönem kendini zorla okutan? Akla düştüğünde yataktan kaldıran, uyku katleden, işleri yarım bıraktıran? Onların tadını, hayatta çok az şeyden aldım. İşte o kitaplardan birinden söz edeyim ben.

Zorba'sıyla gönüllerde yeri bambaşkakis bir yazarın, Nikos Kazancakis'in Allah'ın Garibi isimli romanı. 2007'de hayatıma giren, hatta Zorba'dan önce hayatıma dahil olan bu roman, bugün varlığını izleyebileceğiniz Fransisken tarikatının kurucusu Assisili Francesco'nun Tanrı'yı arama yolunu anlatıyor. Böyle “tarikat” sözcüğünün dünyamızdaki kirlenmiş anlamından uzak, asıl anlamına yakın duran bir topluluğun kurucusundan söz ediyorum. Sevgililerine serenat yapan bir aşık iken düşkünlere, yoksullara, günahkarlara kalbini açar ve Tanrı'nın yolundan yürümeye başlar Francesco. Hikayeyi ise onun yoldaşı Leo Kardeş'ten dinleriz.

Kazancakis'in bir notu var kitabın başında, Francesco'nun sözlerini, işlerini bir bir anlatmadığını, kurguladığı eklemelerin de olduğunu, bunu bilgisizlik ya da küstahlık olarak değerlendirmemek gerektiğini belirtiyor. Ve ekliyor: Sanatın buna hakkı vardır. Sadece bir hak da değil bu, aynı zamanda her şeyi bir öze bağlamak görevi. Sanat hikaye ile beslenir ve onu kurnazca sindirerek efsaneye çevirir.

Niko'nun hakkı var! Sayfalarını her araladığımda içimi ısıtan bir yoldaşlık ve hayatı okuma, anlamlandırma kitabı Allah'ın Garibi.


Yıllardır tekrar tekrar ellerimde dolanan, aklımda koşturan iki kitap daha var masamda gördüğünüz gibi. Yaşama Uğraşı ve Sevda Sözleri.. Her ikisi de düşenin dostudur. Onlar, başlı başına başka yazıların konusudur!

#BlogFırtınası - Gün2

10.12.13

Kış Masalı


Bir varmış bir yokmuş. Adamı her aşk gibi en "var" yanından yakalayıp kulağına bir şarkı dökmüş, yok olmuş... 

"Sevgiyi bilmiyorlar, bilmiyorlar!" dedi bir kış akşamı, nefesi yakınmasıyla kesildi. "Bilseler böyle mi yaparlar! Bir görünüp bir kaybolan karabataklardan farksızlar. Farkları yok birbirlerinden, hepsi aynılar. Ama sen başkasın, başkasın değil mi?" Umutla sarıldı, sarıştık. Bir masalın gelişme bölümünü birlikte yazdık. 

Aylar sürdü; yollar, saatler aldı. Dakikalar kısaldı, mevsimler uzadı, bilhassa kış. Ayazı dayadı sanki soğuk yataklarımız bize yetmezmiş gibi. Fondaki şarkı hep alev alevdi, sözleri değişmedi. 

Gün geldi, bahara kavuştu zaman. Zaman kavuştu da eksilmişti var olan. Oyun bozulmuştu, büyüyse çoktan.. Eller bırakıldı, valizler toplandı, gemilere binildi, gemiler demir aldı, demir attı. Kıyı başkaydı, liman başkaydı, su, hava, mevsim başkaydı. Her başlangıç, bir başka bitişe gebeydi. Çünkü aşk daima bir vardı, bir yoktu. Çünkü bir "varlık" hayaline özlem duymakla, "yokluk" zamanındaki sancıya sarılmak arasında kalan aralıktaydı aşk. Yenisi de ondan farksız olacaktı. 

Şarkı, tabii ki hiç değişmedi: 

yabanım, sevgilim, esmerim, sebebim
bir gün bir kış masalında sevip yitirdiğim
şimdi artık korkudan şarkılar mırıldanan
öpüşünle yaralı bir kız çocuğuyum ben



Bu yazı da, Berna'nın ilhamıyla karıştığım #BlogFırtınası'nın ilk yazısı. 
30 gün aralıksız konuşalım bakalım! 

