29.11.13

Bir Komşu Nefes



12 Kasım'da İstanbul'dan büyüleyici bir müzisyen geçti.. 
İsmini pek çoklarımızın zihinleri tanımasa da, melodilerini kulaklarımız çok iyi tanıyor. 
İstanbul'dan bir Vassilis Saleas geçti ki ne geçmek!

Müzisyen bir ailenin çocuğu olan Saleas, 9 yaşında öğrenir klarnet çalmayı, amcası ve babasından. Bir çingene çocuğudur Vassilis,  hamurundaki deha 14 yaşında ilk profesyonel kaydını yapmasına imkan verir. Yunanistan'ın pek çok ünlü ismiyle birlikte çalışan müzisyen Türkiye'de de Laço Tayfa, Serkan Çağrı gibi özel sanatçılarla da aynı sahneyi paylaşır.

Kendi tarihime baktığımda hep bir karşı kıyı aşkı görürüm. O tarihe bakan herkes de bu aşkı görür. İnsanından tatlarına, denizinden müziğine bir Yunanistan aşkına tutulmuş, ait olmadığı bir yerin meftunu bir garibim. İşte bu gariplik vesilesiyle tanıştım ben onunla yıllar evvel. Onu dinleyip içlendiğim gecelere girmeyelim. Lakin yazarken, o iç yakan notalarla beni harap etmişliği çoktur. Gün, karşılaşma günüydü.

Jolly Joker, İstanbul'un en güzel konser salonlarından biri, bu buluşmanın ev sahipliğini yapacaktı. Ben başka seviyorum burayı, mekanla sebebini kestiremediğim bir bağım var. Yıllardır hiç bu kadar iştahlı bir kalabalıkla dolup taştığını görmemiştim Jolly Joker'in. Gerçi son zamanlarda orada Leyla the Band konseri izleyen dostlar "nefes alamadık" diyorlar, o ayrı. Ben görmedim işte Saleas konserine kadar..

Uzatmayacağım..

Sahneye yaklaşık 1,5 saat kadar geç çıksa da, çıkmasıyla birlikte hüngür hüngür ağlatmayı başardı.

O gece Show Must Go On'dan İnci Tanem'e, Sarı Odalar'dan Olmasa Mektubun'a kadar birbirinden şahane melodiyi kendi nefesine kattı. Bir de yanına Ziynet Sali ve Hüsnü Şenlendirici'yi aldı ki, işte o sıralarda ayakları yerden kesildi Jolly Joker'deki seyircinin..

Gecedeki bir kıymetli performansı daha not düşmeden olmaz. Hüsnü Şenlendirici "Ben bu sıra bu şarkıya sardım, kim bilir, belki yeni albümümde olur." dedikten sonra derin bir ah çekip Sezen Aksu'nun Kaybolan Yıllar'ını çaldı. Görünen oydu, o şarkı Şenlendirici için gecenin kopuş noktalarından biriydi. Tabii bizim için de..


Saleas'a dönersem, ki pek uzak kalmamalıyım, işte o geceden İnci Tanem yorumu...




Fotoğraflar: Emre Kara'ya teşekkürler! 

28.11.13

Kulaklarınıza Layık 10 Sonbahar Kadını



Hava kendini yağmura verince, istersen yerinde duramayan swing şahaneleri dinle, istersen uçuşan Fransız chanson'ları, mod bir türlü yükselmek bilmiyor. İşte ben de tam bu sırada, son zamanlarda dünyama giren bazı kadın vokallerin, sizi yağmurlu sokaklardan alıp, ta yağmurun göbeğine yerleştirecek şarkılarıyla tanıştırmak istedim. Adeta yağmur sesli bu kadınlar, yaza duyduğunuz özlemi katlarsa sorumluluk kabul etmiyorum!


Skye - I believe
Lykke Li - Until we bleed
Iyeoka - Simply falling
Lucia - Silence
Sarah Jaffe - Better than nothing
Soley - Pretty Face
Noora Noor - Forget what I said
Jessie Ware - Wildest moments
Asa - The way I feel
Bebe - Siempre me quedara

"Bu liste az olmuş, şu olmadan eksik olmuş" diyeniniz varsa, "şu"larınızı beklerim. 

Sıralama da olduğu gibidir, bir ölçütü yoktur, aman. 
Lakin Noora Noor ve Iyeoka başkadır, söylemeden geçemem. 

25.11.13

“Create. Learn. Grow.”



Henkel’den gençlere yaratıcılıklarını ve yeteneklerini göstermek için uluslararası fırsat!

Öğrencilerin ileri görüşlü fikirlerini ve ilgi çekici konseptlerini sunmalarına olanak sağlamak amacıyla uluslararası ölçekte gerçekleştirilen “Henkel Innovation Challenge” bu yıl 7’nci kez düzenlenecek. Türkiye ile birlikte 30 ülkeden öğrenci ekiplerinin davet edildiği yarışmaya katılmak isteyen gençlerin 11 Aralık 2013 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Henkel’in akademik yılı başlangıç dönemlerinde düzenlediği uluslararası öğrenci yarışması “Henkel Innovation Challenge” bu yıl 7‘nci kez düzenlenecek. Yarışma için Henkel, dünyanın farklı ülkelerinden öğrencilere yeni Henkel ürünleri ve teknolojilerine ilişkin vizyoner fikirlerini ve konseptlerini sunmaları çağrısında bulundu. “Create. Learn. Grow.” (Yarat. Öğren. Kendini Geliştir.) sloganı altında, 11 Aralık 2013 tarihine kadar yenilikçi ve sürdürülebilir fikirlerini www.henkelchallenge.com web sitesi üzerinden göndermek üzere toplamda 30 ülkeden öğrenciler davet edildi. Yarışmaya 12 Avrupa, 9 Asya Pasifik, 3 Latin Amerika ülkesinin yanı sıra ABD, Ortadoğu ve Afrika’dan 5 ülke katılıyor.

“Henkel Innovation Challenge” yarışmasının temel amacını; Henkel’in faaliyet gösterdiği üç iş birimi olan ‘Çamaşır ve Ev Bakım’, ‘Güzellik ve Bakım’, ile ‘Yapıştırıcı Teknolojileri’ alanlarında ileri görüşlü bir ürün veya yeni bir teknoloji geliştirilmesi oluşturuyor. İki kişilik ekipler halinde kayıt yaptıracak olan ve çok farklı disiplinlerden gelen öğrenciler, kreatif ve sürdürülebilirlik bilincine sahip iş geliştirme müdürleri rolünde olacak. Henkel, yarışma boyunca öğrencilere kapsamlı destek sağlayacak. Ekiplere, kayıt işleminin ardından Henkel Şirket İçi Öğrenme Yönetimi’nin bir parçası olan profesyonel e-öğrenim programlarına erişim verilecek. Yarı finale hak kazanan tüm ekiplere, bir mentör olarak hareket edecek ve katılımcılara yenilikçi konseptlerini daha fazla geliştirme konusunda tavsiyelerde bulunacak olan deneyimli bir Henkel yöneticisi eşlik edecek. Böylece genç vizyonerlerin değerli, geniş kapsamlı bir iş deneyimine ve şirket konusunda ayrıntılı bir görüşe sahip olması sağlanacak. Öğrenciler aynı zamanda Henkel’deki yöneticilerle yüz yüze iletişime geçme imkânına sahip olacak.

Yarışma süreci nasıl işliyor?

2014 yılı Şubat ayında en iyi ekipleri belirlemek üzere yarı finaller yapılacak. İki kişilik gruplar, Henkel yöneticilerinden oluşan jüriye fikirlerini sunmak üzere davet edilecek. Kazanan ekip, 31 Mart-3 Nisan 2014 tarihleri arasında Henkel’in Düsseldorf’ta bulunan merkezinde Türkiye’yi temsil ederekgeleceğe yönelik yenilikçi ve sürdürülebilir vizyonlarını sergileyecekler. Konseptlerini ilerletebilmek için bir kez daha üst düzey yöneticilerden koçluk desteği alacaklar. Türkiye finalinde birinciliği kazanan ekibin üyelerine birer Ipad, ikinci olan ekibin üyelerine birer dijital fotoğraf makinası, üçüncü olan ekibin üyelerine ise sürpriz hediyeler verilecek.