Kar mı o?!

Günlerdir içimizi sıkan karanlık ve kasvetli havalar kendini kara teslim etmek üzere. Herkeste de bir meteoroloji merakı kendini gösteriyor yılın bu demlerinde. "Kar yağacak diyorlar, kar geliyormuş, Balkanlar'dan gelirse pis gelir.." Hepimizde bir hava durumu spikeri edası.. 

Televizyonlar bizim bu halimizi bilir de geri kalır mı, onlar da yapıştırıyor cevabı! Kayarak yolda kalan otomobillere çarpan sürücüler mi istersiniz, patinaj çeken minibüsleri itenler mi, yoksa "karın tadını çıkaran çocuklar" mı? Hepsi her akşam, akşam haberlerinde. Kaçırmak isteseniz de kaçıramazsınız! 

İşte tüm bu çirkin, Allah'ın cezası kar-kış görüntüleri ve içeriklerinden birkaç tık fazlasına gidelim. Yer Hollanda. Hollanda'da hava sıcaklıkları mevsim rekorları kırarken çekilen, kışın en doğal yüzünü önümüze getiren anlar.. Biraz olsun tuz kamyonuna çemkiren amcaları, AKOM'ları kakomları unuttursun diye.. 

Ayrıca dikkat; görüntüler akarken kulağınıza Hans Zimmer dokunabilir, sesini açmayı unutmayın. 


 
Winter from Paul Klaver on Vimeo.

3.12.13

Twitter'dan Nağmeler vol.16



Nedir bu Twitter'dan Nağmeler?! 
Tabii ilkini aylar önce yazdığım için, 16.sını yayınlarken bir durup not düşeyim dedim. 

Efendim, aslında hadise gayet açık olmakla birlikte, Twitter'dan Nağmeler, Aslı'nın kendi kendine karaladığı Twitter mırıldanmalarından başka bir şey değildir. Evrenin kara kara deliklerinde yok olup gitmesin diye kulağından tutup bloguna getirdiği birkaç satırdır, o kadar. 

Orijinaline sadıktır, itibar ediniz, seviniz. 
Ha, Aslı Twitter'ın neresindeymiş dersiniz, takip ediniz: https://twitter.com/asli_aker

---
Hayata geç kalan insanları mutlu etmek zordur, çabalamayın.
/


Hayatın aktığını ve senin yalnızca baktığını fark ettiğin an.. İşte o an, çoktandır ertelediğin neyse onu yap. Yoksa bir daha erteliyorsun.
/


"Akil" sözcüğünü bugün duymuş(!) olmasaydık, bugün "akil adam" peşinde geziyor olmazdık.
/


Ben öldükten sonra ölümle ilgili tweet'lerimi retweet'lemeyin lütfen. Bunu da mesela. #fyi
/


"GS'li Ufuk sevgilisinin çıplak fotoğraflarını internetten sildirdi" haberini kadının çıplak fotoğraflarının galerisiyle vermek.. Milliyet..
/


Seni eksiltiyorlarsa sen de onları azalt.. Hayatından çıkararak.
/


Samimiyet her şeydir, susuzluk hiçbir şey.
/


Her yazar biraz katil.
/


İnsanın çok yazdığını fark etmesi ile kendisi için iki satır yazmadığını fark etmesi aynı ana denk gelirse, o zaman başlıyor düşünmeler.
/


"Acil" kavramını aynı düzlemde buluşup anlamlandırmamız lazım. Yoksa "acil", tek başına gayet rölatif!
/


İnsanlardan geriye sesleri dahi kalmıyor ya, en çok onda anlamsızlaşıyorum ben.
/


Bir insani neden sevmediğimi kolayca unuttuğum gibi, aniden de hatırlıyorum. İşte budur bug'im.
/


Bazı adamların ağzı lastikli, kendileri eskidikçe çeneleri de gevşiyor.
/


AVM dediğin, en nihayetinde umumi tuvalet.
/


Bugün korkusuzluk, gecenin ikisinde sokağın ortasında, elinde tavalarıyla uyuyanları uyandıran bir genç çiftin adımlarında hayat buldu.
/
"Content is king. And I'm his favourite mistress."



Daha önceki bazı Twitter'dan Nağmeler için bakınız

yok'la'ma!