“Henkel Innovation Challenge” yarışmasının en iyi üç ekibi, Henkel CEO’su Kasper Rorsted ile kişisel bir toplantıya katılmak üzere davet edilecek. Ayrıca ödül olarak birinci seçilen ekibe toplamda 10 bin Euro, ikinci ekibe 4 bin Euro ve üçüncü ekibe ise 2 bin Euro tutarlarında seyahat çekleri verilecek. Geçtiğimiz yıllarda, pek çok yetenekli ve kariyerine yeni başlayan kişi “Henkel Innovation Challenge” ağı aracılığıyla işe alındı.

Yarışmayla ilgilenen öğrenciler, konu hakkındaki bilgileri www.henkelchallenge.com web sitesinden ve www.facebook.com/henkelchallenge Facebook sayfasından alabilirler. Önceki yıllara ait videolar ise YouTube adresinde bulunuyor.

20.11.13

"Günde 4 defa istifa ediyorum!"


Dün Twitter hesabım üzerinden bir soru sordum: İşinizi, sektörünüzü değiştirmeyi ne sıklıkla aklınızdan geçiriyorsunuz? dedim. Aldığım yanıtların tamamı "neredeyse her gün" diyordu. 

Sahi, bu kadar ihtiyacımız var mı bu değişime?

Ben, benim çevremdeki birçok insan İstanbul'da yaşıyor. Şehir artık öyle bir hale geldi ki, güneşli bir günde, sabah uyanıp evden sadece yürümek için bile çıksanız, dönüşte dayak yemişsiniz gibi hissediyorsunuz. Kalabalığı, gürültüsü, insanının pürüzlüsü, bu şehirde yaşamayı zor kılıyor.

Bir de bunun üzerine evden işe gidebilmek meselesi, trafiği, metrobüsü, plazasının gelmek - durmak bilmeyen asansörü eklenince, mesai daha başlamadan sıkıntısını gönderiyor. 

Hadi şehir stresi insanın ayarlarını bozuyor da ofisler, işler güçler tek başına bozmuyor mu? Bozmaz olur mu! Aldığım yanıtlardan çoğu, İstanbul'un bu fenalık getiren hallerinden yakınmaktan çok işin kendisinden bunalmaktan söz ediyordu. 

Bize bir şeyler yaptılar...

Sınavlarla filan, bizim hangi işten anladığımızı bulmaya çalıştılar. Bulduklarını sandılar, okullara yerleştirdiler. Belki de sahiden hiçbir zaman arzulamadığımız kariyeri yakalamak için türlü çeşit uzak meseleye hakim olduk. Amacımız bu muydu? Hayır! 

Yola devam ettik. Ait olmadığımız okullar bitti, biz de başlamadan biter gibi olduk. İşler denedik, okuduğumuz, bulaştığımız, öğrendiğimiz, dağıttığımız işler oldu; ait olmadığımız işler... En nihayet öyle böyle birinde tutunduk. Tüm bu "mecburiyetler" arasında tabii ki mutsuzduk. Çünkü ait hissetmiyorduk. 

Kendi tasalarımız yetmezmiş gibi, bir de üzerine insanların, işlerin açmazları eklendi. 

Bitmeyen toplantılar, yok yere yapılan yokuşlar, departmanlar arası çekişmeler... Kendimizi huzurdan yoksun bir yere koyduk. Günümüzün en ayık zamanlarında istemediğimiz bir işi, istemediğimiz bir yerde, istemediğimiz insanlarla yaparken bulduk kendimizi. En azından dün sorduğum soruya aldığım yanıtlar bana bunu gösterdi. 

Sahi, o kadar mutsuz musunuz?
Mutsuz muyuz?

Başlık için Melike'ye teşekkürler!

19.11.13

Mad Men'cilik Oynarken vol.1




2004'ten bu yana, fasılasız kariyer koşturmacasındayım. Hepimizin hayata tutunduğu dal başka, ben de "yazmak" eylemi üzerinden farklı sektörlere girip çıktım. 2007'den bu yana ise reklam - pazarlama dünyasında, türlü çeşit ajansa değdim dokundum. Son yıllarım ister istemez daha "dijital"... 


Zaman içinde öğrendiğim bazı şeyler var ki, onları yazmak istedim artık bir yerlere. Size mi not düşmek olur bu, tarihe mi not düşmek olur bilemem; lakin en çok kendime not düşmektir. 

Her ajans aynıdır, farkı insan yaratır. 

Dedikodusu, kapışması bitmez yerler bunlar. Kimsenin fısır fısır kapı arkasında söylenmekte, başkalarını çekiştirmekte beis görmediği acayip yerler... Akışları da birbirine benzer. Pek çoğunda brief nasıl alınır bilmeyen müşteri temsilcileri, sanki başka bir gezegende yaşayan, farklı birimleri kullanıyormuş gibi izahat veren (çoğunlukla vermeyen) yazılımcıları, çoğu zaman kendi aleminde yaşayan yaratıcı ekipleri ile rengarenk yerler! Bu arada yazılımcıları varsa oturup bir posta şükretmek şart!

Sözü getireceğim yer şu ki; ajansların genel havası hiç değişmez. Sadece o garip yapıları daha yaşanır, çalışılır kılan insanlar olur zaman zaman. Örneğin nefes aldıran bir kreatif direktör... İşlere dokunuşuyla herkesi hafifletir, müşteriyle diyalogu yeni projelerin kapısını daima açık tutar, üretkenliği ve paylaşımcılığı ile ekip arkadaşlarının önünde değil yanında durur. Rabbim, ne güzel insandır o!


Değişim tepeden gelir, tabandan değil!

İşte bu gibi özellikler sergileyen yöneticiler fark yaratır. Ne yazık ki fark yaratan personeller için bu cümleyi kuramayacağım. Zira onlar genel hava itibariyle bozuk olan bir düzene alt sıralardan giriş yapmışlarsa, listenin bir numarasını göremeden Top 20'ye veda ederler. Çünkü zaten birilerine göre akan bir nehrin bozuk yatağını düzeltmek sıradan bir "personel"e mi kalmıştır? Pis be!

İşte o yüzdendir ki bu "vizyon sahibi dimağların" mutlaka üst düzey pozisyonlarda olması, ajansın düze çıkma sürecinde önemli meselelerden biridir. 

Personel mi? Don't take it personel. 


Herkes işini yapsın!

"Ya Ahmet'in "kreatif performansından" memnun değiliz." 
"Sibel müşteriye gitmesin abi, toplantı notu filan alamıyor, brief veremiyor!"

Hacılar! Sükunet... 

Bir ajansın en büyük gürültüsü, bir ekip elemanının diğer ekip elemanının işi üzerine yaptığı konuşmalar sayesinde duyulur olur. 

Evet, aksaklıklar daima vardır. Zaten ben ilk maddede bu tenkiti yaptım gördüğünüz üzere. Lakin herkes ajans kariyerinin ilk gününde, sadece kendi payına düşen işi yaparken, ilerleyen günlerde bir serzeniş bulutuna dönüşür. Bu kaçınılmazdır. Siz konuşmaktan kaçsanız bile, mutfakta birilerine yakalanır onları dinlersiniz. Zamanla direnişiniz kırılır, konuşanlar kervanına katılırsınız.

Halbuki ne güzel olmaz mı Ahmet tasarımlarını yaparken Sibel toplantı notlarını temize çekse? Hı?



#budahabaşlangıç

yok'la'ma!